Barış kimi neden rahatsız eder?

İkinci çözüm sürecine yönelik düzenlenen çerçeve yasa teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Girişimi “siyaset” başlığı altında ele alarak yetersiz bulanlar olduğu gibi “hukuk” penceresinden bakarak anayasaya aykırı olduğunu dile getirenler var. Birazdan değineceğimiz bazıları dışında, meseleye yapıcı eleştiriler ile yaklaşan ve sürecin yolunda gitmesini murat eden herkes eleştirilerinde haklı olabilir.

Ancak; böyle netameli bir meseleye dair sürecin her açıdan kusursuz işlemesi, tarafları tam manasıyla tatmin etmesi veya sürecin mimarlarının toplumsal refleksleri hiçe sayması beklenemezdi. Bazı şeylerin ilk çözüm sürecine göre daha ihtiyatlı yürütüldüğü, siyasi katılımın genişliğine önem verildiği ortada. Ayrıca zikredilmese de sürecin aşamalara bölündüğünü, bir aşama sindirilmeden de bir sonraki aşamaya geçilmeyeceğini anlıyoruz.

Daha açık ifade edecek olursak; toplumun sinir uçları ile oynayan Öcalan’ın statüsü, örgütün yönetici kadrosunun durumu, münfesih örgüt üyelerine meşru siyaset yolunun açılması gibi meseleler bugün için gündemde yok. İktidar unsurları aktarmak istedikleri kadarını aktardıkları için tahminler üstüne konuşmak dışında bir seçeneğimiz de yok. Bazıları devleti yönetenleri Cumhuriyet’in ruhuna ihanet etmekle itham ediyor olsa da ortaya çıkan tablo buna işaret etmiyor. Esasen bir entegrasyon politikası izleniyor, örgüt üyelerini topluma kazandırmaya yönelik yasal altyapı hazırlanırken dış dengelere de ayrıca dikkat edildiğini görüyoruz. Hülasa bu defa iyi çalışılmış bir senaryonun hayata geçirildiği izlenimi veriliyor. Yasadışı unsurların meşru zemine çekilmesi de birilerinin “bölünme” vaveylaları koparmalarının önünü kesiyor.

Süreçten siyasi rant devşirmek isteyenler içinse imkânlar daima sınırsız. Birinci çözüm sürecinde MHP’nin üstlendiği sert milliyetçi misyonu bu defa İYİP üstlenmiş durumda. Partinin genel başkanından milletvekillerine kadar tüm mensupları süreci ve çerçeve yasayı ağır kelamlarla eleştirdiler. Müktesebatları ve siyaseten almak istedikleri pozisyon bunu gerektiriyor olabilir veya süreci gittikçe silindikleri siyasi renk haritasına tutunmak için son bir fırsat olarak görüyor olabilirler. Ancak bu eleştirilerden bir tanesi özellikle dikkat çekici ve yakışıksızdı.

İYİP Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, TBMM komisyonunda yaptığı konuşmada terör suçlarından hüküm giymiş kişilerin topluma dönmesi ihtimali üstünden tepki göstererek “Nasıl evladımı sokağa salacağım?” gibi bir çıkarımda bulundu. Örgütün neye hizmet ettiği, senelerce ne acılara sebep olduğu, örgüte katılan insanların ait olduğu sosyoloji, bu ideolojik aidiyetin nasıl oluştuğu gibi konuşulabilir şeylerin çok dışında, provokatif bir şey söylüyor. Herhangi bir yolla örgüte katılmış ve dolayısıyla suça bulaşmış olan insanları potansiyel tehdit olarak kodlayarak açıkça düşmanlık tohumu ekiyor. Bir kişinin yaptığı eylemin psikolojik altyapısını sorgulamadan, ideolojik inanmışlığın nasıl vücuda geldiğini anlamaya çalışmadan, toplumsal eğilimlerin de bu gençleri buna ittiği gerçeğini görmezden gelerek böyle bir tahlil yapmak talihsizliktir, hatta sorumsuzluktur. Geçmişte suç işlemiş birini sonsuza kadar ontolojik tehdit olarak görmek barış girişimini imkânsızlaştırır.

Kırk seneyi aşkın süre devlet ile örgüt bölgede çatıştı. Örgüt; ülke genelinde sivil halkı hedef alan terör eylemleriyle büyük acılara sebep oldu. Devletin konuya yaklaşımından ötürü kendisini eşit vatandaş olarak görmeyen Kürt nüfusun bir kısmı da kendi kaderlerini tayin etmeleri gerektiğine inandı veya inandırıldı. Doğuştan sorunlu, hain veya kanı bozuk oldukları için değil, devlet ile örgüt arasında sıkışmış olan coğrafyanın açmazları ve bundan faydalanan terör baronları onları buna itti. Tarık Çelenk’in hafta sonunda yazdıklarından ilhamla; kimlikleri kendilerinden büyüktü, dikte edilen davaları insanlıklarının önüne geçti. Onlar da bir ananın evladı, bir gencin abisi, kardeşi, anası, babası idi. Görmezden gelinse de, hakir görülse de, leş muamelesi yapılsa da, aynı ülke sınırları içerisindeki evleri yasa bürüdü, acı feryatlar yükseldi.

70’li yılların siyasi ortamında sönüp giden ideolojik saplantılardan ayakta kalanın Kürt siyasi hareketi olmasının nedenleri üzerine yoğunlaşmayıp, ovada veya dağda hiç farkı yok, sosyolojik bir tabana yaslandığını görmezden gelip, meseleyi “hainlik” düzeyine indirgemenin sonuçlarını yeterince yaşadık. Şimdi barışı konuşuyoruz, silahların gömülmesini ümit ediyoruz. Silahların karşılıksız gömülmeyeceği, adım atılmadan bunun mümkün olmayacağı biliniyorsa, süreci lanetleyenlerin kanın durması için farklı çözüm önerilerini de masaya koymaları gerekiyor. Eğer bunu da yapmıyorlarsa niyet baştan bellidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Boray Acar Arşivi

Nasıl Bir Sol-3

22/07/2026 07:00

Nasıl Bir Sol-2

15/07/2026 07:00

Nasıl bir sol?

01/07/2026 07:00

Küçülen Türkiye…

27/05/2026 07:00