Sorular çok

Uzun süredir hem küresel ölçekte hem de Türkiye’de ekonomi gündemini ABD -İran Savaşı’nın etkileri meşgul ederken geçen hafta bir anda fon piyasasında yaşanılan gelişmeler gündemde ilk sırayı aldı. Aslında bu krizin ayak sesleri çok önceden duyulmuş. Zira Hazine ve Maliye Bakanlığı, SPK, BDDK yöneticilerinin yaptığı açıklamalardan fon piyasasında sorunların olduğu dile getirilmiş. Finansal piyasalar anlık müdahale gerektiren alanlar olduğu için müdahalede yaşanılan gecikmenin sorunun etki alanının genişlemesine yol açtığı görülüyor.

Yaşanılan süreç kamuoyuna fon krizi olarak yansımakla beraber bunun bir manipülasyon krizi olduğu ve sıra dışı bir durumun gerçekleştiği görülüyor. Ekonomik, ahlaki ve bir güven sorunu ile karşı karşıyayız. Bu bağlamda sürecin etkisinin sadece finans sektörü ile sınırlı olmadığı, sorumlularının da sadece piyasa aktörlerini kapsamadığı ve pek çok kesimi içerisinde barındıran zincirleme bir durum ile karşı karşıya kaldığımız söylenebilir. Hal böyle olunca devlet gücü devreye sokularak sorunun büyümesi engellenmeye ve olumlu siyasi refleks ile ortam sakinleştirilmeye çalışılıyor. Nitekim Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek “Piyasalarda yaşanan kredi ve likidite probleminin sınırlı sayıda fonda olduğunu belirterek, genele yayılan bir sistemik risk bulunmadığını, sorunlu fonların tasfiye sürecinin borsayı baskılamayacağını ve karantina uygulamasına geçildiği" yönünde bir açıklamada bulunsa da ne yazık ki sistemik bir sorunun varlığı söz konusu. Sermeye piyasası istikrarı sarsıldı ve ciddi bir yara aldı.

BORSAYA GİRİŞLER DAHA TEMKİNLİ OLACAK

Olayın ekonomik ve sosyal maliyeti şüphesiz ki büyük. Özellikle ülke ekonomisine yönelik güven kaybının yurt içi ve yurt dışı yatırımcı tavrını değiştirebileceği herkesçe bilinen bir gerçeklik. Yaşanılan bu büyük fon travması sonrası finans piyasasına güven sağlamak çok kolay olmayacak. Bu durumda borsadan çıkışlar çoğalırken giriş de daha temkinli olacak. Nitekim kamuoyuna yansıyan bilgilere göre 11-21 Eylül arasında para piyasası fonlarından 253,4 milyar TL’lik bir çıkış yaşandığı öngörülüyor. Bu çıkışların mevduata yönelme eğiliminin yüksek olacağı bekleniyordu. Öyle ki Goldman Sachs analistleri, fon krizinin yaşandığı dönemde para piyasası fonlarından çıkan Türk yatırımcıların tasarruflarının büyük bölümünü muhtemelen Türk lirası mevduata aktardığını söyleyerek paranın görünüşe göre TL mevduata yönelmesinin, politika yapıcıların endişelerini bir süreliğine yatıştırabileceğini belirtti. BDDK verilerine göre de 11-17 Eylül tarihleri arasında toplam TL mevduatlarda 327,9 milyar TL’lik bir artış yaşandığı görüldü. Ayrıca enflasyon beklentisindeki yükseklik göz önüne alındığında dövize ve yastık altı altına yönelim ihtimali de söz konusu. Böyle bir durumda hem enflasyonla mücadelenin hem de tasarrufun sisteme girmesinin zorlaşacağı ihtimali var. Öte yandan fon manipülasyonu özellikle yabancı yatırımcı çekme konusunda verilen mücadeleyi de zedeleme olasılığı yüksek. Üstelik rezerv biriktirme çabası sürerken geçen hafta itibariyle TCMB'nin rezerv satışında görülen artışın dikkat çekici boyuta ulaştığı görüldü.

Tüm bunlar yaşanırken ve sisteme dahil olanların mağduriyetini çözmeye ilişkin yöntemsel tartışmalar sürerken paradan para kazanmayı cazip hale getiren ekonomik koşulların ne zaman ortadan kalkacağı da önemli bir noktayı oluşturuyor. Zira finansal piyasalar güçlü ekonomilerde sorunsuz işler. Ülkemizde sermayeyi tabana yayma ve şirketlerin sermayeye ulaşımını kolaylaştırmak için 2024 yılından itibaren tahvil çıkarmaktan öte halka arz cazip hale getirildi. İşte,

-Halka arz edilen şirketlerde görülen artış ve bu şirketlerin denetlenmesindeki sorunlar

-Enflasyon karşısında satın alma gücünü koruma arayışı içerisinde olan düşük gelir grubundaki vatandaşların bile bu hisseleri alabilmesi,

-Özellikle tabela şirketlerin hisse değerlerinde yaşanılan şişkinliğin alım cazibesini artırması düşük gelirlilerin de sistemin içerisine dahil olmasına neden oldu.

Sonuç itibariyle tüm bu yaşanılan gelişmelerin arka planında yanlış uygulanan politikalar, regülasyon eksikliği, denetim zafiyeti ve yüksek enflasyon ortamının etkili olduğu görülüyor.

ANA PARANIN TAMAMI ALINABİLECEK Mİ?

826 milyar olduğu belirtilen fon ağının yarattığı depremin etkileri sürerken BDDK’dan gelen 131 şirketin tasfiye kararının ardından dikkatler bu defa da SPK’nın son verilerine göre 455 bin 758 tekil yatırımcının paralarına ne zaman ya da ne miktarda ulaşabilecekleri üzerine odaklandı. Her ne kadar SPK fonların ödeme ve tasfiye sürecini belirlese de tasfiye süresinin 6 aya çıkarılması endişeleri artırdı. Ayrıca geri ödeme ve zararın nasıl karşılanacağına ilişkin taahhüt edilen bir miktar yok. Çünkü fonların sahip olduğu varlıkların ne kadara satılacağı belli değil. Bu bağlamda ana paranın tamamının alınabileceği garantisi de yok. Satış emri verenler ile vermeyenler arasında zararın karşılanmasında nasıl bir farklılık olacağı merak edilen diğer sorular arasında. Bu durumda fon sahiplerinin paralarını nasıl alacağı henüz belli olmadığı gibi sorulara kimin yanıt vereceği de belli değil. Yani sorular çok ama henüz tatmin edici yanıtlar yok.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Serap Durusoy Arşivi

İstihdamsız büyüme

03/09/2026 07:00

Esmer günler

09/07/2026 07:00

Alıcı değil izleyici

02/07/2026 07:00

Veriler ne diyor

18/06/2026 07:00