Veriler ne diyor

Yüksek enflasyonun yarattığı ekonomik dengesizlikleri gidermek ve fiyat istikrarını sağlamak için üç yıldır uygulandığı iddia edilen kontrollü kur ve ücretlerin baskılanması üzerinden yürütülen dezenflasyon politikasının başarısında diğer makro verilerin seyri de etkili. Ancak bu hafta takip edilen birçok verinin bu süreci beslemediği görüldü.

Pazartesi günü Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından açıklanan bütçe verisinde merkezi yönetim bütçesi, Mayıs'ta bütçe harcamasındaki yüzde 27 oranındaki artış nedeniyle 298 milyar 223 milyon liraya ulaşırken, Ocak-Mayıs döneminde de 1 trilyon 56 milyar 999 milyon lira açık verdiği görüldü. Söz konusu dönemde özellikle faiz giderlerinin yüzde 51,1 artarak 1 trilyon 262 milyar 642 milyona ulaşmasına rağmen mali disiplin gerekçe gösterilerek ücret artış taleplerinin sürekli olarak gündem dışında tutulmasının dezenflasyon politikasının yükünü ücretlilerin üstlendiğini bir kez daha ortaya koydu.

Diğer taraftan TÜİK tarafından açıklanan Nisan ayına ilişkin sanayi üretimi verisinde aylık yüzde 3,7 ve yıllık ise yüzde 6 oranında görülen artış Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek tarafından küresel ekonomide artan belirsizliklere ve zorlu koşullara rağmen yatırım ve üretimi teşvik eden politikaların bir sonucu olduğu gerekçesiyle memnuniyetle karşılandı. Şimşek bu politikanın Türkiye’yi küresel üretim merkezi haline getirene kadar devam edileceğini belirtti. Ancak bu iyimser söylemin aksine İTO Başkanı Şekib Avdagiç yaptığı değerlendirmede sanayinin milli gelir içerisindeki payının yüzde 25,5’ten yüzde 17,7 gerilediğini bu nedenle sanayiyi büyütecek şekilde ekonomi programının revize edilmesi gerektiğini ifade etti.

Gerçekten de sanayi üretiminin 2023 yılındaki aynı seviyede olduğu dikkate alındığında önemli bir başarı yakalanamadığı görülüyor. Özellikle yüksek teknolojili üretimin gerçekleştirilememesi önemli bir sorun olarak karşımızda duruyor. Sanayicinin finansmana erişim sorunu her geçen gün büyürken sorun nefes kredileri ile çözülmeye çalışılıyor. Yerli üretici finansmana erişimde zorlanırken yabancıya pek çok olanak tanınıyor. Dış siyasal konjonktür kadar içeri de yaşanılan siyasal kriz yatırım ortamının iyileşmesini de olumsuz yönde etkiliyor.

Ayrıca TÜİK’in nisan ayına ilişkin ücretli çalışan sayısı verisinin kompozisyonuna bakıldığında sanayi sektöründe çalışan sayısında aylık bazda yüzde 0,3 gibi sınırlı bir artış söz konusu olsa da yıllık bazda yüzde 2,4 azalış gerçekleşirken imalatta yüzde 6,8, hizmetler de ise yüzde 3,4 artış çarpıklığı ortaya koyuyor.

Bu hafta gelen bir başka veri ise Tarım- ÜFE oldu. Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi (Tarım-ÜFE) Mayıs'ta aylık bazda yüzde 0,61 artarken, yıllık bazda yüzde 43,08 yükseldi. Bu artış dar gelirliyi gıdaya erişimde daha zor günlerin beklediğini ve pazar ve marketlerin alım değil gezme ve izleme alanı haline dönüşünü güçlendiriyor.

Dar gelirli açısından endişe verici diğer veriler arasında inşaat maliyet endeksi ve konut fiyat endeksi verileri yer aldı. Nisan ayında inşaat maliyet endeksinin aylık bazda yüzde 2,73 yıllık bazda ise yüzde 28,58 artış göstermesi bina inşaat maliyetinin de aylık bazda yüzde 2,44 yıllık bazda ise yüzde 27,11 artması konut ve kira fiyatlarındaki artışın habercisi oldu. Diğer yandan Konut Fiyat Endeksi’nin de aylık %1,7 yıllık %24,5 artısı da düşük gelir gurubu açısından dikkate alınması gereken bir durum. Zira TÜİK’in, 2025 yılına ilişkin yayımladığı "hanehalkı tüketim harcaması" istatistiklerinde ülke genelinde hanehalklarının tüketim amaçlı yaptığı harcamalar içinde en düşük gelir grubu olan birinci %20'lik gruptaki hanehalkının gelirinin %38,7'sini konut ve kiraya ayırdığı dikkate alındığında bu artışların düşük gelir grubunun harcama dağılımındaki bozulmayı daha da derinleştireceğini ortaya koyuyor.

TÜİK’in bu hafta açıkladığı bir diğer veri olan nisan ayına ilişkin perakende satış hacminde de aylık yüzde 1,7 azalış görülürken yıllık ise yüzde 11,4 artış gerçekleşti. Şüphesiz ki bu artışın öznesinin asgari ücretli ve emekliler değil. Çünkü 35 bin 174 TL’ye ulaşan açlık sınırının en düşük emekli maaşının neredeyse iki katına yaklaştığı, asgari ücretin ise açlık sınırının 10 bin TL altında kaldığı dikkate alındığında perakende satışlardaki artışın enflasyon olarak karşımıza çıkmasında geçim mücadelesi veren dar gelirlinin sorumlu olamayacağı gayet açık.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Serap Durusoy Arşivi

Yönetim memnun ama…

07/05/2026 07:00

Ekonomideki acı tablo

02/04/2026 07:00