Özlem Özdemir
Umudun Yeni Adı: YENİ Parti
Geçen hafta 24 Temmuz'u bir imzanın zafere döndüğü gün olarak anlatmıştım; Lozan'ın, genç Cumhuriyet'in tapusunun mühürlendiği ve yepyeni bir devletin dünyaca tanındığı gün. Tarih bazen döngülerle konuşur; bu yıl aynı takvim yaprağı bir kez daha bir başlangıca tanıklık etti. 24 Temmuz 2026'da, Özgür Özel ve yol arkadaşı doksan milletvekili, "YENİ Parti"nin kuruluş dilekçesini verdi. Ve o günü seçmeleri tesadüf değildi. Bir milletin en karanlık saatinde masaya oturup bağımsızlığını mühürlediği gün, yine bir umudun doğum günü oldu.
Bunun bir tesadüf olmadığını, kurucuların jestleri de söylüyor. Lozan'ın imzalandığı 24 Temmuz'da yola çıktılar. Tıpkı Mustafa Kemal ve arkadaşlarının 1920'de İlk Meclis'i toplamadan önce yaptığı gibi, Ankara'nın Hacı Bayram Camii'nde Cuma namazı kılarak niyetlerini gökyüzüne emanet ettiler. Günümüzde Kurtuluş Savaşı Müzesi'ne dönüşmüş Birinci Meclis binasının, bu milletin kaderinin bir avuç inançlı insanın elinde yeniden yazıldığı o kutsal çatının, önünde durdular. İlk toplantılarını, Atatürk'ün talimatıyla 1926'da kurulmuş, ilk fahri başkanlığını İsmet Paşa'nın üstlendiği Anadolu Kulübü'nde yaptılar. Bunlar içi boş semboller değil. Bunlar, "Biz o kuruluşun çocuklarıyız, o iradenin mirasçısıyız" demenin en açık, en yürekten biçimi.
DEĞİŞİM MÜMKÜN
Ve işte umudum tam da buradan besleniyor. Çünkü bu ülke en büyük sıçramalarını hep umutsuzluğun en koyu olduğu anlarda yaptı. Anadolu’nun işgal altında olduğu günlerde; önce bir avuç insan bağımsızlığa inandı, sonra o insanlar örgütlendi, savaştı ve kazandı! Yeni Parti'nin bugün taşıdığı umut, o damarın umududur: Tıkanmışlığa, yorgunluğa, "artık hiçbir şey değişmez" karamsarlığına karşı, değişimin hâlâ mümkün olduğunu söyleme cesareti.
Bu cesaretin bir programı da var. YENİ Parti, "korkunun değil umudun, kayırmacılığın değil liyakatin" belirlediği bir yönetim vaat ediyor. Güçlendirilmiş parlamenter sistemi, kuvvetler ayrılığının yeniden tesisini, Meclis'in yeniden güçlenmesini, hukukun ayağa kaldırılmasını ve üretim eksenli bir ekonomiyi hedefliyor. Bu satırları okurken bir tarih yazarı olarak içim ısınıyor; çünkü bunlar yeni icat edilmiş sloganlar değil. Bunlar, Cumhuriyet'in ta kendisi: Egemenliğin kayıtsız şartsız millette olduğu, kimsenin kanun üstünde olmadığı, liyakatin torpile galip geldiği bir memleket. YENİ Parti, bu asırlık vaadi bugüne taşıdığını söylüyor ve ben buna inanıyorum.
SIFIRDAN BAŞLAMAK
Bu yürüyüşün önünde duran isim, Özgür Özel. Manisalı bir eczacı; 2011'den beri Meclis'te, grup başkanvekilliğinden genel başkanlığa uzanan başarılı bir siyasetçi. 2023'te partisinin başına geçti, 2024 yerel seçimlerinde bu ülkenin sandığında birinci olan bir muhalefete liderlik etti. Şimdi de, her şeyi sıfırdan kurmayı göze alarak, bir "iktidar yürüyüşü" başlattı. Yanında 90 arkadaşıyla ki, onlar da tarihin doğru tarafında durmayı göze alanlar olarak anılacaklar. Sıfırdan başlamak kolay değildir; konforu, alışkanlığı, güvenli limanı geride bırakıp bilinmeze yelken açmak, ancak inananların harcıdır. Bizim kuruluşumuzun ruhu da tam olarak buydu zaten: Elindekiyle yetinmeyi reddedip, olması gerekene doğru yürüme cüreti. Ölmeyi dahi göze alarak, öyle değil mi?
Kuşkusuz yol uzun. Yeni doğan her hareket gibi bu da zorluklarla, engellerle, sınavlarla karşılaşacak. Ama unutmayalım: Bu milletin tarihi, imkânsız denileni başaranların tarihidir. Bir kez, elde avuçta hiçbir şey yokken, işgal altındaki bir ülkeden tam bağımsız bir cumhuriyet çıkardık. O günden bize kalan en değerli miras, zenginlik ya da toprak değil; "yapılabilir" inancıdır. YENİ Parti'nin kuruluşunda gördüğüm şey de bu inancın yeniden filizlenmesi: Cumhuriyet'in kurucu heyecanının, bir asır sonra yeni bir kuşağın elinde yeniden hayat bulması.
Bir imza, geçen hafta anlattığımız gibi, ancak arkasında durulduğunda zafere dönüşür. Lozan da imzalandığı gün değil, sonraki yıllarda savunulup üstüne bir devlet inşa edildiği için bir zaferdir. Bugün doğan umut da böyle: Bir kuruluş bildirisinde kalırsa yalnızca bir temenni olur; ama biz yurttaşlar sahip çıkarsak, koruyup büyütürsek, tıpkı bir asır önceki gibi tarihe dönüşür. Çünkü bir mirasın kıymeti, ona kimin sahip çıktığını söylemesiyle değil, halkın onu ne kadar sahiplendiğiyle ölçülür. O terazi bu kez tarihin değil, bizim elimizde. Ve bu umudun kıymetini bilmek de, korumak da, tıpkı Cumhuriyet'i kuranlardan devraldığımız o büyük emanette olduğu gibi, bize düşüyor. Tarih yazma sırası bizde…