Özlem Özdemir

Özlem Özdemir

Vahdettin: Yıldız Sarayı'ndan İngiliz Zırhlısına

Bir yanda vatan uğruna canını siper edenlerin eşsiz destanı, diğer yanda şahsi ikbalini işgalcilerin insafında arayanların trajedisi... Bugünlerde, tarihi gerçekleri eğip bükerek Cumhuriyet’in kurucu iradesini gölgelemeye, "koskoca imparatorluk" nostaljisi üzerinden vatanı paramparça eden padişahları aklamaya çalışan bir zihniyetle sıkça karşılaşıyoruz.

"Kurtuluş Savaşı" kavramının müfredattan çıkarılarak yerine sadece "Millî Mücadele" denilmesi tartışılırken (geçen hafta bu konuyu yazmıştım), bir de son Padişah Vahdettin’in ülkeyi terk edişinin, o utanç verici kaçış gerçeğinin ders kitaplarından silineceği konuşuluyor.

Tarihi fesli delilerden öğrenenlerin; Vahdettin’in sanki direnişi gizlice desteklemiş, Mustafa Kemal'i Anadolu'ya "vatanı kurtarsın" diye göndermiş gibi sunduğunu biliyoruz. Sıra en sonunda Vahdettin’in bir İngiliz zırhlısıyla kaçışının üstünün örtülmeye çalışılmasına geldi. Ancak tarihi, müfredattan silerek değiştiremezsiniz. Bu yersiz çaba, bu vatan için toprağa düşenlere de yapılmış büyük bir haksızlıktır. Atalarımızın hakkını teslim etmek için gelin, sarayın koridorlarından Malaya zırhlısına uzanan o tabloya yeniden bakalım.

Yıldız Sarayı'nda Son Görüşme: 15 Mayıs 1919

"Vahdettin, Mustafa Kemal'i vatanı kurtarması için gönderdi" tezini çürüten en çarpıcı an, Samsun yolculuğundan bir gün önce, 15 Mayıs 1919'da Yıldız Sarayı'nda padişah ile Mustafa Kemal’in yaptığı o son görüşmedir. Aynı gün İzmir Yunan askerlerince işgal edilmiş, Hasan Tahsin ilk kurşunu sıkmış ve Anadolu’da direniş başlamıştır. Fakat Vahdettin'in derdi İzmir'in işgali veya vatanın bütünlüğü değildir. Mustafa Kemal Paşa o tarihi görüşmeyi Nutuk'ta şöyle anlatır: Vahdettin, dizinin üzerinde bir kitapla oturmaktadır. Paşa'ya, "Paşa Paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin... Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir, tarihe geçmiştir. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, devleti kurtarabilirsin!" der.

Mustafa Kemal, "Devleti kurtarmak" sözüyle Vahdettin'in Anadolu'da bir direniş başlatılmasını kastettiğini sanmaz elbet ama bu sözlere şaşırır. Padişahın devamındaki sözleri, şaşkınlığını hızlıca geçirir. Vahdettin, İstanbul'daki İngiliz zırhlılarını pencereden göstererek, İngilizlerin politikalarına uyumlu davranılmasını, Anadolu'daki karışıklıkların (yani halkın işgallere karşı direniş kıvılcımlarının) İngilizleri kızdırmadan bastırılmasını istemektedir. Vahdettin'in "Devleti kurtarabilirsin" dediği şey; İngilizlerin gözüne girmek, işgalcilere yaranmak ve sarayın güvenliğini sağlamaktır. Oysa Mustafa Kemal'in planı sarayı değil, topyekûn bir milleti kurtarmaktır.

Payitahtın Tek Derdi Kendisi

Vahdettin, tahta geçtiği andan itibaren devletin kurtuluşunu milletin gücünde değil, İngiliz Muhipleri Cemiyeti zihniyetinde, yani İngiliz himayesine sığınmakta görmüştü. Mondros Mütarekesi ile ordular terhis edilip ülke işgale açılırken, sarayın tek derdi hanedanın devamlılığını sağlamaktı.

Öyle bir teslimiyetti ki bu; fiziken bir "anahtar" uzatılmasına bile gerek yoktu. 13 Kasım 1918'de düşman donanması İstanbul'a demirlediğinde, o "koskoca" Osmanlı başkentinin siyasi iradesi, idaresi ve anahtarı bizzat Vahdettin'in sessizliğiyle İngiliz Yüksek Komiserliği'ne altın tepside sunulmuştu. Saray kendi şehrinde tutsak olmayı çoktan kabul etmişti. Aynı gün, İstanbul’a gelen ve Boğaz’ı yaran o zırhlılara bakıp "Geldikleri gibi giderler!" diyen Mustafa Kemal’in iradesiyle, o gemilerin amirallerinden medet uman padişahın yolları kesin olarak ayrılmıştı.

Milli Mücadele'ye Sıkılan Kurşun

Saray, Anadolu'daki uyanışı kendi tahtına yönelik en büyük tehdit olarak algıladı. İngilizlerin talebi doğrultusunda, Sevr Antlaşması gibi bu millete yaşama hakkı tanımayan utanç belgesi, bizzat Vahdettin'in topladığı Saltanat Şûrası tarafından kabul edildi.

Direnişi bastırmak için dini duygular da silah olarak kullanıldı. İngiliz uçaklarından Anadolu'ya atılan Şeyhülislam Dürrizade Abdullah fetvalarıyla, vatanı savunan Kuva-yi Milliye birlikleri "asi" ilan edildi. Yetmedi; Mayıs 1920'de, bizzat Vahdettin'in onayıyla, Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları hakkında idam fermanı çıkarıldı. Türk ordusu, bir yanda emperyalistlerle ölüm kalım savaşı verirken, diğer yanda bizzat padişahın silahlandırdığı "Kuva-yi İnzibatiye" isyancılarıyla çatışmak zorunda kaldı.

Bir İngiliz Zırhlısıyla Kaçış

Büyük Taarruz'un zaferle sonuçlanması, İstanbul'daki teslimiyetçi zihniyetin de sonunu hazırladı. 17 Kasım 1922 sabahı Vahdettin, İşgal Kuvvetleri Komutanı General Harington'a yazdığı o utanç verici mektupla İngiltere'ye sığındı:

"İstanbul'da hayatımı tehlikede gördüğümden, İngiltere devlet-i fahimesine iltica ve bir an evvel başka bir yere naklimi talep ederim efendim."

Müslümanların Halifesi ve Osmanlı'nın Sultanı ünvanını taşıyan Vahdettin, bir sabah gizlice arka kapıdan çıkarak İngilizlerin Malaya adlı zırhlısına bindi ve kendi topraklarını terk etti. Arkasında yanmış, yıkılmış ve yoksul Anadolu halkının kanıyla yeniden kurulacak bir vatan bıraktı.

Tarih, kimin ne yaptığını asla unutmaz. Bir tarafta idamı göze alarak "Ya istiklal ya ölüm" diyenlerin kurduğu tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti; diğer tarafta kendi canını kurtarmak için düşman zırhlısına binip kaçan bir padişah. Bugün çocuklara anlatılması gereken asıl ders budur; vatan, payitahtını işgalciye teslim edip İngiliz zırhlısına sığınanların değil, o zırhlılara bakıp "Geldikleri gibi giderler!" diyenlerin eseridir. Bu eser, Mustafa Kemal’in kendinden sonrakilere bıraktığı ebedi bir hazinedir ve hepimizin kanında yaşamaya devam eder. Bu eser, bulundukları makama onun sayesinde gelen birilerinin canı öyle istediği için ya da ders kitapları değiştirilerek yitip gitmez.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Özlem Özdemir Arşivi

Hakkını savunmak

03/05/2026 07:00