Özlem Özdemir

Özlem Özdemir

Koskoca bir çöküşten Kurtuluş Savaşı’na...

Tarihi olayları adlandırma biçimimiz, sadece geçmişi değil, o geçmişe bakış açımızı ve felsefemizi de ele verir. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, geçtiğimiz günlerde müfredatta yer alan “Kurtuluş Savaşı” ifadesi yerine “Millî Mücadele” kullanılacağını ifade etti. Gerekçe olarak da akıllara ziyan bir argüman sundu: "Geride koskoca Osmanlı İmparatorluğu varken, neyden kurtuluyoruz?"

Bu soru, tarihi bağlamından koparmakla kalmıyor, Cumhuriyet’in hangi şartlarda, kime ve neye rağmen kurulduğunu da unutturmaya çalışıyor. Sanki iki kavram birbirinden ayrılabilirmiş ya da bu düşüncenin ardında yatanın bir kelime değişikliğinden fazlası olduğu örtülebilirmiş gibi. Kendisinin bu düşünceleri ne yeni ne farazi. Müfredatta yapılan değişikliklere bakarsak zaten bu söylemiyle birebir örtüştüğü görülür. (Bu konuda yazdığım iki yazımı buraya ekliyorum:

https://www.gazetepencere.com/kose-yazilari/kadinsiz-inkilap-611283h

https://www.gazetepencere.com/kose-yazilari/kadinsiz-inkilap-2-611460h )

Başka memleketlerde kendi ulusal bağımsızlığı ile derdi olanlar milli eğitim bakanı olmadıklarından böyle saçmalıklar yaşanmıyor. Bizde ise bağımsızlığına saygısı olanlara işin doğrusunu devamlı hatırlatma görevi düşüyor. Bu görevden yılmadımsa da artık işin tadı iyice kaçtı diyebilirim. Neyse görevimize yani konumuza dönelim, "Arkada koskoca Osmanlı vardı" denilen o dönemin gerçek tablosuna bir bakalım. Millî Mücadele neden başladı ve Kurtuluş Savaşı ne için yapıldı?

"KOSKOCA" İMPARATORLUĞUN ACI TABLOSU

Yıl 1919. Ortada "koskoca" bir imparatorluk değil; 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi'ni imzalayarak kayıtsız şartsız teslim olmuş, orduları terhis edilmiş, silahlarına el konulmuş, donanması Haliç'e hapsedilmiş bir enkaz vardı. Ülkenin dört bir yanı işgal altındaydı. Devletin kalbi, başkent İstanbul, İngiliz ve İtilaf Devletleri zırhlılarının toplarının gölgesindeydi. Saray ve İstanbul Hükümeti, devleti kurtaracak bir irade göstermek bir yana, işgalcilerle uyum içinde çalışmayı seçmişti. Millî Mücadele'yi başlatanlar, arkalarında onlara destek olan bir "imparatorluk" bulmadılar; aksine, karşılarında İngiliz uçağından Anadolu'ya atılan ihanet fetvalarını, Kuva-yi İnzibatiye (Halifelik Ordusu) adıyla üzerlerine salınan isyancıları ve bizzat padişahın onayıyla Mustafa Kemal ile silah arkadaşları hakkında verilmiş idam fermanlarını buldular.

MİLLÎ MÜCADELE NEDEN BAŞLADI?

Millî Mücadele; saray, hanedan ve İstanbul Hükümeti teslim olduğu için başladı. Amasya Genelgesi, bu tarihi gerçeğin en net itirafıdır. Mustafa Kemal Atatürk, mücadelenin gerekçesini şu cümleyle tarihe kazımıştır:

"Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir. İstanbul Hükümeti, üzerine aldığı sorumluluğun gereğini yerine getirememektedir. Bu durum milletimizi yok olmuş gibi göstermektedir."

İşte Millî Mücadele, devleti yöneten o "koskoca" yapı işlevini yitirdiği, milleti yok oluşa terk ettiği ve imzaladığı Sevr Antlaşması ile Anadolu'yu emperyalistlere parsellediği için başlamak zorundaydı.

NELERDEN KURTULDUK?

Millî Mücadele, bu topyekûn uyanışın, fikrin ve Ankara'da kurulan yeni hukukun, sarsılmaz "milli iradenin" adıdır. Kurtuluş Savaşı ise, (dönemin ifadesiyle İstiklâl Harbi) bu iradenin silahlı, askeri safhasıdır.

Neden mi kurtulduk? (Bu arada “neyden” denmez, “neden” denilir.) Sadece İzmir'de, Antep'te, Maraş'ta yurdumuzu işgal eden emperyalist ordulardan değil; aynı zamanda Sevr'in utancından, kapitülasyonların sömürüsünden ve kendi milletini kendi ikbali için feda eden o teslimiyetçi zihniyetten kurtulduk.

ATATÜRK’ÜN KENDİ SESİYLE TARİHE DÜŞÜLEN NOT

Bugün kelimelerin kökenleri üzerinden yürütülen, "Atatürk Kurtuluş Savaşı demedi" iddiası da tarihi belgelerle paramparça olan bir başka safsatadır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Osmanlı Türkçesinin etkisiyle Arapça kökenli "İstiklâl" (Bağımsızlık) ve "Halâs" (Kurtulma) kelimeleri yaygınken, 1932'de başlayan Dil Devrimi süreciyle birlikte bu dil sadeleşmiş ve millileşmiştir. "Halâskâr" (Kurtarıcı) sıfatı ve İstiklâl Harbi kavramı, bizzat kurucu kadronun ve Atatürk'ün dilinde dönüşüme uğramıştır. 1932'de başlayan Dil Devrimi süreciyle birlikte Arapça "İstiklâl" yerini öz Türkçe "Kurtuluş"a bırakmıştır.

Bunun en somut, en sarsılmaz belgesi bizzat Mustafa Kemal Atatürk'ün kendi sesinde saklıdır. 29 Ekim 1933 günü, Cumhuriyet'in 10. yılında Ankara Hipodromu'nda okuduğu, üzerinde kurşun kalemle bizzat düzeltmeler yaptığı o tarihi 10. Yıl Nutku'na kendi sesiyle şu cümleyle başlamıştır:

"Türk Milleti! Kurtuluş savaşına başladığımızın 15'inci yılındayız."

(bkz. https://filmmirasim.ktb.gov.tr/tr/film/10--yil-nutku-3 )

Dolayısıyla "Kurtuluş Savaşı", sonradan uydurulmuş bir kavram değil; İstiklal mücadelesinin bizzat Başkomutanı tarafından tarihe mühürlenmiş resmi ve bilinçli bir tercihtir.

kurtuluskelimesi

KAVRAMLAR DÜŞÜNCEYİ YANSITIR

Millî Mücadele ve Kurtuluş Savaşı genellikle birbirinin yerine, aynı anlamda kullanılsalar da, aslında birbirini tamamlayan iki ayrı boyutu, zihniyet ve eylem aşamalarını anlatır. Bu iki kavramın altını doğru doldurmak, Atatürk'ün vizyonunu ve Cumhuriyet'e giden yolun taşlarının nasıl döşendiğini anlamak için hayati bir zorunluluktur.

"Millî Mücadele", 1919’dan 1923’e kadar uzanan sürecin tamamını kapsayan en geniş şemsiyedir. Bir milletin topyekûn uyanışını, kendi kaderini eline alışını temsil eder. Mücadele "milli"dir, çünkü gücünü dayatılan hükümlerden değil; yeni hukuktan, kongrelerden ve halkın meşru temsilcilerinden alır.

"Kurtuluş Savaşı" ise, bu geniş kapsamlı Millî Mücadele'nin silahlı, askeri safhasıdır. Mondros ve Sevr ile fiilen parçalanmış, orduları terhis edilmiş, başkenti ve kilit şehirleri işgal edilmiş bir coğrafyanın fiziken özgürleştirilmesi zaruretidir. İzmir'de atılan ilk kurşundan Büyük Taarruz'a uzanan süreçte yurdun işgalcilerden temizlenmesi eylemidir. Amacı, vatan topraklarını "kurtarmaktır".

Sonuç olarak; Kurtuluş Savaşı, Millî Mücadele'nin kılıcıdır. O kılıç kınına girdiğinde, asıl büyük savaş; cehalete ve geri kalmışlığa karşı verilecek olan çağdaşlaşma savaşı yeni başlıyordu. Kurtuluş, asıl büyük hedefin, yani "Kuruluş"un ve aydınlanmanın atılan ilk adımıydı. Anlaşılan bu savaş günümüzde de sürüyor…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Özlem Özdemir Arşivi

Hakkını savunmak

03/05/2026 07:00