Özlem Özdemir
Denizden dünyaya açılan Cumhuriyet: Karadeniz Vapuru 100 yaşında!
Beyaz bir vapur hayal edin... Yeni doğmuş bir cumhuriyetin ruhu ambarlarına yüklenmiş, bu toprakların zenginliği güvertesine nakşedilmiş, Tophane rıhtımından Avrupa'ya açılıyor. Tarih 12 Haziran 1926, bundan 100 yıl önce. Türkiye Cumhuriyeti henüz üç yaşında… Benim için çok özel (Değerli dostum Doç. Dr. Evrim Şencan’ın detaylı araştırmasından hakkında çok şey öğrendim, eline aklına sağlık) ve hayranlık duyduğum bir Cumhuriyet projesini yazdım bugün, herkes bilsin, bilen bilmeyene anlatsın diye…
"BİR VAPUR ALALIM"
1925 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Ticaret Bakanlığı bütçesi görüşülürken küçük ama cesur bir fikir tohumlandı. Avrupa'da sabit bir sergi açmak düşünülmüştü; ancak yabancı ziyaretçi gelip gelmeyeceği belirsizliği bu planı çürüttü. Ticaret Bakanı Ali Cenani Bey kürsüye çıktı ve tarihe geçecek öneriyi yaptı: “Seyr-i Sefainden (Devlet Denizcilik İdaresi) bir vapur alalım. Mesela Karadeniz Vapuru'nu düşündüm... Ambarlarında elektrik tertibatı yaparak meşher haline koyabiliriz."
Sözler hızla eyleme dönüştü. Karadeniz Vapuru 1926'nın mart ayında Haliç Tersanesi'ne çekildi; siyah gövdesi bembeyaz boyandı, kuğu gibi oldu. İki sergi salonu inşa edildi, elektrik tesisatı döşendi. Ürünlerin üzerlerine dört dilde bilgi veren etiketler yapıştırıldı; ünlü ressam İbrahim Çallı'nın fırçasından çıkan Mustafa Kemal portresi salonun baş köşesine asıldı. Gidilen her limanda ev sahibi ülkenin milli marşı çalındı, konserler verildi; İngilizce, Fransızca, Almanca ve Rusça broşürler basıldı. Hatta yabancı tüccarların Türkiye'den ithalat bağlantısı kurabilmesi için stantlar ve vapurda bir İş Bankası şubesi bile açıldı.
CUMHURİYET’İN ÖZETİ BİR GÜVERTE
Peki bu beyaz geminin ambarlarında ne taşınıyordu? Tütün, Kütahya çinileri, Hacı Bekir lokumu, Bursa ve Hereke kumaşları… Üzüm, incir, Edirne sabunu, nakışlar, bakır tepsiler, yün, deri, koza, fındık. Gemideki en ilginç sergi malzemelerinden biri ise canlı Tiftik keçileriydi. Sanayi-i Nefise Mektebi öğrencilerinin heykel, resim ve bibloları ise salonlara sanat soluğu kattı.
Vapurda 180 yolcu, 105 mürettebat yer alıyordu; yolcular Türkiye'nin aydınlarıydı. Aralarında İstiklal Marşı'nın bestecisi Zeki Üngör, ilk Türk kadın gazetecilerden Bedia Arseven, ilk Türk kadın milletvekillerinden Mebrure Gönenç ve şair Orhan Veli Kanık'ın babası müzisyen Veli Kanık da bulunuyordu.
MUDANYA'DA GAZİ’DEN ONAY
Karadeniz Vapuru 12 Haziran'da İstanbul'dan hareket etti; ertesi gün Mudanya'ya yanaştı. Gazi Mustafa Kemal Paşa bizzat gemiye çıktı, her salonu tek tek gezdi ve sergi defterine şunları yazdı: "Sergi muvaffak olmuş bir eserdir. Bende gayet iyi intibalar husule geldi. Teşhir tarzı çok iyidir. Müteşebbislerini takdir ve tebrik ederim." Bu son onay ile gemi Çanakkale Boğazı'nı geçti ve Avrupa'ya yelken açtı.
Bona, Barcelona, Havre, Londra, Amsterdam, Hamburg, Stockholm, Helsinki, Leningrad, Danzig, Gdynia, Kopenhag, Anvers, Marsilya, Cenova, Napoli… On iki ülke, on altı liman... Karadeniz Vapuru sadece bir ticaret gemisi olarak değil, yeni Türk imajını temsil eden bir propaganda aracı olarak da işlev gördü. Gemide verilen balolar, personelin şıklığı ve zarafeti, Batılılarca Cumhuriyet Türkiye'sinin bir aynası olarak değerlendirildi.
Londra'da Türkiye'nin sefiri Ferid Bey vapuru karşıladı; altı gün boyunca İngiliz iş dünyasıyla görüşmeler yapıldı. Napoli'de Türkiye'nin Roma Büyükelçisi Suad Davaz Bey ve İtalyan bir heyet karşılama töreninde hazır bulundu; Riyaset-i Cumhur Orkestrası hem Türk hem İtalyan marşlarını çaldı. Türk mamulat ve sanat eserlerini taşıyan vapur, yaklaşık üç ay süren seyahati boyunca Batılı ülkelerden yoğun övgüler aldı. Ziyaretçi sayısı toplamda 65 bin kişiyi buldu.
100 YIL SONRA YENİDEN AYNI ROTA OLAMAZ MI?
86 gün 22 saatlik yolculuğun ardından Karadeniz Vapuru, 5 Eylül 1926'da Galata Rıhtımına yanaştı; gemi kalabalık bir halk topluluğunun coşkun tezahüratıyla karşılandı. Seferin 40 gün 16 saati hareket halinde, 46 gün 6 saati ise limanlarda geçirilmişti; toplamda yaklaşık 10 bin mil deniz aşılmıştı.
Sonuç olarak Seyyar Sergi girişimi, halkla ilişkiler tabiri henüz kullanılmadan yapılmış planlı bir kamu diplomasisi uygulaması olarak tarihe geçti; destinasyon tanıtımı, imaj yönetimi ve basınla ilişkiler işlevlerini aynı anda yerine getiren erken bir örnek olma özelliğini korudu.
1926'da "eski düşmanları dosta, dostları müşteriye dönüştürmek" amacıyla yola çıkan Karadeniz Vapuru, bugün hâlâ şaşırtıcı derecede güncel bir mesaj taşıyor. Genç Cumhuriyet'in kısıtlı kaynaklar ama büyük hayal gücüyle gerçekleştirdiği bu yolculuk; yüzüncü yılında yalnızca tarihin saygıyla andığı bir anı değil, aynı zamanda sahiplenilmeyi bekleyen bir miras.
Karadeniz Vapuru'nun rotası bugün yeniden oluşturulabilir. Çünkü o gemi bir kez daha kanıtlamıştır: Türkiye, kendini denizden de fevkalâde anlatabilir, düşmanı yeniden dosta dönüştürebilir. Neden olmasın? 100. yılı için bir hayalim vardı ama ne yazık ki ilgilisini bulamadığım için gerçekleştiremedim ama bir yazar olarak şahsen bu mirasın dünyaya anlatılmasında elimden geleni yapmaya hazırım, bu her zaman bu mümkün olabilir, yeter ki bu mirasın önemi fark edilsin.
Kaynakça:
Doç. Dr. Evrim Şencan, Genç Cumhuriyet Karadeniz Vapurunda, Libra Kitap, 2020.
Celil Öztürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin Bir Propaganda ve Tanıtım Hamlesi: 1926 Seyyar Sergi ve Avrupa Seyahati, Belleten, 2019.