Menekşe Tokyay

Menekşe Tokyay

Yeni şeyler

“Her gün bir yerden göçmek ne iyi

Her gün bir yere konmak ne güzel

Bulanmadan, donmadan akmak, ne hoş!

Dünle beraber gitti cancağızım,

Ne kadar söz varsa düne ait

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım…”

Mevlâna Celaleddin Rumi

Hayat, çoğu zaman avucumuzda tutmaya çalıştıkça parmaklarımızın arasından kaçan afacan kum taneleri gibi akıp gidiyor. Ardında kaçırılmış fırsatlar, yarım kalmış hayaller, boşa çıkmış beklentiler bırakıyor.

Böyle zamanlarda insanın önünde iki yol beliriyor: Ya geçmişin muhasebesine saplanıp yaşananlara hayıflanmak, var olanla yetinmek; ya da umutsuzluğa, kötülüğe ve aldatmacalara bulanmadan yeni bir göç yoluna çıkmak, daha aydınlık, daha parlak, daha ümitvar bir yere konmak…

Üniversiteyi bitirip konfor alanından çıkarak yurt dışında kendisine sıfırdan bir hayat kuran da, kırk yıllık evliliğini sonlandırıp kendi hikâyesine yeni bir sayfa açan da, yılların siyasi ezberlerini bozmak pahasına risk alarak yeni oluşumlara yelken açan da aslında aynı yoldan geçiyor. Hepsini buluşturan şey, yılgınlığa, itirazlara ve geçmişin ağırlığına rağmen yeni sözler söyleme, yeni ihtimaller önerme ve yeni adımlar atma cesareti… Mucizeler aramaktan vazgeçip kendi içine, kendi gücüne bakma iradesi…

Düştüğü yerde paramparça kalmaktansa parçalarını birleştirip yeniden tam olabilmek…

Japonların Kintsugi sanatında olduğu gibi, kırılan parçalarını altın tozuyla onarıp yapıştırılan yerin yeniden parlamasını sağlamak, ama bir yandan da kusurları gizlemeyip vurgulayarak mükemmelleştirmek…

Hermann Hesse’nin ünlü Siddhartha romanındaki o müthiş bölümü anımsatırcasına:

“Sanki dünyayı ilk kez görüyormuş gibi etrafına bakındı. Dünya güzeldi, dünya renkliydi, dünya tuhaf ve gizemliydi! Burası maviydi, burası sarıydı, burası yeşildi, gökyüzü ve nehir akıyordu, orman ve dağlar sertti, hepsi güzeldi, hepsi gizemli ve büyülüydü ve bunların ortasında o, Siddharta, uyanan kişi, kendine giden yoldaydı.”

Kendine giden yolda sağlam ve emin adımlarla yürümek… O, en güzeli. O yolculuk, o dünyayı yeniden keşfetme ve uyanış anı, en güzeli…

Peki, milyonlarca çocuğun uzunca bir süredir yoksulluk, madde bağımlılığı, açlık ve susuzlukla sınandığı, istismardan şiddete, akran zorbalığından dijital yalnızlığa, suça sürüklenmeden nitelikli eğitime erişimdeki sınıfsal ayrımlara dek onlarca sorunla boğuşulan bir ülkede yeni şeyler söylemek mümkün mü? Elbette mümkün.

PARTİ PROGRAMI VE ÇOCUKLAR

Özgür Özel liderliğinde kısa süre önce kurulan Yeni Parti, “Ortak Gelecek için” başlığıyla parti programını 24 Temmuz günü açıkladı. Gelin, bu programı “çocuklar” perspektifinden inceleyelim.

“Değişim Çağrısı” başlıklı birinci bölümünde Türkiye’nin kadim tarihi, geçmişten gelen büyük bir devlet birikimi, yetenekli, çalışkan, güçlü ve cesur insan potansiyeli ve geleceğini değiştirmeye yönelik muazzam bir toplumsal enerjisi olan güçlü ve büyük bir ülke olduğuna vurgu yapılıyor. Ancak bugün bu imkânların, vatandaşların refahına, sosyal güvencelere, güvenliğe ve umuda dönüşemediği belirtilerek çocuklarının bugününden ve geleceğinden kaygı duyan ailelere bu düzenin birlikte değiştirilebileceği söyleniyor.

Çocuklara yönelik dijital şiddet, istismar ve nefret içerikleriyle etkili biçimde mücadele edileceği, çocuklara yönelik suçlarda etkin koruma ve yaptırım mekanizmaları kurulacağı vaadinde bulunuluyor. “Çocukların eşit katılımı sosyal devletin ve demokrasinin temel görevi olacaktır,” deniyor. Her çocuk için spor imkânı sağlanması hedefleniyor.

Çocuklar için dijital okuryazarlık, kodlama, yapay zekâ ve yaratıcı teknoloji eğitimlerinin yaygınlaştırılacağı belirtiliyor. Sosyal yardımların çocukları dikkate alan adil ölçütlerle düzenlenmesi öngörülüyor.

Mesleki ve teknik eğitimin çocuk işçiliğine ve emek sömürüsüne izin vermeyecek şekilde düzenleneceğinden, meslek yüksekokullarının uygulamalı ve istihdam odaklı hâle getirileceğinden, çocukların iş gören değil iş öğrenen bireyler olarak nitelikli eğitim alacağından özellikle söz ediliyor.

Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (Lanzarote Sözleşmesi), BM Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmeleri başta olmak üzere çocukların haklarını, hayatlarını ve özgürlüklerini koruyan tüm ulusal ve uluslararası sözleşmelerin uygulanacağı vurgulanıyor.

Burada Lanzarote Sözleşmesi vurgusu önemli çünkü çocukların “evlilik” adı altında istismarının hukuken önünü açıp evlilik yaşının düşürülmesini savunan bazı çevreler bu sözleşmeden çıkılması yönünde bir süredir baskı yapıyordu. Ancak kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesi ve çocuk istismarının önüne geçilmesinin yanı sıra çocuk pornografisi ve fuhuşla önleyici-koruyucu bir ceza hukuku çerçevesinde ülkelerin mücadele edilmesi için Avrupa Konseyi nezdinde imzalanan bu anlaşma oldukça kritik.

Benim de kurucu üyelerinden olduğum Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu’nun uzun zamandır aktif savunuculuğunu yaptığı ücretsiz okul yemeği talebimizle örtüşecek şekilde, yeni parti programında okul sağlığı hizmetleri güçlendirileceğinden, çocuklara sağlıklı beslenme desteği verileceğinden söz ediliyor.

Ancak burada önerim, sağlıklı beslenme desteği ifadesi yerine doğrudan evrensel düzeyde kullanılan ve uygulanan “ücretsiz okul yemeği” ifadesine yer verilmesi. Zira sorunun doğru bir şekilde tanımı, ancak araçların da evrensel standartlarda kullanılan terminoloji ve araç kitiyle mümkün olabilir. Bunun için de muğlak bir “beslenme desteği” ifadesi yerine “ücretsiz okul yemeğine ve okullarda temiz suya erişim hakkı”na yer verilmesi daha doğru olacak.

Ayrıca, programda belirtildiği gibi, okullarda kadrolu temizlik, güvenlik, psikolojik rehberlik ve sağlık personeli bulundurulması da çocukların temiz, güvenli ve sürekli izlenen bir ortamda, insan onuruna yaraşır koşullarda eğitim görmesi için çok kıymetli bir hedef. Buna ek olarak, benim önerim, her okula diyetisyen ataması yapılması ve ücretsiz okul yemeklerinde menülerin bu diyetisyenlerin gözetimi altında hazırlanıp denetlenmesi…

Hiçbir ayrım yapmaksızın tüm çocukların ve yurttaşların kamusal eğitime ücretsiz erişim hakkını güvence altına alacağına da vurgu yapılıyor. Kız çocuklarına eğitimde fırsat eşitliği sağlamak için gerekli her türlü önlem alınacağı, kadınların iş gücünde daha güçlü şekilde yer alması için kız çocuklarının ve kadınların eğitimine önem verileceği; etkin bir yaygın eğitim programı uygulanacağı özellikle belirtiliyor. Bu kapsamda kreş, bakım hizmetleri, ebeveyn izinleri ve çocuk desteklerinin yaygınlaştırılacağı kaydediliyor.

ÇOCUKLARA İKİ BÖLÜM AYRILMIŞ

Bunların yanı sıra programda “Çocuklar” başlığıyla ayrı bir bölüm de düzenlenmiş:

“Çocukları eşitleyen, güçlendiren ve mutlu bir çocukluk dönemi geçirmelerini sağlayan sosyal politikalar hayata geçirilecektir. Çocuğun üstün yararı ilkesine dayalı yaklaşımla, her çocuk sağlıklı, güvenli ve destekleyici bir ortamda büyüme hakkına sahip olacak; tüm kurumlar bu sorumlulukla hareket edecektir.

Lanzarote Sözleşmesi (Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi) ve BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ndeki yükümlülükler yerine getirilecektir.

Çocuk yoksulluğu ve özellikle beş yaş altı çocuklarda gözlenen beslenme sorunları ortadan kaldırılacaktır.

Çocuk işçiliği ve çocuk emeğinin ucuz iş gücü olarak kullanımı ortadan kaldırılacaktır. Sokakta yaşamak zorunda bırakılan, çalıştırılan ve dilendirilen tüm çocuklar kurumsal koruma altına alınacaktır.

Çocukların erken yaşta ve zorla evlendirilmelerine asla izin verilmeyecektir. Çocuk dostu ve onarıcı bir çocuk adalet sistemi inşa edilecektir.”

Bununla da yetinilmemiş, “Öğrenmeyi Seven, Yeteneklerini Geliştiren, Mutlu Çocuklar” diye ayrı bir başlık altında yeni hedefler de sıralanmış:

Yeni Parti, okul öncesi eğitimi çocukların bilişsel, duygusal, sosyal ve fiziksel gelişimlerinin temeli olarak görmekte, bir ayrıcalık değil hak olarak tanımlamaktadır. 5 yaş grubu çocuklar için en az bir yıl okul öncesi eğitim ücretsiz ve zorunlu olacak; 3-4 yaş grubunun zorunlu eğitim kapsamına alınmasına yönelik çalışmalar yapılacaktır.

Erken yaşlardan itibaren verilecek eğitimlerle tüm çocukların en az bir yabancı dili iyi düzeyde okuma, anlama, yazma ve konuşma becerilerini kazanması sağlanacaktır. Çocukların ilgi ve yeteneklerini geliştirecek kulüp, proje ve sosyal faaliyet alanları artırılacaktır.

Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilecektir.

Akran zorbalığı, dijital bağımlılık, madde bağımlılığı ve şiddetle mücadelede okullar koruyucu merkezler haline getirilecektir.

Mesleki ve teknik eğitim çağın ihtiyaçlarıyla uyumlu hâle getirilecek; çocuk emeğinin sömürülmesine izin verilmeyecektir.

SOSYAL REFAH ALANINA DÖNÜŞECEK OLAN OKULLAR

Bu hedeflerin bütünü, okulları koruyucu merkezler ve sosyal refah alanları haline getirme vaadini taşıyor. Bu açıdan çok kıymetli. Ancak bunun için de her okulda öğrenci sayısına göre belirlenmiş bir psikolojik danışman, sosyal hizmet uzmanı, hemşire ve özel eğitim personeli standardı bulunmalı. Akran zorbalığı karşısında çocukların kolayca ulaşabileceği gizli bildirim kanalları kurulmalı. Yalnızca cezalandırmaya değil, mağduru korumaya, zorbalık yapan çocuğun davranışının nedenlerini anlamaya ve ilişkileri onarmaya dayalı okul temelli bir sistem benimsenmeli.

Ayrıca on sekiz yaşın altındaki hiçbir çocuğun tehlikeli işlerde çalıştırılmaması, iş yerlerinin bağımsız biçimde denetlenmesi, eğitim saatlerinin üretimin ihtiyaçlarına göre değil, çocuğun gelişimine göre belirlenmesi de gerekiyor. Çocuğun çalışmak zorunda kalmasının ardındaki aile yoksulluğu ve nitelikli kamusal eğitime erişimdeki sorunlar giderilmeden çocuk işçiliğiyle mücadelede kalıcı başarı sağlanamaz.

Ve bütün bunlar çocuklara rağmen değil, çocuklarla birlikte yapılmalı. Okul yemeğinin menüsünden oyun alanlarının tasarımına, dijital güvenlik kurallarından ulaşım politikalarına kadar çocukların görüşleri alınmalı. Bunun için de Yeni Parti’nin çocuk politikasında “çocuk danışmanları” olması, onların okul, aile, mahalle ve dijital ortamda karşılaştıkları sorunların ve beklentilerin de parti programı ve vaatlerine yansıması gerekiyor.

Belediyelerde çocuk meclisleri göstermelik yapılardan çıkarılmalı; okullarda öğrencilerin kullanımı hakkında söz sahibi olduğu katılımcı bütçeler oluşturulmalı. Çocuklar yalnızca korunacak kişiler değil, yaşamları hakkında söz söyleme hakkına sahip yurttaşlardır. Çocukların politika tasarımı, uygulama ve değerlendirme süreçlerine katılması, geliştirilen politikaların daha etkili ve ihtiyaçlara daha uygun olmasını sağlar.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2025 yılı parti programında da çocukları eşitleyen, güçlendiren ve mutlu bir çocukluk dönemi geçirmelerini sağlayan sosyal politikaların hayata geçirilmesine dair hedeflerin sıralandığı “Mutlu ve Güçlü Çocuklar” başlığı vardı. Bu bölümle büyük ölçüde benzer hedeflerin Yeni Parti’ye de taşınması, bu süreci yürütecek kadroların da Özgür Özel liderliğinde çalışacağının güçlü bir göstergesi.

Yeni Parti programının çocuk boyutu, Türkiye’de alışık olduğumuz pek çok siyasi programın ötesinde güçlü ve hak temelli. Çocuk yoksulluğundan okul yemeğine, dijital güvenlikten çocuk işçiliğine kadar temel sorunların büyük bölümünü görüyor, kök sebeplere iniyor ve doğru bir yön tarif ediyor.

BÜTÇELENDİRME HEDEFLERİ

Bundan sonra atılacak adım, bunların hangi bütçeyle, hangi takvimle, hangi kurumların iş birliğiyle ve hangi ölçütlerle hayata geçirileceği konusunda kamuoyunu bilgilendirmek olmalı. Her hedefin bir bütçesi, takvimi, sorumlu kurumu ve kamuoyuna açıklanacak başarı ölçütü bulunmalı.

Örneğin, anaokulundan lise son sınıfa kadar tüm devlet okullarında ücretsiz okul yemeği verilmesi durumunda bunun maliyeti ve hangi kaynaklardan bütçe aktarımı olabileceği konusunda ekonomist Kerim Rota’nın çok kıymetli hesaplamaları olmuştu. Bu ve benzeri takvimlendirme ve maliyet hesaplama çalışmaları, bu hedeflerin toplum nezdinde görünürlüğünü ve akılda kalıcılığını artıracaktır.

Dünya Gıda Programı’nın analizlerine göre okul yemeklerine yapılan her bir dolarlık yatırımın sağlık, eğitim ve ekonomik kazanımlarla 35 dolara kadar toplumsal fayda sağladığını da unutmamalı.

Ayrıca birçok yazımda da vurguladığım gibi, Türkiye’nin bir çocuk bütçesine ihtiyacı var. Merkezi yönetimden belediyelere kadar çocuklar için ne kadar kaynak ayrıldığı, bu kaynağın hangi yaş grubuna, hangi bölgeye ve hangi hizmete harcandığı açık biçimde görülebilmeli. Çocuklarla ilgili her kanun, bütçe kararı ve kamu yatırımına “çocuk hakları etki analizi” yapılmalı.

Böylece çocukların adı bütçe konuşmalarında yalnızca temenni olarak değil, somut bir harcama ve sorumluluk kalemi olarak yer almalı. Örneğin, UNICEF’in çocuk odaklı bütçeleme yaklaşımı da politikaların, maliyetlerin ve sonuçların şeffaf biçimde izlenmesini temel alıyor.

Bu konuda ücretsiz kreşten okul beslenmesi desteğine kadar bu zamana dek birçok belediyenin bu zamana kadar yürüttüğü çocuk dostu yerel desteklerin birer iyi uygulama örneği olarak alınması ve yaygınlaştırılması için hedefler belirlenmesi ve doğru bir bütçelendirmeyle desteklenmesi gerekiyor.

Çocukluk çoğumuzun yüreğinde kalan biricik özlem… Mevlâna “Her şey dünde kaldı” diyor… İleriye, ilerlemeye ve söylenen “yeni” şeylerin çocukların yaşamına nasıl yansıyacağına bakmak lazım… Çocuklar için de yeniliğe adım atalım.

* Bu yazı, perspektif.online adresinden alınmıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Menekşe Tokyay Arşivi

Hüzünlüyüm

26/04/2026 07:00