Menekşe Tokyay

Menekşe Tokyay

Yapay zekâ, kadınların altındaki sandalyeyi çekecek mi?

Yapay zekâyla ilgili her gün karşımıza yepyeni haberler ve bilgiler çıkıyor.

Bilim insanları, yapay zekâyla doğada bulunmayan, işlevsel virüsler tasarlıyor. Dünya çapında veri merkezlerindeki yapay zekâ çiplerinin sayısının birkaç yıl içinde 200 milyona çıkması bekleniyor. Küresel yapay zekâ altyapı yatırımlarının yakın bir tarihte 1 trilyon doları aşacağı tahmin ediliyor. Enerji tüketimi yüksek olan yapay zekâ veri merkezlerinin uzaya taşınması yönünde tartışmalar sürüyor.

Pulitzer ödüllü Harvard’lı tarih profesörü Jill Lepore, son kitabı Yapay Devletin Yükselişi ve Düşüşü’nde teknolojinin devleti dönüştürdüğünü, seçmenlerin kime oy vereceklerini bile yapay zekâya sorduğu, siyasi kampanyaların yapay zekâyla hazırlandığı bir dönemde ulus devletlerin işlevlerinin giderek özel şirketlere kaydığını söylüyor ve bunu “yapay devlet” kavramıyla açıklıyor. Birçok hükümet, yapay zekâ kullanımına ilişkin kapsamlı ulusal stratejiler hazırlıyor.

Yapay zekâ, artık herkesin ortak merak konusu… Teknolojik gelişmelerin etkisiyle yok olmaya yüz tutmuş meslekler, dönüşmesi beklenen meslekler, henüz ismini bile doğru telaffuz edemediğimiz yeni meslekler…

Şu anda ilkokul çağında olan çocuklar, 2035 ve sonrasında iş hayatına atılacaklar. Yapay zekâ ve otomasyon bu kuşağın kariyerini şekillendiren ana unsurlar olacak.

İnsanlık elbette bu değişime de ayak uyduracak. Yeni beceriler öğreneceğiz. Daha verimli, daha hızlı, belki daha yaratıcı olacağız.

Ama teknolojik dönüşümlerin pek anlatılmayan başka bir yanı daha var: Değişimin faturası herkese eşit çıkmıyor.

DEĞİŞİMİN FATURASI

Kimin işi önce dönüşecek? Kim yeniden eğitim alma fırsatı bulabilecek? Kim işini kaybettiğinde birkaç ay bekleyebilecek maddi güvenceye sahip? Kim, yıllarca biriktirdiği mesleki deneyimin bir sabah “artık bunu yapay zekâ da yapabiliyor” cümlesiyle değersizleştiğini hissedecek?

Yapay zekânın ilgiyi artırdığı iş kolları var. The New York Times’ta temmuz sonunda çıkan bir araştırma dosyasına göre ABD’de veri merkezi inşaatlarındaki artış, elektrikçiler ve marangozları yüksek maaşlarla kırsal bölgelere çekiyor. OpenAI, Meta ve Google gibi şirketler, bu işçileri yetiştirmek üzere sendikalara ve eğitim programlarına milyonlarca dolar kaynak aktarıyor. Bu inşaat balonu patladığında bu vasıflı işgücünün akıbetinin ne olacağı ise henüz belirsiz.

Yine The New York Times’ta geçen gün çok önemli bir analiz yazısı daha yayımlandı. Yazının bir noktasında yeteneklerdeki sıçramalar sonucunda, iş gücü piyasasında büyük değişiklikler yaşanacağı konusunda ekonomistlerin uyarılarına yer veriliyordu. Örneğein Stanford Üniversitesi Digital Economy Lab Direktörü ve ekonomist Erik Brynjolfsson, “Milyonlarca iş ortadan kalkacak, milyonlarca yeni iş yaratılacak,” diyordu.

Ve belki de en önemlisi: Bütün bunların kadınlarla erkekler üzerindeki etkisi gerçekten aynı mı olacak? Toplumsal cinsiyet eşitliği, yapay zekâ karşısında nasıl bir sınav verecek?

Çocuk bakımı, hemşirelik, yaşlı bakımı gibi insan temasının, şefkatin, sezginin, empatinin ve karşılıklı ilişkinin önemli olduğu alanlarda çalışanların büyük bölümü kadın. Dolayısıyla yapay zekâ çağında kadınların işlerinin görece daha güvende olacağını varsaymak mümkün.

KADINLARIN YOĞUN OLDUĞU İŞLERDE SON DURUM

Fakat konuya biraz daha yakından baktığınızda bambaşka bir manzara çıkıyor karşınıza.

Avustralya’dan gelen son veriler, bu konuya pek de iç açıcı bir tablo sunmuyor.

Avustralya hükümetine bağlı Jobs and Skills Australia’nın son verileri üzerine bağımsız haber platformu The Conversation tarafından yapılan bir analiz, kadınların yoğun olarak çalıştığı birçok mesleğin yapay zekâ destekli otomasyona en açık işler arasında bulunduğunu gösteriyor.

Kurum, çalışanların yaptığı görevlerin yapay zekâ teknolojileri tarafından ne ölçüde yerine getirilebileceğini hesaplayarak mesleklere bir tür “otomasyona maruz kalma” puanı veriyor.

Listenin üst sıralarında ne var dersiniz? Büro işleri. İdari görevler. İnsan kaynakları. Ofis destek hizmetleri. Yani yıllarca çalışma hayatının görünmez çarklarını döndüren işler…

Telefonu açan, randevuyu ayarlayan, faturayı işleyen, bordroyu hazırlayan, toplantının saatini değiştiren, dosyayı bulan, hesabı kontrol eden, bir kurumun gündelik hayatının dağılmasını engelleyen insanlar…

Ve bu insanların çok büyük bölümü kadın. Büro ve idari işlerde çalışanların yüzde 70’inden fazlasını kadınlar oluşturuyor. Daha da çarpıcı olanı, bu alan tek başına Avustralya’daki kadın istihdamının yaklaşık beşte birini barındırıyor.

Otomasyon riskinin en yüksek olduğu 20 mesleğin 15’inde kadınlar çoğunlukta. Beşinde ise kadınların oranı yüzde 80’i aşıyor. Sekreterler, resepsiyon görevlileri, ön muhasebe çalışanları, muhasebe, insan kaynakları ve bordro görevlileri… Bir zamanlar “beyaz yakalı ve güvenli” kabul edilen birçok iş, şimdi teknolojik dönüşümün ön cephesinde.

Listenin diğer ucuna baktığınızda ise toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda çok acı bir gerçeklikle karşı karşıya kalıyorsunuz. Otomasyona en az maruz kalan 20 mesleğin 17’sinde erkekler çoğunlukta.

Oysa yapay zekâyı çoğu zaman son derece nötr bir teknolojiymiş gibi konuşuyoruz. Sanki gökten inmiş, herkese aynı mesafede duran, kimin kadın kimin erkek olduğunu bilmeyen bir makine…

TEKNOLOJİ CİNSİYET KÖRÜ DEĞİL

Ama ne yazık ki sahadaki gerçeklik bundan farklı. Teknoloji, zaten var olan bir işgücü piyasasının içine geliyor. Kadınların ve erkeklerin farklı mesleklerde yoğunlaştığı, bakım yükünün eşit dağılmadığı, kadınların kariyerlerinin çocuk doğurduklarında daha sık kesintiye uğradığı, ücret ve terfi eşitsizliklerinin hâlâ varlığını koruduğu bir dünyanın içine yerleşiyor.

Teknoloji ister istemez mevcut toplumsal ve ekonomik yapılar içinde tasarlandığı, eğitildiği ve kullanıma sunulduğu için, bir ülkede var olan toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini yeniden üretebiliyor. Bu da kadınların yapay zekânın geliştirilmesi ve benimsenmesi süreçlerinde yeterince temsil edilmemesi ve mevcut eşitsizliklerin daha da büyümesi gibi bir sonuç doğuruyor.

Avustralya’daki iş ilanları da oldukça ilginç. Haziran 2026’da kişisel asistan ve ön muhasebe çalışanlarına yönelik ilanların sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 22 oranında gerilemiş. Genel büro çalışanları için açık pozisyonlarda da yaklaşık yüzde 9’luk düşüş yaşanmış.

Üstelik yapay zekâ ve otomasyona daha az açık bazı mesleklerde tam tersine çalışan talebi artıyor. Beton işçilerine yönelik ilanlar yüzde 5,5, elektrikçilere yönelik ilanlar yüzde 14,3 yükselmiş.

ILO’NUN UYARILARI

Avustralya sadece bir örnek. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) bu yılın mart ayında benzer bir uyarıda bulunmuş, erkeklere kıyasla kadınların -otomasyona daha açık işlere yoğunlaştıkları ve teknoloji ve bilim alanlarında yeterince temsil edilmedikleri için- yapay zekâ kaynaklı istihdam sorunlarıyla daha fazla karşılaşacağını belirtmişti.

ILO’nun yaptığı araştırmaya göre, verilerin mevcut olduğu ülkelerde kadınların ağırlıklı olarak çalıştığı mesleklerin üretken yapay zekâya (GenAI) maruz kalma olasılığı, erkeklerin yoğun olduğu mesleklere kıyasla neredeyse iki kat daha yüksek. Kadınların ağırlıkta olduğu mesleklerin yaklaşık üçte biri üretken yapay zekânın etkisine açıkken, bu oran erkeklerin ağırlıkta olduğu mesleklerde yalnızca yüzde 16.

Yüksek otomasyon riski söz konusu olduğunda ise fark çok daha çarpıcı hale geliyor: Kadınların yoğun olarak çalıştığı mesleklerin yüzde 16’sı otomasyona en yüksek düzeyde maruz kalan kategorilerde yer alırken, erkeklerin ağırlıkta olduğu mesleklerde bu oran yalnızca yüzde 3.

Mesleklerdeki cinsiyete dayalı ayrışma, ILO araştırmasında da karşımıza çıkıyor. Kadınlar; sekreterlik, resepsiyon görevlisi, bordro işlemleri ve muhasebe asistanlığı gibi büro, idari işler ve işletme destek hizmetlerinde yoğun biçimde istihdam ediliyor. Bu mesleklerdeki görevlerin önemli bir bölümü rutin olduğu ve belirli kurallarla yürütüldüğü için, üretken yapay zekâ tarafından ikame edilme riski de daha yüksek.

Buna karşılık erkekler, inşaat, imalat ve kol gücüne dayalı mesleklerde daha fazla temsil edildikleri için bu alanlardaki görevlerin otomatikleştirilmesi görece daha zor.

Elbette buradan “bu işleri yapay zekâ yok etti” sonucuna varamayız. Ekonomik yavaşlamadan şirketlerin personel politikalarına kadar pek çok başka etken var.

Ama rakamların kadın istihdamına dair işaret ettiği gidişatı da görmezden gelemeyiz. Zira bir sabah binlerce insanın kapısına “artık size ihtiyacımız yok” yazılı bir zarf bırakılmıyor. Önce yeni eleman alınmıyor. Boşalan kadronun yerine biri getirilmiyor. Ardından üç kişinin yaptığı işi iki kişi, iki kişinin yaptığı işi bir kişi yapmaya başlıyor. Buna yönelik bir yazılım devreye giriyor. Bir görev otomatikleşiyor. İnsan, kolaylıkla denklemden çıkarılıyor.

İNSAN EMEĞİNİN ÖNEMİ

Ama “bir işi yapabilmek” ile “bir insanın yaptığı işin bütün anlamını taşıyabilmek” aynı şey değil. Belki önümüzdeki yılların en önemli tartışmalarından biri de bu olacak. İnsanın yaptığı işin hangi kısmına gerçekten değer veriyoruz? Sadece üretkenliğine mi? Hızına mı? Yoksa deneyimine, ilişkilerine, sezgisine, o işin içine yıllar boyunca kattığı görünmez emeğe de mi?

Yapay zekâ konusunda en sık duyduğumuz cümlelerden biri şu: “Çalışanların yeni beceriler edinmesi gerekiyor.” Doğru. Ama burada küçük görünen, aslında devasa bir soru var: Hangi çalışanların? Ve hangi imkânlarla?

Kırk beş yaşında, iki çocuk büyütmüş, yirmi yıldır bordro bölümünde çalışan bir kadına “geleceğin mesleklerine yönel” demek kolay. Peki ama nasıl? Çalışırken mi eğitim alacak? Eğitimin parasını kim ödeyecek? Çocuklarına kim bakacak? Yeni bir sektöre geçtiğinde yirmi yıllık kıdemini, gelirini ve mesleki statüsünü kaybetmeyecek mi?

Bir ülkenin yapay zekâ politikasını yalnızca teknoloji yatırımları, veri merkezleri ve verimlilik rakamları üzerinden kurmak yerine, işin toplumsal cinsiyet eşitliği boyutuna da daha güçlü bir perspektif ve vizyonla odaklanmak gerekiyor.

Tıpkı Yapay Zekâ Ofisi kuran Avustralya hükümetinin politika ve kararlarında bu ofisin çalışmaları ve verilerini dikkate alması gibi, Türkiye’nin de artık bu alanda ayakları yere basan politikalar geliştirmesi, istihdam piyasası için proaktif çözüm önerileri sunması gerekiyor.

Bir sosyal devlette, “Dönüşüm kaçınılmazsa, bedelini kim ödeyecek?” sorusunun yanıtı önemli. Risk altındaki mesleklerde çalışanların yüzde kaçının kadın olduğunun tespit edilip, bu alanda gereken beceri aktarımına dair politikalar geliştirmek önemli. Toplumsal cinsiyete duyarlı, eşitlikçi bir ekonomi ve güçlü bir sosyal politika bunu gerektiriyor.

Köşe yazım bittiğinde, kızım büyük bir merakla başlığın ne olacağını sordu. Ve o anda yaptığı sağduyulu bir yorum beni çok etkiledi: “Kadınların altındaki sandalyeyi çekmesinler. Sonra canları acır.” Yapay zekânın istihdam piyasası üzerindeki etkileri, emeğiyle çalışan kadınların canını acıtmasın.

*Bu yazı perspektif.online adresinden alınmıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Menekşe Tokyay Arşivi

Yeni şeyler

02/08/2026 07:00

Hüzünlüyüm

26/04/2026 07:00