Menekşe Tokyay

Menekşe Tokyay

2026’dan dilekleriniz nedir çocuklar?

Her yıl olduğu gibi bu yıl da geleneği sürdürelim: Çocukların geçtiğimiz on iki ay boyunca hangi koşullarda yaşadığını, çocukların iyi olma hallerine dair hangi alanlarda ilerleme sağlandığını ve hangi alanlarda ciddi kayıplar yaşandığını değerlendirelim. Çünkü çocukların bir yılı nasıl geçirdiği, uygulanan politikaların gerçek etkisini en çıplak hâliyle ortaya koyuyor.

Bir ülkenin çocuk politikası, matruşkalar gibidir. İç içe geçmiş pek çok katmandan oluşur, o katmanların her biri bir diğeriyle doğrudan bağlantılıdır. Bir yerde oluşan boşluk, başka bir yerde çok daha ağır bir sorun olarak karşımıza çıkar.

Bu yıl çocuklardan söz edildiğinde ne yazık ki ikinci kelime çoğu zaman “çeteler” oldu. Yeni nesil mafyanın çocuk tetikçileri… Özellikle Minguzzi cinayetinin ardından çocuk adalet sisteminin yeniden ele alınmasına dair tartışmalar alevlendi.

Suça Sürüklenen Çocuklar

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın çocuk yaşta çete üyelerine ilişkin hazırladığı 300 sayfalık iddianame, her dört suçtan birine çocukların karıştığını ortaya koyuyor. 14–18 yaş aralığında, ailevi sorunlar yaşayan, kendine yeni bir “kimlik” arayan, eğitimden kopmuş, yoksullukla boğuşan, madde bağımlılığıyla tanışmış çocuklar özellikle hedef alınıyor. Çocukları bir “insan kaynağı” gibi gören, karanlık ve örgütlü bir sistem bu.

Bu çocuklar bir sabah uyanıp “suç işlemeye” karar vermiyor. Bu çocuklar suçlu doğmuyor. Matruşkanın her katmanında başka bir boşluk var: Okulun eğitim sistemi içinde tutamadığı ve devamsızlığını izlemediği, ailenin ya da bakımverenin koruyamadığı, sosyal hizmetlerin radarına giremeyen, istismar ve şiddetten korunamayan, ihmal edilmiş ve “görülmemiş” hayatların sonucu olan çocuklar… Çeteler tam da bu boşluklardan sızıyor. Gelecekten umudunu kesen çocukların bu karanlık kestirme yollara girmesini istiyorlar. Hızlı para, sahte bir aidiyet duygusu ve güç hissi sunuyorlar. Hem de en acımasız biçimiyle…

Çocuk çeteleri meselesi buzdağının yalnızca görünen yüzü. Altında ise eğitimden kopuş, kentsel adaletsizlik, temel ihtiyaçların karşılanamaması, derinleşen yoksulluk ve giderek yalnızlaşıp buna karşı öfkelenen çocukluklar yatıyor. Tam da bu noktada, uzun süredir uzmanların altını çizdiği “çocuk izlem sistemi” ihtiyacı kendini dayatıyor. Bu çocuklar suça sürüklenmeden önce neredeydi? Okulda mıydı? Sosyal hizmetlerin kayıtlarında mıydı? Yoksa uyuşturucu çetelerinin ağında mı kaybolmuştu?

Resmî veriler ürkütücü: 2017–2021 yılları arasında güvenlik birimlerine 2,3 milyon çocuk getirildi. Günde 1311, saatte 55 çocuk… Suçun ya faili ya da mağduru olarak… Sadece geçen yıl, 185 bin suça sürüklenen çocuk hakkında 200 bini aşkın dava açıldı. En yaygın suç türleri ise “mal varlığına” ve “vücut dokunulmazlığına” karşı işlenenler… Ayrıca, kapalı infaz kurumlarına gönderilen çocuklar da tahliye sonrasında yeniden suça sürükleniyorlar.

Bugün Adalet Bakanlığı ve baroların çocuk hakları komisyonları bu tabloyu derinlemesine tartışıyor. Cezaların artırılması ile çocuk suçluluğu arasındaki ilişkinin gerçekten caydırıcı olup olmadığı sorgulanıyor. Dünyadaki farklı ıslah modelleri ve onarıcı adalet çözümlerini inceleniyor. Pek çok ülkede çocuk suçluluğu artık yalnızca ceza hukukunun değil; sosyal politikanın ve eğitim sisteminin de temel meselesi olarak ele alınıyor. Ve adaletin temel ölçütü de, çocuğun üstün yararını gözetmek ve çocuğun yaşam koşullarını iyileştirmek oluyor. Bu sistemler çocuğu cezalandırmaya odaklanmak yerine, onu suça sürükleyen nedenleri tespit edip koruyucu-önleyici tedbirleri artırıyor; suç işlenmeden risk altındaki aile ve çocuklara sosyo-ekonomik ve psikolojik destek veriliyor.

Eğitimden Kopuş

Eğitim Reformu Girişimi’nin 2025 Eğitim İzleme Raporu’na göre 1,4 milyon çocuk örgün eğitimin dışında. Özellikle 14–17 yaş grubunda eğitim dışı kalma oranı son iki yıldır yüzde 8’in üzerinde. Muş, Ağrı ve Şanlıurfa’da ise bu yaş grubunda neredeyse her üç çocuktan biri okulun dışında.

Bu sadece “okula gitmemek” meselesi de değil. Bu çocuklar aynı zamanda çocuk koruma ve izleme mekanizmalarının da dışına düşüyor. Sistem, onların bugününü ve geleceğini ailelerinin ve yakın çevrelerinin insafına bırakıyor; çünkü onlara ulaşamıyor. Okulu da çocuklar için cazip bir sosyal refah alanına dönüştüremiyor.

Bu yılın en çarpıcı haberlerinden biri, yıllardır okula gitmeden, aşıları yapılmadan, boğazından sıcak bir çorba geçmeden bir güvercin kümesinde yaşayan 11 yaşındaki bedensel engelli Adnan’dı. Bir derneğin ihbar üzerine ulaşmasına kadar, Adnan’ı hiçbirimiz görmemiştik, duymamıştık, anlamamıştık. İşte örgün eğitimin dışında olduğu belirlenen 1,4 milyon çocuğun içinde nice Adnan’lar var. Kimisi erken yaşta zorla evlendiriliyor. Kimisi hane gelirine katkı sağlasın diye çalıştırılıyor; hayalleri tornacı ya da araba tamircisi olmakla sınırlanıyor. Çocuk yaşta doğum sonucu sakatlanmalardan, denetimsiz işyerlerindeki iş kazalarına; ihmalden istismara kadar pek çok hak ihlalini birinci elden yaşıyorlar. Onların acısını ve imdadını bazen sadece güvercinler işitiyor.

Ücretsiz Okul Yemeği

2025’te çocukların en yakıcı sorunlarından biri de beslenme oldu. Ben dahil pek çok hak savunucusu, akademisyen ve sivil toplum çalışanı, çocukların ücretsiz okul yemeğine ve temiz suya erişiminin bir “yardım” değil, temel bir hak olduğunu ısrarla vurguladık. Bu konuda karar alıcılara çağrıda bulunduk. Nedenimiz de basitti: Dünyada 112 ülkede toplam 466 milyon çocuk ücretsiz okul yemeğinden faydalanıyorsa, neden güzel ülkemizin güzel çocukları da aynı haktan yararlanmasın?

Bugün geldiğimiz noktada tablo şu: Her dört çocuktan biri okula aç gidiyor. Her beş çocuktan biri haftada en az bir öğün atlıyor. On çocuktan dördü yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında. Çocukların % 5,5’u yetersiz beslenmeye bağlı bodurluk yaşıyor. Ailesinden alınma riski altındaki çocuk sayısı 7 yılda % 40,3 artarak 171 bin 895’e çıktı. Düzenli protein almak, taze meyve ve sebze tüketmek çocuklar için bir lüks hâline gelmişken, Millî Eğitim Bakanlığı’nın 2026 yılı bütçesinde ücretsiz okul yemeği için tek bir kalem dahi yer almadı.

Beslenme ile eğitim de iç içe geçmiş matruşkalar aslında… KONDA’nın Ekim 2025 Barometresi de, birçok bulgu üzerinden, eğitimin “eşitleyici” gücüne olan inancın hızla aşındığını gösterdi. Toplumun yüzde 66’sı kamusal eğitim sisteminden memnun değil. Dahası, Barometre sonuçlarına göre, velilerin yüzde 6’sı çocuklarına öğle yemeği için hiç harçlık veremediğini söylüyor. Devlet okullarında okuyan yaklaşık 15 milyon çocuk olduğu düşünüldüğünde, yüz binlerce çocuk okulda öğle yemeğine erişemiyor. Beslenme üzerinden fırsat eşitsizliği derinleşiyor; aç çocuk derse odaklanamıyor; okuldan kopma, işçi olma ve suça sürüklenme riski artıyor.

Çocuk İşçiliği

Hanno Sauer, Ahlak: İyinin ve Kötünün İcadı adlı kitabında şöyle yazar:

Eşitsizlikler bir kez oluştu mu son derece kalıcıdır. Bu da pek şaşırtıcı değildir, çünkü yarının elitlerine kimin dahil olacağına elbette bugünün elitleri karar verecektir. Genelde bunlar kendi çocuklarıdır; statü kaygısı güden ebeveynler tarafından dudak uçuklatan masraflar yapılarak piyano dersleri, müze ziyaretleri, binicilik dersleri, dil dersleri ve aile serveti beklentisi ile üst sınıftaki müstakbel rollerine hazırlanırlar (hazırlanmaları gerekir).”

1666 yılındaki Büyük Londra Yangını’ndan sonra en fazla 45 cm olma kuralı getirilen bacaların periyodik temizlik zorunluluğunu 4 yaşındaki çocuklara yaptırdıkları günlerin üzerinden yüzyıllar geçti. Ama 2025 senesinde biz halen bacalardan sarkıtılmasalar da, fabrikalarda elektrik akımına kapılan, kafası makinelerin arasına sıkışan, asansörün düşmesi yüzünden veya gece çalışırken fabrikada çıkan yangın sonucu ölen ve sakatlanan, henüz 14 yaşında sanayinin tozunu yutmaya başlayan, 44 lira 40 kuruş saat ücretiyle çalışan çocukların acısını yaşıyoruz.

İSİG Meclisi kayıtlarına göre geçen yıl 71 çocuk işçi ölürken bu yıl 85 çocuk iş cinayetinde yaşamını yitirdi. Son olarak Batman’da tarlada çalıştırılan 9 yaşındaki çocuk işçi İsa Şimşek, traktör çarpması sonucu yaşamını yitirdi. Küçük İsa’nın Türk bayrağı önünde çektirdiği o masum ve yaşam dolu fotoğraf gözümün önünden bir türlü gitmiyor.

Sınıfsal uçurum yine çocuklukta başladı; kalıcı eşitsizlikler yerlerini sağlamlaştırdı. Çocuk, birey olarak değil, kapitalist üretimin bir parçası olarak görüldü.

2026’da da çocuklar deri koltuklara oturtulacak. İçlerinden “şanslı” olanların “uluslararası yarışmada birinci oldu” haberleri yapılacak; ailelerinin “proje çocukları” olarak yaşamlarını sürdürecek. Kimisiyse, nitelikli kamusal eğitim alsaydı bir matematik dehası olabilecekken çöp karıştırarak yaşamlarını sürdürmeye çalışacak (buna da yaşam denirse); mesleki eğitim sistemi içinde bir gün okula dört gün işe giden yüz binlerce çocuk, daha çocukluklarını yaşamadan büyüyüverecek. Kimisi mahallesindeki çetelere bulaşıp karanlık bir kimlik inşa edecek.

Sistem ise “çocuklar geleceğimizdir” demeye devam ederken, onların bugün aç mı, susuz mu olduğunu görmezden gelecek; onların “geleceğini” güvencesiz ve denetimsiz bir çalışma düzeni içerisinde, sanayiye ara eleman veya hizmet sektörü çalışanı olmakla sınırlandıracak.

Kantinden şişe su alacak harçlıkları olmadığı için musluktan su içmelerine, mide gurultusuyla dersi dinlemelerine sessiz kalacak.

Biz de henüz hepsine eşit koşullarda nitelikli kamusal eğitim bile veremediğimiz çocuk nüfusumuzla övünmeyi sürdüreceğiz.

Çocuk işçiliğinin, çocukların beslenme hakkının yok sayılmasının, çocukların eğitimden kopuşuna yönelik yeterince önlem alınmamasının temel bir çocuk hakkı ihlali olduğunu bilmiyormuş gibi davranacağız. Bilmediğimizde, üzerinde konuşmadığımızda, çözüm önerilerini masaya yatırmadığımızda sorunların puf olup uçacağını sanacağız.

Hatta 15 yaşındaki oto elektrik “ustası” çocukla, arkaya Yeşilçam film müziği koyarak röportaj yapan, “Benim yaşlarımdaki çocuklar kalemle yazı yazarken ben kontrol kalemi ile sigorta tamir ediyorum” sözlerini ön plana çıkarıp sömürülen emeğini görmeyen medya kuruluşlarıyla bu sene de mutlaka karşılaşacağız.


Sahi çocuklar, 2026’dan dilekleriniz nedir? Ve biz yetişkinler hangisini duymaya hazırız?

* Bu yazı perspektif.online sitesinden alınmıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Menekşe Tokyay Arşivi

Çocuklarda Obezite Pandemisi

28 Eylül 2025 Pazar 07:00