Menekşe Tokyay

Menekşe Tokyay

Okul zili çalmadan önce karınların zilini susturalım

Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasına sayılı gün kaldı. Yıllardır yaptığım çağrıyı ve tespiti bir kez daha yinelemenin vakti de geldi: Dünya Bankası verilerine göre gıda enflasyonunda dünyada beşinci sırada olduğumuz bir ortamda ücretsiz okul yemeği, temel bir çocuk hakkıdır ve bu hakkın teslim edilememesi bir öncelik sorunudur.

Millî Eğitim Bakanlığı kısa süre önce bir genelge yayımladı. Tüm saflığım ve iyi niyetimle genelgede “okul yemeği” kelimesini tarattım. Sonu yine kocaman bir hayal kırıklığı.

Genelgede “Güvenli Okul İklimi” başlığı altında alınacak önlemler arasında bile çocuklara bir öğün ücretsiz yemek verilmesine dair bir niyet yok. Oysa okullarda güvenli bir ortam ve pozitif bir okul iklimi yaratmak güvenlik tedbirlerinin yanı sıra çocukların beslenme ve gelişim hakkına yapılan yatırımlarla da sağlanır. Gıda güvenliği, dengeli ve sağlıklı bir beslenme çantasına erişim, paketli gıdalardan uzak durulan bir yaşam biçimi… Bunların hepsi güvenli bir okul ikliminin parçası…

Öğretmenlere “toplumsal hassasiyetlere uygun” önlük giydirmeyi bir öncelik yapmak yerine, tüm odağımızı çocukların beslenme hakkına çevirmek ve bütçedeki kaynakları öncelikli olarak bu yönde kullanmak gerekiyordu. Çağrılarımız yine yanıtsız kaldı.

Çocuklara ücretsiz okul yemeği hakkı tanınmamışken Okulumda Sağlıklı Besleniyorum Programı ise kâğıt üzerinde varlığını koruyor. Çocukların hangi araçlarla, hangi finansal kaynaklarla sağlıklı besleneceği ise kocaman bir soru işareti.

Sağlıklı Beslenmenin Günlük Maliyeti

Bir çocuğun aç kalmaması ne yazık ki sağlıklı beslenme anlamına gelmiyor. Bir süredir Türkiye’de mutlak açlığın yanı sıra gizli açlık diye bir tehlike, çocuklar arasında kol geziyor. Çocuklar, açlıklarını ekmek, pirinç, şeker, işlenmiş gıda, makarna ağırlıklı bir beslenmeyle gidermeye çalışıyorlar. Ancak bunun sağlık maliyeti giderek artıyor.

Temmuz sonunda açıklanan ve Birleşmiş Milletler’in beş uzman kuruluşu olan FAO, IFAD, UNICEF, Dünya Gıda Programı ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından ortaklaşa hazırlanan Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenmenin Durumu 2026 yılı raporu bu açıdan önemli. Buna göre, Türkiye’de sağlıklı beslenmenin kişi başına günlük maliyeti 2017’de 3,45 dolar seviyesindeyken, 2025’te 4,58 dolara yükseldi. Bu, 4,28 dolar olan dünya ortalamasının üzerinde bir rakam… Türkiye’de sağlıklı beslenmenin maliyeti uzun süredir dünya ortalamasının üzerinde seyrediyor.

Bir yandan da dünyada bu alanda ciddi girişimler var. Bir süredir gerek köşe yazılarımda gerekse bu konuda yazdığım “Karnım Zil Çalıyor: Bir Hak Olarak Ücretsiz Okul Yemeği” başlıklı kitabımda yinelediğim bir oluşum var. Günümüzde, çoğu kıt kaynaklara sahip olmasına rağmen beslenme hakkını kamusal bir öncelik hâline getiren 113 ülke öğrencilere ücretsiz okul yemeği sağlıyor. Bu ülkeler, kendilerini sorunlar karşısında inatçı bir midye gibi sımsıkı kapatmak yerine çocukların gerçekliğini görüp hissediyorlar ve eyleme geçiyorlar. Bu çabalarını da 2021 yılında kurulan Okul Yemekleri Koalisyonu çerçevesinde sistematik ve bilimsel bir düzlemde sürdürüyorlar. Türkiye, bu koalisyonun üyesi değil.

Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkelerinin kıt kaynaklarına rağmen çocukların beslenme hakkını teslim etmek için gösterdikleri yoğun çabaya baktıkça, böylesine kritik ve masum bir hedeften fersah fersah uzaklaşmış bir gemide dev fırtınalara karşı mücadele edermiş gibi hissediyorum çoğu zaman… Sözcükler, kâğıttan gemiler misali batıp batıp çıkıyor.

Örneğin Afrika’da ücretsiz okul yemeği programları yaklaşık 87 milyon çocuğa ulaşırken finansmanın dörtte üçü doğrudan hükûmetler tarafından sağlanıyor. Afrika ülkelerinin yüzde 80’i ulusal bütçelerinde okul yemeği programları için özel bir kalem ayırırken, yüzde 91’i okul yemeğine ilişkin resmi bir ulusal politika oluşturmuş durumda.

ABD’de Son Dönem Okul Yemeği Uygulamaları

Dilerseniz rotamızı Afrika’dan ABD’ye de çevirebiliriz. Belki de ABD ile savunma ve güvenlik işbirliğine ek olarak eğitim alanında da bir işbirliği ve teknik bilgi aktarımına sıcak bakarız bundan sonra…

Geçen hafta Trump yönetimi “Çiftlikten Okula” programı kapsamındaki hibeler için 25 milyon dolar, okulların besleyici yemekler hazırlayabilmek üzere yemekhanelerini yenilemeleri için de 70 milyon dolar tahsis etti. Tarım Bakanı Brooke Rollins, “Daha sağlıklı bir geleceğin tüm Amerikan çocukları için ulaşılabilir olduğuna inanıyoruz” dedi.

Yaklaşık beş çocuktan birinin obeziteyle mücadele ettiği ABD’de, okul yemeklerine ilişkin yeni beslenme standartlarının çocukların ilave şeker ve yüksek düzeyde işlenmiş gıda tüketimini azaltması, çocukları rafine tahıllardan tam tahıllara yönlendirmesi ve yüksek kaliteli proteini yeniden beslenmenin parçası hâline getirmesi hedefleniyor.

Ancak ABD’li yetkililer, okullara bu standartları karşılayabilmeleri için uygulanabilir ve ekonomik açıdan erişilebilir bir yol da sunmak gerektiğini gördü. Zira bu okulların birçoğu mutfaklarını yıllar önce kapatmış ve kampüslerinde gerçekten yemek pişirebilecekleri altyapıyı kaybetmişti. Bunun üzerine, ABD Tarım Bakanlığı, okulların daha besleyici yemekler hazırlayabilmesi için yemekhane ve mutfak ekipmanlarını yenilemesine yönelik olarak kaynak ayırdığını açıkladı. ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı (HHS) da DEPEND (Developing Evidence for Programs to Ensure Nutrition Development – Beslenme Gelişimini Güvence Altına Alacak Programlar İçin Kanıt Geliştirme) adlı yeni bir girişim için 32,5 milyon dolar kaynak ayırıyor. Bu girişim, okulların mevcut işletme bütçelerini aşmadan daha sağlıklı yemekleri uygun maliyetlerle sunabilecekleri yöntemleri belirlemelerine yardımcı olacak.

ABD Tarım Bakanlığı’nın yeni eğitim-öğretim yılı için okul ile çiftlik arasındaki doğrudan tedarik ilişkilerini destekleyen hibelerine 25 milyon dolar ayırmasındaki amaç ise, çiftliklerden gelen daha sağlıklı gıdaları öğrencilerin öğle yemeği tepsilerine ulaştırmak.

Örneğin, geçen yıl bu kapsamda verilen hibeler sayesinde bazı eyaletlerdeki yüzlerce okula yerel kaynaklardan et ürünleri temin edildi. ABD’de çocukların beslenmesine yönelik harcamaları artırmak amacıyla özel sektörle de işbirliği yapılıyor. Birçok gıda şirketi, ücretsiz okul yemeği programlarına destek için bütçelerinden ciddi kaynaklar ayırıyor.

Mesleğim gereği çocuk haklarına dair bu türden iyi uygulama örneklerini okurken hem heyecanlanıyorum, hem de büyük bir çaresizlik içinde boğazım düğümleniyor. Çocukların üstün yararı için çabalayan hak savunucularının kendilerini en biçare hissettikleri an, çocukların yarasına merhemin çoktan bulunduğu ama bu merhemin bir türlü kabul görmediği ve yaygın şekilde sahiplenilmediği andır belki de…

Oysa her şey o kadar net ve ortada ki… Değerli ekonomist Kerim Rota’nın hesaplamalarına göre, devlet okullarına giden 15 milyon öğrenciye günde bir öğün ücretsiz yemek vermenin 6 milyar dolarlık maliyeti, kamu harcamalarının yüzde 1,5’ine karşılık geliyor. Böylesine kritik bir yatırım ise ileride 7 ila 35 katlık geri dönüş sağlıyor.

Küresel Refah ve Kaynakları Tabana Yaymak

Peki kahvaltının mutlulukla ilişkisi olduğu gibi, zenginliğin de toplumsal refahla doğrudan bir ilişkisi var mı? Buna verilen yanıtlarda artık önemli bir nüans göze çarpıyor.

Nisan ayında 2026 Küresel Refah Endeksi sonuçları açıklanmıştı. Finans platformu HelloSafe tarafından hazırlanan ve IMF, Dünya Bankası, OECD ile Avrupa İstatistik Sistemi verilerine dayanan raporda dünyanın en zengin ülkeleri belirleniyor ve servetin toplum geneline yayılımına odaklanıyor. Ve aslında bu endeksin sonuçları, zenginliğin artık bir paylaşım ve kaynakları önceliklendirme konusu olduğunu gösteriyor. Raporun tanıtımında da uzmanlar, ülkelerin refahının artık sadece toplam üretim miktarıyla değil, aynı zamanda bu refahın toplumun ne kadar geniş bir kesimine yansıdığıyla ölçüldüğüne dikkat çekiyor.

Yani artık zenginlik sadece üretimle ilgili değil, aynı zamanda bunu paylaşmakla ve tabana yaymakla da ilgili. Nitelikli kamusal eğitim hakkını sağlamakla, anaokulundan lise son sınıfa kadar tüm devlet okullarında okuyan çocuklara ücretsiz yemeğe ve temiz suya erişim hakkı sağlamakla ilgili. Ve bunu da bir sosyal yardım olarak değil, kalıcı sosyoekonomik eşitsizlikleri okul ortamında yönetmeye yönelik en etkili sosyal politika araçlarından biri olarak uygulamakla ilgili.

Bir toplumda tabandaki sorunları sadece onlara bakmaktan korkmayanlar görebiliyor.

Çocukların iç burkan boş beslenme çantalarına, bir şişe su alamadığı için tuvalet musluğundan içtikleri sularla hastalanan çocukların ağrıyan midelerine, gelişim döneminde proteine ve en temel mikro besinlere ulaşamadığı için bodurluk, kavrukluk ve/veya obeziteyle mücadele eden çocukların çaresizliğine, askıda ekmeklere, karın tokluğuna sanayide en ağır şartlar altında gece gündüz çalıştırılan çocuklara bakıp, ardındaki çocuk yoksulluğu ve yoksunluğunu görebilmek gerekiyor.

Sorun yokmuş gibi davranınca sorun yok olmuyor. Yine ve yeniden çocuk açlığını enine boyuna konuşmamız gerekiyor. 2027 yılı bütçesine artık dahil etmemiz, okulların ücretsiz okul yemeği sağlamaya yönelik altyapılarını gözden geçirmemiz, bu konuda özel sektör ve uluslararası kuruluşlarla hangi düzeyde işbirliği kurulacağını tespit eden bir yol haritası çizmemiz artık şart.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Menekşe Tokyay Arşivi

Yeni şeyler

02/08/2026 07:00

Hüzünlüyüm

26/04/2026 07:00