Sandıkta alamadığını tehditle almak

Akape için İstanbul herhangi bir şehir değil. Erdoğan’ın yıllar önce söylediği “İstanbul’u kaybedersek Türkiye’yi kaybederiz” sözü, İstanbul’a atfettikleri yaşamsal önemi anlatıyor. İstanbul’un devasa bütçesi, iştirakleri, imar yetkileri, ihale düzeni ve sosyal yardım ağları, yıllarca Akape’nin kurduğu siyasi ve ekonomik sistemin taşıyıcı sütunlarıydı. İstanbul’un önce 2019’da, ardından 2024’te daha büyük bir farkla kaybedilmesi bu yüzden sıradan bir seçim yenilgisi olmadı. İktidar da sandıkta geri alamadığı İstanbul’u başka yollarla ele geçirmeye yöneldi.

Önce Akape adaylarını dört kez yenen Ekrem İmamoğlu hedef alındı. Ardından İBB’nin yöneticilerine ve CHP’nin kazandığı ilçe belediyelerine yönelik operasyonlar birbirini izledi. Seçilmiş başkanlar tutuklandı, görevlerinden uzaklaştırıldı, belediye meclislerindeki dengeler değiştirilmeye çalışıldı. Bütün bunların, Özgür Özel’in “AKP’nin yargı kolları başkanı” diye nitelediği Akın Gürlek’in İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde yoğunlaşmasının tesadüf olduğuna inanan tek bir kişi yoktur herhalde.

Yöntem artık herkesin gözü önünde. Önce belediyelerin bütün işlemleri didik didik ediliyor. Ardından gizli tanıklar ve “etkin pişmanlık” ifadeleri devreye sokuluyor. Özgürlüğüne kavuşma umudu ile başkalarını suçlama arasında bırakılan insanların ifadeleri iktidar medyasına servis ediliyor. Mahkeme kurulmadan hüküm veriliyor, tutukluluk cezaya dönüştürülüyor.

Verilen mesaj açık:

Ya Akape’ye katıl ya da hapse atılmayı göze al.

Beykoz’da yaşananlar bu düzenin en çıplak örneklerinden biri. Belediye Başkanı Alaattin Köseler tutuklanıp görevden uzaklaştırıldıktan sonra Özlem Vural Gürzel, CHP’li meclis üyelerinin oylarıyla başkan vekili seçildi. Birkaç ay sonra Akape’ye katıldı. Böylece Beykozluların sandıkta CHP’ye verdiği belediye, yeni bir seçim yapılmadan iktidara geçti. Gürzel’in Erdoğan’ın kendisine “Ben senin arkandayım, korkma” ve “Bu saatten sonra sana hiçbir şey olmaz” dediğini aktarması, tablonun ruhunu özetliyordu: Direnenin önüne cezaevi, teslim olanın arkasına iktidar gücü konuluyordu.

Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun Akape’ye geçişi de benzer kuşkular yarattı. Özgür Özel, kendisine “Ya AKP’ye katıl ya Silivri’ye git” baskısı yapıldığını söyledi. Çerçioğlu bunu reddetti. Ancak geçişinin ardından yargılandığı davadan beraat etmesi, şüpheleri gidermek yerine büyüttü.

Afyonkarahisar’da Burcu Köksal, kendisini Akape yönetimine son vermesi için seçenlerin oylarını alıp Akape’ye taşıdı. Baskı görmediğini söyledi. Ama baskı görmemesi davranışını hafifletmiyor. Tersine, ortada korkuya teslimiyet değil, siyasi çıkar hesabı bulunduğu kuşkusunu güçlendiriyor ki bu daha vahim.

Antalya örneği ise tutukluluğun ve etkin pişmanlığın nasıl ifade üretme mekanizmasına dönüştürülebileceğini gösteriyor. Özgürlüğün yolu başkalarını suçlamaktan geçirildiğinde adalet değil, iktidarın ihtiyaç duyduğu siyasi senaryo üretilir.

Ama herkes teslim olmuyor. Sinem Dedetaş baskılara boyun eğmedi. Fatma Kaplan Hürriyet’in “AKP’ye geçeceğime paşa paşa yatarım” sözü bu dönemin siyasi ahlak bakımından en değerli cümlelerinden biridir. Ekrem İmamoğlu, Rıza Akpolat, Resul Emrah Şahan, Mehmet Murat Çalık, Alaattin Köseler ve cezaevindeki diğer başkanlar da teslimiyet yolunu seçmediler.

Tehdit altında karar vermek kolay değil elbet. Cezaevi korkusu insanidir. Fakat belediye başkanlığı da milletvekilliği de sıradan bir meslek değildir. Bu makamlar, iktidarla mücadele etmek ve seçmenin emanetini korumak üzere üstlenilir. Baskıya boyun eğip makamı iktidara taşımak, tehdidi sona erdirmez; tam tersine, bir sonraki seçilmişe yöneltilecek şantajı da etkili hale getirir.

Aynı ahlaki sorun milletvekilleri için de geçerlidir. 2023’te CHP listelerinden seçilen Mustafa Nedim Yamalı, Serap Yazıcı Özbudun, Hasan Ekici ve İsa Mesih Şahin, CHP seçmeninin oyuyla Meclise girdikten sonra Akape’ye geçtiler. Muhalefet etmek üzere alınan oyların Erdoğan’ın Meclis grubuna taşınmasının adı siyasi hareketlilik değil, seçmene ihanettir. Dolandırıcılıktan da bir farkı yoktur.

Ümit Dikbayır da 14 Ağustos’ta Akape’ye katılacağını gazeteci Serap Belovacıklı’ya doğruladı. Üstelik daha bir yıl önce, “Muhalefetin oyunu alıp o oyu iktidara taşımayı asla doğru bulmam” ve “O yapının parçası olamam” diyordu. Şimdi açıkladığı geçiş gerçekleşirse yalnızca seçmenine değil, kendi sözlerine de ihanet etmiş olacak.

İktidar sandıkta ortaya çıkan iradeyi yargı baskısı, tutuklama tehdidi, gizli tanıklar, etkin pişmanlık ve siyasi transferlerle değiştirmeye çalışıyor. Saf değiştirenler de halkın kendilerine emanet ettiği yetkiyi, mücadele etmeleri için seçildikleri iktidara teslim ediyor.

Biri tehdidi kuruyor. Diğeri tehdide boyun eğerek veya çıkarı uğruna saf değiştirerek o tehdidi işe yarar hale getiriyor.

Sandıkta kazanamadığını savcıyla, gizli tanıkla, etkin pişmanlık ifadesiyle veya rozet töreniyle almak seçim kazanmak değildir.

Seçimi gasbetmektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Kaya Türkmen Arşivi

Yürüyelim arkadaşlar

25/07/2026 07:00

Yeniden Cumhuriyet

17/07/2026 07:00

Are You İtibar?

11/07/2026 07:00