Boray Acar
İdeolojiler tam şimdi…
Daniel Bell gibi düşünürler ideolojilerin sonunun geldiğini iddia etseler de ideolojiler dönüşerek veya farklı formlarda varlıklarını sürdürüyorlar. Örneğin milliyetçilik akımının ulus devletlerin oluşma sürecinin bir tezahürü olduğunu ve globalleşen dünya ile anlamsız hâle geldiğini ifade etsek de bırakın zayıflamasını toplumsal karşılığının güçlendiğini söyleyebiliriz. Özellikle Avrupa’daki –her ne kadar söylem&eylem bütünlüğü olmasa da– ırkçı partilerin yükselişi de buna işaret ediyor. Sağ ve sol ideolojiler için de bir dönüşüm söz konusu... Sağ, ahlaki kaygılardan ari kapsama alanını genişleterek varlığını sürdürürken sol daha çok çağın dinamiklerine uygun bir kimlik arayışı içerisinde…
Teknik olarak karşılık bulmak zor olsa da ahlaki kaygı, toplumsal vicdanı yönlendirmesi açısından çok önemli. Çünkü teknik analiz yapılamadığı hâllerde, özellikle toplum vasatı için ahlaki yargılar devreye giriyor. Türkiye’de günümüzde sol muhalefetin bir blok olamamasını biraz da bu ahlaki yargılarda aramak gerekiyor.
19 Mart süreciyle başlayan siyasi atmosferde otokrasinin muhalefeti bölme girişimleri hız kesmeden devam ediyor. Bunu yaparken de yargı başta olmak üzere elindeki enstrümanları bu orantısız savaş uğrunda acımasızca kullanıyor. Bu artık her vatandaşın kolaylıkla tespit ve teşhis edebildiği bir realite... Ve bunun en rahatsız edici tezahürlerinden birisi de güdülenmiş iradesiyle parti değiştiren ve iktidar partisi saflarına katılan siyasiler... Peki, sol muhalefet yeterince özeleştiri yapıyor mu? Yani bunun sadece iktidar baskısı ile başarılamayacak bir olgu olduğunun, aday seçimlerinin bu neticeye etkisinin üstünde duruyor mu?
Türkiye, can yakıcı darbe dönemleri yaşamış bir ülke... Daha birkaç gün önce 12 Eylül’ün yıl dönümüydü. “İki taraf da acılar çekti.” dense de bir tarafta düzene başkaldıranlar ve ideolojik inançları ile hayallerinin peşinden gidenler vardı; diğer yanda solun rüzgârı ile yelkenlerini şişirerek devlet ideolojisini savunmak adına silah kuşananlar. CHP belki hiçbir zaman sol ideolojik inançlara yuva olamadı, hatta “Yeni Türkiye” dönemine kadar da devlet ideolojisini temsil etti. Şimdi ise malum butlan partisi durumunda… Kutuplaşmanın bu kadar keskinleştiği, iktidar ve devlet sopasının siyaset ringini bu denli daralttığı bugünlerde çağı yakalayan bir sol duruşu sergilemesi ve solu konsolide etmesi gereken yapı Yeni Parti…
Tabii bu ideolojik duruş, ideolojik inançları ve aidiyetleri sağlam insanlarla başarılabilecek bir şey. “Başkan olursam DEMP’lileri belediyenin kapısından sokmam.” diyen Afyon Belediye Başkanı, “Mega projelerimize destek sözü aldık.” diyerek iktidar partisine katılan Foça Belediye Başkanı veyahut “topuklu efe” diyerek şişirdikleri Aydın Belediye Başkanı bu kalıba oturmuyor. Koltuğu gasp edilen Sinem Dedetaş, İnan Güney ve daha nicesi de aynı yoldan giderek şahsi menfaatlerini aidiyetlerinin önüne koyabilirlerdi; lakin yapmadılar, kendilerine inanan kitleye layık olmak gibi ahlaki bir duruş sergilediler.
Elimizde Beştepe ziyareti ve parti değiştirmekten imtina etmesi dışında bir veri olmasa da benzer riskler Mansur Yavaş için de söz konusu. Kendisi Beştepe ziyaretini Ankara’nın sorunlarını görüşmekle açıklıyor olsa da siyasetin doğal akışında olmadığı ve baskı altında olduğu, partisinin butlan tahakkümüne mazur kaldığı, arkadaşlarının da zindanda olduğu bir ortamda bu tür görüşmelere masumiyet atfetmek safdillik olur. Tabii bir de son günlerde “Melih Gökçek’in yaşadıkları, Mansur Yavaş’a yapılacakların girizgâhıdır.” anlatılarının olduğu bir dönemde buna tevessül etmek daha da sorunlu.
Yavaş’ın 70’lerin siyasi figürlerine küfrettiği videolarını unutmuyoruz (Kürtlerle ilgili de farklı düşünmediğini gizlemiyor). Burada sorun o dönemin gençlik liderlerinin neyi temsil ettiği veya eylemlerinin doğruluğu ve yanlışlığı değildir. Bazı şeyler tarihi dinamikler ve dönem koşulları itibariyle kutsala dönüşebilir ve romantize edilebilir ki solun gençlik liderleri için öyle olmuştur. İdam edilmeleri dahi en azından saldırmamak için insani bir sebeptir. Eleştiri kültürü bir tarafa konsun demiyoruz ama küfredilmesine müsamaha göstermek de kimliksizleşmeye ve değerlerini inkâr etmeye zemin hazırlayacaktır. Ve maalesef kimse yokmuş gibi Yavaş gibi bir profil, Erdoğan karşıtlarının tutsak olmayan en güçlü adayı durumundadır.
Sonuç olarak siyaset, AKP örneğinde olduğu gibi bir kadro işidir ve başarı kadronun inanmışlığına bağlıdır. Bu inancı sağlayacak olan da hem şahsiyet hem de ideolojik aidiyettir. Toplama kadroyla çıkılan maçların sonu, görüldüğü üzere Beştepe’de biter.