Yeni mi olacak, taklit mi?

AKP iktidarı ana muhalefeti böldü. Meseleyi Tayyip Erdoğan’ın siyasi zekâsına ve dehasına bağlayıp bir dönem daha göreve devam etmeyi garanti altına aldığını düşünenler var. Tayyip Erdoğan, tesadüfi olmayan ilk seçim zaferleri sonrasındaki riskli seçim süreçlerinde kurguyu rakiplerini belirlemek üzerine yaptı ve Ekrem İmamoğlu vakıası dışında hiç kaybetmedi. Bu son girişimin nasıl sonuçlanacağı ise muamma, oyunda her hamle her zaman beklenen sonuçları vermeyebiliyor.

Ana muhalefetin seçilmiş mensuplarına haksızlık edildiğine dair geniş bir toplumsal mutabakat var. Meseleyi yolsuzluk soruşturmalarının ve iddiaların doğruluğu veya yanlışlığı üstünden okumak doğru netice vermiyor. Çünkü suçlamalara esas konuların muhalefetle sınırlı olmadığına yönelik bir toplumsal algı var. Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde gündeme getirdiği siyasette şeffaflık yasasına bizzat Erdoğan karşı çıkmıştı. Erdoğan’ın “Çalışacak belediye başkanı ve il başkanı bulamazsın...” sözleri, Özal’ın “Benim memurum işini bilir” sözlerindeki rahatlığı anımsatıyordu. Kendisinin, “Yok ben öyle demek istemedim” gibi bir tekzip diskurunu duymadık. Belli ki her durumda kazanabilme olgusuna fazla güveniyor. “Bizimle ne ilgisi var? CHP’liler birbirini şikâyet etti” söylemi de Kılıçdaroğlu’nu partinin başına getiren mahkeme kararı ile boşa düştü.

Türkiye toplumunda herkesin kabul edeceği mağdurdan ve mazlumdan yana olmak gibi vicdani bir tavır var. Bugün için bunun şiddetinin ne olacağını öngöremiyoruz. Bunu belirleyecek olan yeni oluşumun politik yaklaşımına ise birazdan değineceğiz. Ama bunun şiddeti beklenenin üstünde olur ise dışarıda olan muhtemel rakipleri de çembere alan yeni dalgalar ile karşılaşmamız olasıdır. Klasik bir kötülüğün sıradanlaşması hâlini yaşıyoruz, aktüel klişe söylemle “Şaşırma duygumuzu kaybettik.” Elbette bir yerde durmalarını ve toplumsal realiteyi kabullenmelerini ümit ediyoruz, aksi hâlde bardağın bile seçilebileceği bir iklime savrulmak ülke için hoş sonuçlar doğurmayacaktır.

Güçlü siyasi hareketlerin tamamının “Yeni”den doğduğunu unutmamak gerekiyor. Tek parti CHP’si Demokrat Parti’yi doğurdu ve tahmin edemeyeceği bir hezimet yaşadı. Hatta DP ülke tarihi boyunca iktidar olma özelliğine sahip sağ siyasetin de tohumlarını attı. Darbe ortamında da olsa sıfır kilometre bir ANAP toplumda karşılık buldu, müstebit idarenin yönlendirmeleri işe yaramadı. CHP, içinden Ecevit’i çıkardı; kendisi meclis dışında kalırken DSP koalisyon ortağı, Ecevit ise başbakan oldu. Milliyetçi hareket içinden İYİ Parti çıktı, Akşener daha doğru adımlar atsaydı Türkiye’nin siyasi haritası değişebilirdi. Belki de değişmemesi üstüne bir kurgu vardı ki yaşananlar bunu gösteriyor. Başarısız olan örnekler çoğaltılabilir ama başarısız olacakları, zaten heyecan yaratamamalarından belliydi.

Gelelim YENİ Parti’nin ne kadar yenilikler vadettiğine… Özgür Özel “altı ok” ceketini çıkarmadıklarını söylüyor. Bu konuda Tayyip Erdoğan iyi bir örnek olabilir. AKP’yi kurduklarında milli görüş ceketini çıkardığını söylemişti. Bu doğru bir siyaset mühendisliğinin sonucunda söylenmiş sözlerdi. Bu sayede milli görüş ideolojisinden rahatsız olan liberalleri ve merkez sağ kitleleri kazandı. Aynı rahatsızlık CHP’nin köktenci tutumuna karşı da var. CHP’nin son dönemdeki yükselişinin nedenleri arasında bu köktenci tutumdan uzaklaşan pragmatizmin büyük etkisi oldu. Üzerine yapışmış olan “Tek Parti”nin baskıcı karakterinin, bürokratik ve askeri vesayet yanlısı anlayışın ve toplum vasatını hakir gören üstenci tutumun bir hayrını göremediği gibi, coğrafi ve sosyolojik olarak da dar bir çevreye sıkışıp kaldı.

İçerikten bağımsız olarak, eğer Altı Ok’un Atatürk ilkeleri bağlamında sahiplenilmesi kast ediliyor ise bunun farklı ifade şekilleri olabilirdi. Tabii bir asır evvelinin konjonktürel koşulları çerçevesinde vücuda gelmiş politikaların bir kısmının köhnediğini ve yeni şeyler söylenmesi gerektiğini kabul etmek gerekiyor. Geçtiğimiz haftalarda bu köşede yayınlanan yazı dizisinde de ifade ettiğimiz üzere neoliberal enkazı kaldıracak, çağın dinamiklerine uygun sol ideolojik perspektifin ortaya konması ve topluma anlatılması sürecin anahtarı olacaktır. Yılmaz Özdil, Soner Yalçın gibi isimlerin son dönemdeki söylemlerinin çıktığı kapı, CHP’yi muhalefet olmaktan öteye taşıyamayan ideolojik kısırlığa yeni hareketi de mahkûm etmektir. “YENİ” mefhumu logoda kalmamalı, kavramsallaşmalı, uzak ve yakın geçmişin safralarından kurtulmalı ve niyetini manifesto ile beyan ve ilan etmelidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Boray Acar Arşivi

Nasıl Bir Sol-3

22/07/2026 07:00

Nasıl Bir Sol-2

15/07/2026 07:00

Nasıl bir sol?

01/07/2026 07:00

Küçülen Türkiye…

27/05/2026 07:00