Fikret Bulut
Butlancıların muhalif medyayla büyük sınavı
Fıkra bu ya... Kurdun biri kışın doğada aç kaldıkça kasabaya inermiş rızkını aramaya... Şansı yaver giderse kasabadaki ağıllardan birinden bir kuzu kapar, olmadı kasabın vitrininden bir but aşırır, o da olmadı fırıncının ekmeğine, manavın çöpüne dadanırmış... Kurt bunu alışkanlık haline getirince kasabanın köpeklerinin varlık nedeni sorgulanmaya başlamış.
Bir akşam çobanın, kasabın, fırıncının ve manavın köpekleri toplanmış. Ekibe bir de camcının işgüzar köpeği dahil olmuş. Pusuya yatıp beklemişler. Karanlık çökünce kurdun sallana sallana geldiğini gören köpekler başlamış kurdu kovalamaya... Epeyce kovaladıktan sonra önce manavın ve fırıncının köpeği, sonra kasabın ve çobanın köpeği yorulup bırakmış kovalamacayı. Ama camcının köpeği azmetmiş hain kurda gününü göstermeyi... Kovalamaya devam etmiş. Bir süre sonra kurt da yorulmuş durup yanına yaklaşan camcının köpeğine "Lan sen hayırdır.. Çobanın, kasabın, fırıncının, manavın köpeğinin niye beni kovaladığını anlıyorum da camcının iti senin neyini yedik?" diye sormuş. Fıkra bu kadar, güldüysen de gülmediysen de...
Peki ben bu fıkrayı niye hatırladım? Şimdi bizim butlancılar CHP'nin başına atandıkları günden bu yana "paramızı yediler" diye hep aynı kokuyu salıyorlar ya ortalığa... 21 Mayıs’ta butlan kararı çıktı, iki gün sonra CHP genel merkezine polis baskınıyla girdiler. İlk yaptıkları şey partinin kasasını kontrol altına almak oldu, adeta ganimete konar gibi... Fakat kasa doluydu. Özgür Özel yönetimi, 19 Mart'ta İmamoğlu'nun gözaltına alınmasından itibaren farklı illerde 100 küsur miting yapmış, buna rağmen 1 milyar liranın üzerinde para bırakmıştı partinin kasasında. "Partinin parasını çarçur etmiş" diyemediler...
Bu kez muhasebe kayıtlarını didik didik etmeye başladılar... Eski yönetimin hangi medya kuruluşuna, ne kadar para verdiğini faş etme derdindeydiler. Hedef aldıkları medya kuruluşlarının tamamı butlana itiraz eden muhalif medya organları... Muhasebe kayıtlarının ucunu gösterip susturacaklarını sandılar...
Önce bir milletvekili çıktı, Halk TV, Sözcü, Tele1 gibi kanallara dağıtılan paradan dem vurdu. İtirazlar gelince iki gün sonra Kılıçdaroğlu Sözcü TV'de "benim bunlardan haberim yok" dedi. Sonra partiye İletişim Koordinatörü atanan zat girdi devreye. Sosyal medya hesabından yetmiş küsur milyonlu bir rakam yazarak Halk tv'nin sahibine "Bu rakam sana bir şeyi hatırlatıyor mu?" diye sordu, adeta şantaj yaparcasına.. Kanalın sahibi meydan okudu, "ne biliyorsan çık açıkla" diye, ama yanıt gelmedi. Aynı koordinatör bir süre sonra yine çıkıp "İsmini ilk kez duyduğum Babaocağı adlı bir internet sitesine her ay 5 milyon lira verilmiş" iddiasında bulundu bu kez. Sitenin yöneticileri de meydan okudu, "çık belgesini açıkla" diye... Yine ses gelmedi...
En son Kılıçdaroğlu'nun katıldığı etkinlikte salonu cast ajanslarından topladığı figüranlarla doldurduğu belirtilen kayyum çıktı kameralar karşısına. Figüran rezaletini ortaya çıkaran BirGün gazetesi ile Gazete Pencere'ye aktarıldığı iddia edilen paraları diline doladı. Üstelik 249 bin lirayı, 249 milyon lira diye satarak... Öncesinde de aynı şeyi Malatya'da yerel bir gazete için yapmışlardı. 18 bin liralık faturayı 18 milyon lira olarak çarpıtmışlardı... Rakamlara ekstra sıfırlar eklemeyi okur yazarlık sorunu ya da dil sürçmesi olarak değerlendirmek bu saatten sonra saflık olur.... Bütün bunlar algı operasyonu değilse ne? Her seferinde rakamlara 3 sıfır ekleyen gözlerin aslında görmek istediği şey, muhalif medyanın yanlarında hizalanması... Bu olmadıkça da her defasında bir başka medya organını hedef tahtasına oturtacaklar komik olmayı göze alarak. Hem rezil olmayı göze alanlar, komik olmaktan neden imtina etsin ki...
Geçenlerde bir başka butlancı "bizim paramızla bize küfür ediyorlar" dedi. Bir kere o para sizin paranız değil... Hazine'den her yıl siyasi partilere aktarılan para. İkincisi o parti de sizin partiniz değil henüz. Velev ki yargı süreci sonunda sizin beklediğiniz karar çıktı, bu da o partiyi sizin partiniz yapmaya yetmez. 103 yıllık partinin seçmeni o partiyi Saray aparatlarına bırakmaz. Şimdi Saray'ın rüzgarı sizden yana, ama yel kayadan ne koparabilir ki...
Butlancıların hali pür melali böyle.. Peki 30 küsur yıldır bu meslekten ekmek yiyen biri olarak muhalif medyanın (ana muhalefet ya da yavru muhalefet fark etmez) bir siyasi partiyle parasal ilişkiye girmesine hiç mi lafım yok? O kadar çok ki üşenmezsem üç gün anlatırım... Ama önce zarfa değil mazrufa bakmak lazım ya... Muhalif medyanın (ki bu terim de tartışmalı) bu cendereye nasıl sokulduğuna, AK Parti iktidarıyla birlikte büyük medya gruplarının nasıl el değiştirdiğine, bunların nasıl finanse edildiklerine bakmak lazım. Mesela Doğan Grubu'nun satışında Ziraat Bankası'ndan alınan 750 milyon dolarlık krediye... Öyle 249 bin lira, hadi Gürsel Tekin'in gözüyle 249 milyon lira falan değil, tam 750 milyon dolar... Yani 35,5 milyar liradan da fazla... Bu kredinin tahsili için Göktürk'teki golf sahalarının nasıl beton yığınlarına dönüştüğüne git bak bakalım.
Mesela 2019 yerel seçimlerine kadar İBB'nin kaç medya organını finanse ettiğine ve seçimlerde belediye el değiştirince hangi medya organlarının kapandığını hatırla. Türkiye'nin en çok izlenen muhalif kanallarına bir tek kuruş reklam vermeyen kamu bankalarının, kerameti kendinden menkul kanallara akıttığı paralara bak. İktidara yakın gazetelerin mesela 15 Temmuz'un yıl dönümleri başta olmak üzere bayramlarda, kandillerde kaç sayfa ilan aldıklarını gördün mü hiç?
İlanların neredeyse tamamının Türkiye Varlık Fonu'na devredilen şirketlerden olduğu hiç mi dikkatini çekmedi? Normal günlerde 14-16 sayfalık gazeteler öyle günlerde 50-60 sayfaya çıkıyor. 100 sayfaya çıkan var. Taşırken belini incitirsin... Bütün bunlar normal, Cumhuriyet'in, Gazete Pencere'nin, BirGün'ün ya da Halk tv'nin, Sözcü'nün yayın anlaşması karşılığında kestiği faturalar anormal öyle mi? Senin bu ponçik hallerine bayılıyorum bazen...