Valla sıktı artık biliyorum. Siz okumaktan ben yazmaktan sıkıldım da bu adamlar bu oyunu böyle oynamaktan bıkmadı. Bir gün öyle, bir gün böyle, ertesi gün şöyle… Barıştılar. Yok hayır hala savaşıyorlar.
ABD, İran'ın nükleer silah sahibi olmasını istemiyor.
İran da ABD'nin bölgesel etkisini sınırlamak istiyor.
Ancak iki taraf da sıcak savaşın kazananı olmayacağını gördü. Bu savaşta ABD, İran’ı çok hafife aldı bana sorarsanız. Öyle eline demokrasi hediye kutusunu alıp ev ziyaretine gidebileceği istediği gibi at koşturabileceği ülkelerden sandı. Ve hem kendi hem dünya ekonomisini zora sokacak, hatta kilitleyecek noktaya getirdi.
Şimdi sanırım yeni bir evreye geçiyorlar: Rakibini yok edemiyorsan onunla yönetilebilir bir gerilim kur.
Bugün ABD ile İran arasındaki süreç aslında iki ülke arasındaki ilişkiyi değil, küresel ekonomiyi ilgilendiriyor.
Neden mi?
Hürmüz Boğazı'nın kapanma ihtimali petrol fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Petrol fiyatları da enflasyonu etkiliyor. Enflasyon Fed'in faiz kararlarını etkiliyor. Fed'in faizleri bütün dünya piyasalarını etkiliyor. Kelebek etkisi daha iyi anlatılamazdı.
Dolayısıyla Washington ile Tahran arasındaki her diplomatik fotoğraf aslında New York borsasını, Frankfurt'u, İstanbul'u ve hatta gelişmekte olan ülkelerin tahvil faizlerini etkiliyor.
Bu yüzyılın diplomasisi artık ideolojilerden çok maliyet hesaplarıyla şekilleniyor. ABD ile İran birbirlerini sevdikleri için değil; savaşın ekonomik ve siyasi faturasını artık taşıyamayacaklarını gördükleri için aynı masaya oturacaklar.
Bir korkum, bir de üzüntüm var açıkçası. Korkum, önümüzdeki dönemde dünyanın yeniden Soğuk Savaş yıllarına dönmesi. Yani barış değil de kontrollü gerilim düzeninin kurulması. Üzüntüm ise uluslararası ilişkilerin basiretsiz siyasetçilerin elinde omurgasının hasar alması.