Mine Uzun
Biz önümüzü kış tutalım yaz olursa ne ala...
Bu haritalara baktığınızda aslında tek bir şey görüyorsunuz:
Dünyanın enerji kalbinin attığı yeri. Ve şu anda dünya bir kalp krizi geçiriyor. Basra Körfezi’nden çıkan petrol ve doğal gaz, Avrupa’ya, Asya’ya, ABD’ye bu dar boğazdan geçerek ulaşıyor. Yani burası sadece bir geçiş noktası değil, küresel ekonominin atar damarı.
Bu tip zamanlarda alternatif stratejiler kurulmalı. Bir iyi bir kötü habere göre senaryolar yazılmalı. Gerekiyorsa biz önümüzü kış tutalım yaz olursa ne ala diyebilmeliyiz.

SENARYO 1: SAVAŞ BİTERSE
Şimdi iyimser senaryoya bakalım.
Savaşın erken bitmesi halinde petrol ve doğal gaz arzı rahatlar, özellikle biz ve bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin risk primi düşer. Petrol fiyatlarında geri çekilme yaşanır. Maliyetlerin düşmesi şüphesiz enflasyona da yansır. Ama enflasyon belası bir kez yükseldikten sonra öyle kolay kolay düşen bir şey değil. En azından daha da yükselmez, en kötüsü geride kaldı diyebilmek tesellimiz olur. Yeni yıla faiz indirimi düşü ile giren merkez bankaları yeni hayaller kuramasa da en azından biraz da olsa rahatlar.
Tanker sigorta maliyetleri düşer. Ulaşım sorunu çözülür. Süveyş hattı daha verimli çalışır. Teslim sürelerine uyulur. Küresel ticaret yeniden canlanmaya başlar.
Öcü gibi görülmeye başlanan Körfez ülkeleri yeniden kapılarını yatırımcılara açar. Çin ve Avrupa enerji güvenliği açısından rahatlar. ABD’nin bölgedeki askeri baskısı azalabilir. Ortadoğu’ya barış gelir üstüne bir de kalıcı olur demek elbette çok güç ama en azından bir rahatlama dönemi başlar.

SENARYO 2: SAVAŞ UZARSA
Peki ya böyle olmaz ise. Önümüzü kış tutalım dediğimiz senaryo gerçekleşir ve savaş uzarsa neler olur?
Petrol fiyatı hızla yükselir. 150 dolar tahminleri şimdiden masada. LNG fiyatları sıçrar. Enerji arzı kesintiye uğrayabilir. Yani paran olsa bile petrol ve türevi ürünlere erişilemeyebilir. Yeni bir enerji krizi başlar.
Dünya petrolünün önemli kısmı bu bölgeden geçiyor. Tam anlamıyla bir alternatifi yok. Eğer Hürmüz Boğazı kapanır ve kapalı kalmaya devam ederse ya da geçişler yavaşlarsa küresel tedarik zinciri kırılma riski ile karşı karşıya kalır. Dünya ticareti yavaşlar. ABD bölgeye daha fazla askeri güç yığar. İran’ın eli armut toplamayacağına göre gerilimi tırmandırır. Arka bahçede toplanan arkadaşları ile bambaşka bir dünya düzeni kurmaya kalkışabilir. Arkadaşları da biraz tekinsiz laf aramızda. Rusya, Çin ve Kuzey Kore. Özetle bölgesel bir kriz tam da kapımızın önüne gelir.
Haliyle artan maliyetler ile enflasyon tekrar yükselir, faizler yüksek kalmaya devam eder. Ticaret yollarının yeniden belirlenmesi gerekir. Alternatif koridorlar önem kazanır. Enerji yatırımları yön değiştirir. Ve sonuç olarak dünya ticaret dengesi kayar.
Resesyon riski artar, hatta resesyonu mumla aratacak 1970’lerden hafızalara kazınan bir stagflasyon riski doğar. Bu yazıda çok uzatmak istemiyorum. Kararmış içimizi daha da karartmayayım ama bir başka yazımda sizlere bu günlerin neredeyse tıpa tıp benzeri olan 1970’lerin şu meşhur stagflasyonu anlatayım. Şimdiden kendimi bağlamış olayım.