Ne dersiniz? Ateşi düşürmek için termometreyi mi kıralım?

Dün bildiğiniz üzere enflasyon rakamları açıklandı. Rakamlara bakınca zaten yüksek beklenen ocak ayı enflasyonunun, beklenenden de yüksek geldiğini hatırlatarak başlayayım.

TÜİK verilerine göre, yılın ilk ayında TÜFE yüzde 4,84 artarken, yıllık bazda artış yüzde 30,65 oldu. Aylık en yüksek artış yüzde 14,85 ile sağlık grubunda olurken, gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 6,59, ulaştırmada yüzde 5,29 artış meydana geldi.

Yıllık bazda en yüksek artışta yüzde 64,70 ile eğitim başı çekerken, onu yüzde 45,36 ile konut takip etti.

Rakamları da not ettiysek bir kenara, haydi başlayalım. Gelin anlatacaklarım var.

Açıklanan enflasyon rakamlarının ardından Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek bir değerlendirme yaptı. Ocak ayı enflasyon gerçekleşmesinde, olumsuz hava koşullarının etkisinin olduğunu söyledi. Şimdi arkadaşlar, ben 47 yıldır bu hayatta ve kuzey yarım kürede “ocak” ayı yaşıyorum. Ve ocak ayının genel halinde, herhangi öngörülemeyecek bir olumsuzluk da görmüyorum. Kışın soğuğu, yazın güneşi, kışın donu, yazın yaz yağmurlarının fazla yağmasını “olumsuz” hava koşulu olarak göremeyiz. Bunun için öngörüp önlem alabiliriz ama.

Diğer yandan Şimşek, aylık enflasyon, beklentilerin üzerinde gerçekleşirken yıllık enflasyon yüzde 30,7’ye geriledi diyor. Yıllık hedefi yüzde 16 olan enflasyonun neredeyse yüzde 5’ini Ocak’tan yemişiz. Ne olacak mesela? Bundan sonra her ay yüzde 1’in altında mı gelecek? Olmayacağı çok açık. Çok basit bir dört işlem bile, bunu net şekilde ortaya koyuyor.

Peki, madem böyle gelecek ay, mesela enflasyon raporunda hedefleri değiştirecek miyiz? Değiştirirsek buna göre hazırlanmış ve yapılmış maaş zamları da düzelecek mi? Yoksa üstüne yatıp görmezden mi geleceğiz?

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, programımızın ana istikameti ve rotası ülkemizi tek haneli enflasyon rakamlarına kavuşturmaktır değerlendirmesini yapıyor X hesabından. Çok güzel elbette amacımız bu, ama asıl soru şu programımız bu mu?

Gelelim hafta sonu alınan, pek çoğumuzun, hatta hiç birimizin anlamadığı o karara. Enflasyon ile mücadele için “kredi kartlarının kullanılmayan limitleri” budanacakmış. Benim çocukluğumda “Casper” isimli bir sevimli hayalet kahramanı olan çizgi film vardı. Bu kullanılmayan kredi kartı limitleri de “Casper” olsa gerek.

Arkadaşım; zaten kullanmamışım. Hangi kalemin, hangi fiyatını artırmış olabilirim gözünüzü seveyim?

Bu ülkede bir üniversite ya da lise kaç para haberiniz var mı? Okulun mali işlerine, çocuğu yazdırmak için kabin boyu valizle mi gideyim? Okutmayayım mı?

Ya da bir özel hastane yoğun bakımının günlük ödemesi ne kadar fikriniz var mı? Hiç mi hastanız, yaşlınız yok sizin? Hiç mi endişe etmiyorsunuz bir kaza geçirmekten?

Kaskoyu, evi, işyerinin sigortasını yaptırdıktan sonra kaç para limit kalır sanıyorsunuz?

KMH kararı daha da vahim. Kim ister aylık yüzde 5 faiz ile harcama yapmayı. O KMH’lar lüks tüketim ile enflasyonu azdırmıyor, insanların kıt kanaat geçindirdikleri evlerinde sofralarına çorba oluyor.

Belki de sorunu rakamlarda değil, hayattan kopuk okumalarda aramak gerekiyor. Çünkü enflasyon sadece TÜİK tablosu değil; enflasyon, ayın sonunu getirip getiremediğinizdir. Sonraya çorbayı koyup koyamadığınızdır. Bir kalem mal için balya balya banknot sayıp saymadığınızdır.

Enflasyonla gerçekten mücadele etmek, insanları harcamaz hale getirmek değil; harcadığında korkmayacağı bir ekonomi kurmaktır.

Ya da ne dersiniz? Ateşi düşürmek için termometreyi mi kıralım?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mine Uzun Arşivi

Hazır mıyız son düzlüğe?

26 Kasım 2025 Çarşamba 07:00

Çilekeş yatırımcı

12 Kasım 2025 Çarşamba 07:00

HANİ BANA? HANİ BANA?

01 Ekim 2025 Çarşamba 07:00

Arkadaşlar ceplerimizi kontrol edelim

03 Eylül 2025 Çarşamba 07:00

Uyandırmayın Uyuyan Kızılderiliyi

20 Ağustos 2025 Çarşamba 07:00