Enflasyonla değil, algıyla mücadele

Resmi Gazete’de yayımlanan düzenlemeyle birlikte restoranlarda servis ücretinin tüketiciden ayrıca tahsil edilmesi yasaklandı. Aynı günlerde BDDK’dan da kredi kartı düzenlemesi geldi Kullanılmayan limitler düşecek. Müdahale edilen şey enflasyonun kendisi değil, enflasyonun nasıl algılandığı ve nereden izlendiği.

Restoran düzenlemesiyle başlayalım. Servis ya da kuver ücreti, kamuoyunda sunulduğu gibi bu kalemi yasakladığınızda maliyet ortadan kalkmıyor. Sadece yer değiştiriyor. Servis ücreti kalkıyor. Menü fiyatı yukarı çekiliyor.

Üstelik bu artış daha kalıcı. Çünkü artık “ayrı bir kalem” değil, ana ürünün fiyatı. Kebap pahalanıyor. Kahve pahalanıyor. Ve bu artışlar enflasyon sepetine daha çıplak biçimde giriyor. Bir sonraki zam da daha kolay geliyor. Referans fiyat zaten yukarıda kalıyor.

50 LİRALIK SERVİS ÜCRETİ GÖZE BATAR AMA...

Kilit mesele algı. Üzerinde çalıştığım Algılanmayan Fark Teoremi (AFT) bu konuyu ele alışı farklı. Tüketici fiyat değişimlerini menüde yazan tutarlar üzerinden değil, algısal eşikleri üzerinden hisseder. Faturada ayrı bir kalem olarak duran 50 liralık servis ücreti güçlü bir uyarıcıdır. Göze batar, rahatsız eder. Ama aynı 50 lira, 350 liralık bir yemeğin içine yedirilip fiyat 400 liraya çıktığında, çoğu zaman “algılanmayan fark” sınırları içinde kalır ve tükteciye normal gelir. Artık 400 lira “yemeğin fiyatı”dır. Bir sonraki zam, 400 lira seviyesinden başlar. Şeffaflık niyetiyle yapılan müdahale, ironik biçimde fiyat artışlarını algısal bir kalkanın arkasına gizler.

Kredi kartı düzenlemesi

BDDK’nın kredi kartı hamlesi kâğıt üzerinde sert. Toplam kart limiti 400 bin TL’nin üzerindeyse gelir teyidi şart. Mevcut limitlerin %50-80’e varan oranlarda düşürülmesi için bankalara talimat veriliyor. Niyetin kötü olduğunu düşünmüyorum. Ancak madem rastgele budama yapılacaksa kredi notu diye birşey niye var? Ya da kredi notu sistemini düzeltmek yerine bu uğraş niye?

Asıl kritik detay, düzenlemenin teknik metninde saklı.

Son 12 ayda en yüksek harcamanın yapıldığı ay esas alınıyor. Yani kart limitiniz yüksek ama kullanım oranınız düşükse, sorunlu ilan edilen şey harcama değil, harcanmayan boşluk.

Türkiye’de ücretliler kredi kartını bir vade aracı olarak kullanıyorlar. Okul, sağlık gibi temel ihtiyaçların hepsi taksit sayesinde mümkün oluyor. Bu pratiği bu şekilde insanların elinden almak eksik bir yaklaşım.

Buradan çıkan mesajda limitinin düşmesini istemiyorsan boşluğu sıfırlayacak kadar harcama yap. En yüksek harcama olan ay dikkate alınacak çünkü.

Bu noktada bir soruyu sormak gerekir. Bir sıkılaşma mı, yoksa gecikmeli bir teşvik ile mi karşı karşıyayız?

Tüketiciye açık bir sinyal bu durum. Limitini korumak istiyorsan, önümüzdeki ay içinde daha fazla harca. Normalde yapmayacağın alışverişleri öne çek. Kartını doldur. Ekstreyi şişir.

Üstelik fiili harcaması zaten 250-300 bin TL olan bir tüketici için, limitin 1 milyon liradan 400 bine düşmesi davranışı değiştirmiyor. Dün ne alıyorsa bugün de onu alıyor. Sadece elindeki psikolojik tampon daralıyor. Bu ülkede özel bir hastanede acil bir ameliyatın faturası bugün rahatlıkla 1 milyon TL’yi bulabiliyor. Aylık geliri 300 bin TL olan, düzenli ödeyen bir tüketici için kredi kartı limiti lüks değil. AFT açısından bakarsak, burada da benzer bir algı oyunu var. Limit düşüyor ama algılanan kısıt düşmüyor; çünkü harcama zaten o sınırların içindeydi.

Ortaya çıkan tabloda restoranda fiyatın nerede yazıldığıyla oynanıyor. Kredi kartında harcamanın hangi sütunda durduğuyla. Ama talep aynı, maliyetler aynı, beklentiler aynı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yağız Kutay Arşivi

Temu kotası kalktı

13/01/2026 07:00

Etiket dansı başladı

30 Aralık 2025 Salı 07:00

2026 Asgari Çıkmazı

23 Aralık 2025 Salı 07:00

Türkiye 2026’da ara durakta

16 Aralık 2025 Salı 07:00

Türk Lirasının latte ederi

02 Aralık 2025 Salı 07:00

Milei başarılı mı?

18 Kasım 2025 Salı 07:00