Ulusal güvenliğin alt başlığı olarak ekonomi politikası

Donald Trump’ın ikinci dönem dış politikasını hâlâ kaos ya da öngörülemezlik gibi kavramlarla açıklamak kolaycılık. Ortada geri çekilen bir Amerika yok. Aksine, coğrafi olarak sadeleşen, önceliklerini daraltan ve gücünü daha az cephede ama daha yoğun kullanan bir hegemonya var. Trump’ın “America First” yaklaşımı klasik çok taraflılık söylemlerinden kopuk olabilir; ancak başıboş değil. Güç projeksiyonu sadece askerî yayılma ile değil, bilanço kontrolü üzerinden yapılıyor.

Bu tabloyu anlamak için Monroe Doktrini’ne dönmek öğretici. 1823’te ilan edilen bu doktrin, Amerika’nın Avrupa güçlerine Batı Yarımküre’den çekilmeleri yönünde açık bir uyarıydı. Doktrin çoğu zaman Başkan James Monroe ile anılsa da, asıl mimarı dönemin dışişleri bakanı John Quincy Adams’tı. Ahlaki söylemlerden çok ticaret yolları, borçlanma kapasitesi ve güç dengesiyle ilgilenen bir aklın ürünü. Bu yüzden Monroe Doktrini ideolojik değidi aslında. Jeopolitik ve ekonomikti.

Trump’ın bugün yaptığı da bunun 21. yüzyıl uyarlaması. Afganistan’daki veya Vietnam’daki can ve mal kaybının olduğu şaşalı askerî işgal yerine finansal hâkimiyet, kalıcı üsler yerine ekonomik bağımlılık, değerler ittifakı yerine bilanço uyumu. Bugünkü politikalar ne klasik liberalizmle ne de Keynesyen çerçeveyle açıklanabiliyor. Yaşanan şey doktrinsizleşme değil; daha eski bir mantığa, merkantilizminin bir versiyonuna dönüş.

Yeni düzende ekonomi politikası, ulusal güvenliğin alt başlığı hâline gelmiş durumda. Devlet, stratejik gördüğü alanlarda piyasanın “görünmez eline” güvenmiyor. Nadir toprak elementleri, enerji madenleri, çipler ve finansman kanalları artık modern çağın altın ve gümüşü. Mülkiyet meselesi bile güvenlik başlığı altında ele alınıyor. Bu yaklaşım Dünya’daki bütün devletlerde sert bir merkezileşmeyi beraberinde getiriyor.

Trump yönetiminin USA Rare Earth’e yaptığı milyar dolarlık yatırım tam olarak bu çerçevenin ürünü. Devletin bir madencilik şirketine ortak olması, serbest piyasa sapmasından ziyade yeni doktrinin özü. Asıl amaç ekonomik değil güvenlik. Tedarik zinciri hâkimiyeti de diyebiliriz. Çipten füzelere uzanan üretim hattında kritik mineralleri piyasanın insafına bırakmak istemiyor devlet. Kendini oyuna alan teknik direktör Aykut Kocaman misali düzenleyici olmaktan çıkıp oyuncu oluyor ABD. Serbest piyasa araçlarıyla yürütülen bir sanayi politikası değil. Ulusal güvenlik gerekçesiyle ekonomik kararların merkezileştiği bir model.

Bu tablo, bazı yorumcuların sandığı gibi klasik bir “nüfuz alanları” mutabakatı da değil. Washington, Çin ya da Rusya’ya kendi arka bahçelerinde serbestlik tanımıyor. Aksine, Batı Yarımküre’yi mutlak öncelik alanı ilan ederken, Asya ve Orta Doğu’da da gerektiğinde müdahil olmaktan geri durmuyor. Simetrik bir paylaşım ortadan kalkarak daha asimetrik bir düzene götürüyor.

Batı Yarımküre bu stratejinin merkezinde. Venezuela örneği bu yüzden sembolik. Çin’in Venezuela’dan yaptığı petrol ithalatı hacim olarak sınırlı olabilir; mesele miktar değil, erişim. ABD, Çin’in askerî olarak nüfuz edemeyeceği alanlarda finansal kaldıraçlarla alan kapatıyor. Çin teknoloji, kredi ve altyapı sunabiliyor; fakat dolar sistemine erişimi yok. Yeni dengede belirleyici olan da bu.

Bu tablonun geçici bir Trump sapması olduğunu da düşünmüyorum. 2008 sonrası başlayan, pandemiyle hızlanan ve jeopolitik kırılmalarla sertleşen kalıcı bir paradigma değişimi. Trump bu dönüşümü daha çıplak, daha kuralsız ve daha hızlı uyguluyor.

Trump’ın güncellenmiş Monroe yaklaşımı Türkiye’yi doğrudan hedef almıyor, şimdilik. Zaman geçtikçe Türkiye gibi ara ülkeler için gri alan sistematik biçimde daralacak. Dünya’da savaş veya gerilim olan her yerde Türkiye’nin müdahil olması önemli bir fırsat olabilir bizim için. Büyük bir aması da var bu işin. Her ne olursa olsun Filistin-İsrail, Azerbaycan-Ermenistan, Rusya-AB ve Suriye konularında kurulacak her masa için Türkiye’ye de bir sandalye olacak.

Yeni düzende müttefiklik, söylemler üzerinden değil bilanço uyumu üzerinden tanımlanıyor. Kimin hangi finansman kanallarına eriştiği, hangi şoklara karşı ne kadar korunabildiği belirleyici olacak.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yağız Kutay Arşivi

Temu kotası kalktı

13/01/2026 07:00

Etiket dansı başladı

30 Aralık 2025 Salı 07:00

2026 Asgari Çıkmazı

23 Aralık 2025 Salı 07:00

Türkiye 2026’da ara durakta

16 Aralık 2025 Salı 07:00

Türk Lirasının latte ederi

02 Aralık 2025 Salı 07:00

Milei başarılı mı?

18 Kasım 2025 Salı 07:00

Ev sahibi olamayan kuşak

11 Kasım 2025 Salı 07:00