Aziz İhsan Aktaş davasından izlenimler: CHP’lilerin bakışları olan biten her şeyi anlatıyordu…

GAZETE PENCERE - Silivri'de daha önce yapılan duruşmalardan farklı bir duruşma ile karşı karşıya kaldı sanıklar, izleyiciler, vekiller ve gazeteciler. Gerilimsiz, her şeyin nizami olduğu son zamanlarda pek de alışageldik durumların yaşanmadığı bir gündü.

Bugün kamuoyunun merakla beklediği Aziz İhsan Aktaş davasının duruşması başladı. Duruşmanın yaklaşık bir ay süreceği mahkeme heyeti tarafından açıklanırken Silivri'de cezaevinin kapısının karşısında yer alan duruşma salonu uzun zamandır görmediği manzaralara da şahit oldu.

Her şeyi baştan aktarmak gerekirse çok yoğun bir güvenlik önlemi vardı. Duruşma salonlarına çıkan caddeye giren araçlar tek tek durduruldu ve içlerinde kimlerin olduğu jandarma tarafından kontrol edildi. Haliyle sabah salona ulaşmak isteyen herkes uzun araç kuyruğunda beklemek zorunda kaldı.

200 sanık yargılanıyor aralarında 7'si CHP'li belediye başkanı ve 5'i hemen salonun yanındaki cezaevinde tutuklu.

Durum böyle olunca bir avukat ve basın ordusu da duruşmayı takip etmek için oradaydı.

Ama tüm bu güvenlik önlemlerine rağmen CHP teşkilatlarının duruşmanın ilk gününde katılımı zayıftı. Yargılanan kişilerin yakınları dışında izleyici de pek yoktu.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel DEM Parti ile görüşmesinden kaynaklı duruşmaya katılmadı ancak neredeyse partinin tüm yönetici kadrosu salondaydı.

Duruşmanın başlamasına yarım saat kala jandarma ekipleri tüm bu katılımcıları salona almaya başladı. Aşina olduğumuz gibi bir arbede yaşanmadan nizami şekilde herkes salona girebildi.

Milletvekilleri, parti yöneticileri ve sanıkların avukatları aynı kapıdan giriş yaptı. Gazeteciler ve izleyiciler ise kendilerine ayrılan girişlerde salona alındı.

GAZETECİLER YİNE KÖŞEYE ATILDI

Gazetecilere ayrılan bölüm heyetin oturma düzenine göre sol köşedeydi. Gazetecilerin sağında duvar önünde avukatlar sağ tarafında ise izleyiciler bulunuyordu. Böylesi büyük bir salonda duruşmayı takip etmek isteyen basın mensuplarına sanıklardan uzak ayrılan bölüm Türkiye'de basına yönelik bakışın da bir göstergesi aslında. Gazeteciler için 25 kişilik bir kontenjan ayarlandı. İletişim Başkanlığı'nın verdiği turkuaz kartları olan gazeteciler dışında kurum kartı olan gazeteciler de salona alındı. Ancak heyetin geçen gün yazdığı müzekkerede yer alan kameralı bilgisayarlar ve telefonların kullanımı konusunda uyarıları kolluğun ekstra davranışlarına yol açtı. Kamerası olan bilgisayar ile girişin yasak olduğunu düşünen bir jandarma salondan gazeteci çıkarttı. Her ne kadar mahkeme esnasında heyet başkanı bunu bu anlamda söylemedik dese de olağanüstü denetimin olağanlaşmasına şahitlik ettik.

Durum böyle olunca salonda duruşmayı izleyen gazeteciler basın odasına çekildi. Basın odasında bir televizyon karşısında 30’a yakın gazeteci ekrana bakarak içerde yaşananları takip etmek zorunda kaldık. Bu zorlu takipte gazetecilerin birbirleri ile yarışmaması ve dayanışma içinde olması şunu gösterdi; kurumu ve siyasi görüşleri farklı bu gazeteciler toplamı bir şekilde dayanışmayı öğrenmiş. Bu dönem biraz da bizi buna zorladı…

Ama şunu söyleye biliriz ki jandarma ekipleri güler yüzlü bir yaklaşım içindeydi. Sorulan sorulara cevap verirken gayet kibar davrandılar. Gerilim çıkmasına neden olacak durumlar böylelikle daha çıkmadan sonlandı.

KARALAR’A DESTEK

Tutuklu belediye başkanları salona girdiğinde izleyiciler arasında bulunan yakınları alkış tuttu. İzleyiciler de tıpkı gazeteciler gibi salonun sonundan olan biteni izlediğinden ayakta yakınlarını görmek için birbirleri ile yarıştılar. O anlarda onlara baktığımda hüzünle karışık bir gülümse ile yargılanan belediye başkanlarına selam vermeye çalışıyorlardı. Özellikle Zeydan Karalar'a verilen destek duruşmanın en dikkat çekici anlarından biriydi.

Tutuklu sanıklardan sonra tutuksuz yargılananlar da salona alınmaya başladı. Burada da herkesin gözü örgüt lideri olarak yargılanmasına rağmen serbest bırakılan Aziz İhsan Aktaş'ın üstündeydi. Aktaş bir koruma ordusu ile salona girdi. Korumaların gazetecileri engellemeye çalışmasına rağmen o esnada kısa bir demeç bile verdi. Aziz İhsan Aktaş'ın bu girişi bana Gürsel Tekin'in kayyım olarak atandığı CHP İstanbul İl binasına girişini hatırlattı. Hengâme aynıydı, Aziz İhsan Aktaş'ı gören CHP’lilerin bakışları aslında olan biten her şeyi anlatıyordu.

Duruşma heyetin izleyicilere uyarılarıyla başladı. Aylardır yakınlarını göremeyen insanlar vardı. Seslendiler, alkış tuttular ve sloganlar attılar. Ama mahkeme başladığında herkes sustu. İşte heyet başkanı bu durumdan ötürü konuşmaya böyle başladı. Sonra işleyişi ve planladıkları yargılama takvimini duyurdu.

Ilımlı bir ses tonuyla ön yargısız herkese eşit davranacaklarını açıkladılar ama… Heyetin akışı açıklamasından sonra avukatlar tek tek söz aldı ve Adana’da Adıyaman’da ikamet eden başkanların dosyaların ayrılmasını talep etti. Aziz İhsan Aktaş’ın avukatı ise koruma ordusu eleştirilerine “devlet verdi” diyerek yanıt verdi ve müteahhitlerin dosyasının ayrılması gerektiğini 20 iş insanının mağdur olduğunu ifade etti. Bu talep gülüşmelere neden oldu.

Avukatların uzun süren taleplerinin ardından heyet mahkemeye 1 saat ara verdi. Ara esnasında salon dışına çıkıp avukatlara ve CHP’li yöneticilere neler beklediklerini sordum. Heyetin ve güvenlik görevlilerinin ılımlı tavırları gazetecilerde biraz şok etkisi yarattığı için merak ediyordum.

“KARARI HEYET VERMEYECEK”

İşte aslında bu sorularıma aldığım cevaplar Türkiye’de yargının da portresini çizdi. Heyet için hem avukatlar hem de CHP’li yöneticiler “ılımlı olacaklar elbette. Kavgayla işlerin yürümediğini gördüler ama sonuçta herkese ceza vereceklerdir” dedi. Ayrıca özellikle Zeydan Karalar’ın ara kararla tahliyesinin bile uzak bir ihtimal olduğunu düşünüyorlar ve ekliyorlar; nihai kararı bu heyet vermeyecek.

CHP’liler açısından aslında tablo net. Burada yaşanan şey yargılama değil. CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi ile yaptığım ufak konuşmada bunu sürekli tekrarladı.

Ara sonrası avukatların dosyalar ayrılsın talebi heyet tarafından reddedildi. Kimlik tespitlerine geçildi. Burada iki önemli nokta vardı çoğu memur davada yargılandıkları için işiz ve gelirsiz kalmış. Tutuklandıklarındaki gelirler okunduğunda hepsi işsizim gelirim yok dedi. Bir diğeri de Aziz İhsan Aktaş’ın ne beyan vereceği oldu. Aktaş 250 bin lira gelirinin olduğunu söyledi. Şöyle düşünün örgüt lideri hala para kazanırken örgüt üyeliğinden yargılanan kişiler işsiz ve gelirsiz. Rıza Akpolat da bu soruşturmanın önemli isimlerinden biri Yeşim Akpolat kimlik tespitinde kendini tanıtırken en önde CHP’li başkanlarla oturan Rıza Akpolat arkasına dönüp Yeşim Akpolat’ın sözü bitene kadar izledi.

Daha sonra iddianamenin özeti okundu dile kolay 600 sayfaya yakın bir metin var. Tamamının okunması zaman alacağından özet okunduğu ifade edildi ve duruşmaya bugünlük ara verildi.

Farklı bir duruşma günüydü evet sakin ve sessiz geçti ancak şunu söylemekte bir beis görmüyorum; Çağlayan varken davanın Silivri’de görülmesi, gazetecilere ayrılan bölüm ve geniş güvenlik önlemleri olağanüstü bir durumun göstergesi. Bu olağanüstü dönemi olağanlaştırmaktan uzak durmak gerek. Bu kadar insan Çağlayan’a nasıl sığacak? Gazeteciler orada nasıl takip edecek diye Silivri’yi olumlamamak gerek. Bu kadar insanın böylesi bir yargılama ile karşı karşıya kalması ne kadar olağan ki biz burada bugün yaşadıklarımızı olağanlaştıralım...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Tolga Balcı Arşivi