Enflasyonun kiraya verdiği sistem

Türkiye'de her gün yaklaşık iki yüz aile, herhangi bir bankaya adım atmadan ev-araba sahibi oluyor. Tasarruf Finansman sistemiyle. Ünlüler ellerinde anahtar tutarak reklamlarını yapıyor. Temel prensip insanları bir havuzda buluşturmak, düzenli taksit toplamak, sıra gelenin evini ya da arabasını satın almak.

Model daha önce Almanya'da Bausparkasse, Brezilya'da Consórcio adıyla yıllardır işliyor. Ama Türkiye'nin büyüme hızı farklı. 2023'te 370 bin olan müşteri sayısı 2025'te 1,1 milyonu aştı. Bu hız bize modelden çok, Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu anlatıyor.

ORTA SINIF, BU SİSTEMLE EV SAHİBİ OLABİLİR Mİ?

TCMB Konut Fiyat Endeksi ve Endeksa verilerine göre, Türkiye genelinde bir evin ortalama fiyatı 4,95 milyon TL, İstanbul'da ise 7,04 milyon TL seviyesindedir. Tasarrufa dayalı faizsiz finansman modellerinde çekilişsiz, garantili teslimatlı bir plan için büyük şehirlerdeki aylık taksitler 35.000 ile 55.000 TL arasında değişmektedir. Buna evin değerinin yüzde 7-10'u kadar bir organizasyon ücreti eklenmektedir.

TÜİK'in gelir dağılımı istatistikleri ve piyasa ücret analizlerine göre medyan maaş 30.000 ile 45.000 TL arasındadır. BETAM (Bahçeşehir Üniversitesi) / sahibinden.com kiralık konut piyasası raporuna göre ise İstanbul'da ortalama kiralar (100 m² bir daire için) 37.500 ile 40.000 TL bandına dayanmıştır. Kira ödeyen, orta gelirli bir İstanbullu için sistem matematiksel olarak imkânsızdır. Büyük şehirlerde bu model orta sınıfa değil, orta sınıfın üst dilimine uygundur; yani çift maaşlı, yüksek kiraya bağımlı olmayan ya da birikimi olan kesime hitap etmektedir.

Araçta tablo farklıdır. Sektör analizleri ve ikinci el ilan endekslerine göre 500 bin ile 1,5 milyon TL'lik ikinci el araç için aylık taksit 5.000-15.000 TL bandına inmektedir. Finansman sistemi ev için dar, araç için ulaşılabilirdir.

FİRMALARIN GELİR MODELİ

Şirketin resmi geliri organizasyon ücreti. Ama bu ücreti erken teslim alan da, sonuna kadar bekleyen de, sistemden ayrılan da öder. Teslim olsun ya da olmasın, şirket parasını alıyor. 2025'te sektörün işlem hacmi 1,2 trilyon TL'yi geçti. Ortalama yüzde 8 üzerinden bu, yaklaşık 96 milyar TL saf gelir demek.

İkinci kanal daha az görünür. Havuzda biriken para tamamen atıl değil. Yasal düzenleme bu fonların Hazine kira sertifikalarında ve katılım bankası hesaplarında değerlendirilmesini zorunlu kılıyor. Getirinin yüzde yetmiş beşi ihtiyat fonuna gidiyor, kalanı doğrudan şirket geliri. Müşterinin parası sırasını beklerken kazanıyor; ama o kazancın büyük kısmını müşteri değil şirket alıyor.

Üçüncü kanal en ilginç olanı: zamanın kendisi. Bir müşteri 3 milyon TL'lik sözleşme imzalıyor, iki yıl sonra evi teslim alıyor. Bu iki yılda ev fiyatları yüzde kırk arttı diyelim. Müşteri hâlâ 3 milyon üzerinden ödüyor; fark ona kazandırdı. Ama yeni giren müşteriden alınan organizasyon ücreti artık 3 milyon üzerinden değil, 4,2 milyon üzerinden hesaplanıyor. Enflasyon müşteriye bir şey kazandırırken şirkete daha büyük bir havuz sağlıyor.

ENFLASYON BU SİSTEMİN ORTAĞI

Enflasyon olmasa ne olur? Banka kredisi makul faizle ulaşılabilir olur, bireysel birikim mümkün hale gelir, on yıl kura bekleme irrasyonel görünür. Sistem faiz hassasiyeti olan küçük bir kitleyle sınırlı kalır.

Enflasyon olunca ne olur? Banka faizi aylık yüzde 2'yi aşar, kredi imkânsızlaşır. Bireysel birikim de imkânsızlaşır, çünkü biriktirilen her lira ertesi ay daha az şey satın alır. Sistem, tam bu noktada milyonlarca insanın gidebileceği tek adrese dönüşür. Büyüme rakamları bunu doğruluyor: 2023'te 370 bin, 2025'te 1,1 milyon.

MÜŞTERİ TARAFINDA NELER OLUYOR?

Burada kendi araştırmamda önerdiğim Algılanamayan Fark Hipotezi devreye giriyor. Temel argüman enflasyon yükseldikçe tüketici yalnızca fakirleşmez, fiyatlar arasındaki farkı doğru tartamaz hale gelir. Weber'in 19. yüzyılda keşfettiği gibi, bir uyaranı fark edebilmek için gereken değişim miktarı başlangıç büyüklüğüyle orantılıdır. Elli gramda beş gram fark edilir, beş yüz gramda fark edilmez. Fiyatlara uyguladığımızda: fiyat tabanı yükseldikçe aynı fark hissini yaratmak için gereken nominal aralık büyür. Dün 10 lira dikkat çekerdi, bugün 200 lira "aynı fiyat aralığında" hissedilir.

Tasarruf Finansman sistemi bu mekanizmayı üç noktada kullanıyor.

Etiketin kendisi. Organizasyon ücreti yüzde 7-10 arasında. Bankacılık terminolojisiyle ifade edilseydi faiz oranı olurdu ve insanların çoğu kaçardı. Ama etiket değişince algı kökten farklılaşıyor. Kronik enflasyonda reel hesap yapmak zaten zorlaşmış; tüketicinin fark hesaplama kapasitesi çökmüş.

"Zaten kiraya gidiyordu" çerçevesi. Thaler'ın zihinsel muhasebe teorisi, insanların parayı kategorilere böldüğünü söyler. Enflasyon bu kategorileri bozar; "kira bütçesi" ile "birikim bütçesi" ayrı kalemler olmaktan çıkar. "Zaten kiraya para gidiyordu, şimdi en azından birikime gidiyor" cümlesi, yeni bir anlatı. Kişi harcamayı tasarrufa dönüştürdüğünü sanıyor; oysa iki yükü birden üstleniyor.

Birikememenin yarattığı açık. Enflasyon yüksekken biriktirmenin iki düşmanı var: paranın eridiğini görmek ve bu erimenin yarattığı "nasılsa kaybediyorum, harcayayım" hissi olan doom spending. Tasarruf Finansman bu boşluğu bir bağlanma aracı olarak dolduruyor. Tüketici kendi kendine biriktiremez; Algılanamayan Fark Hipotezi'nin tüm katmanları bunu engelliyor. Sözleşme imzalandığında birikim bir dış zorunluluğa dönüşüyor, irade yerine kurumsal disiplin geçiyor. Sistem enflasyonun davranışsal hasarını değil, hasarın sonucunu çözüyor. Ve bunu yaparken iyi para kazanıyor.

Bu firmalar enflasyonun kiraladığı bir hizmet sunuyor. Müşterinin ödediği organizasyon ücreti, aslında enflasyonun hem parasını hem de birikim iradesini tahrip etmesinin faturası. Sistem enflasyon düştükçe küçülür, yükseldikçe büyür. Asıl soru şu: enflasyon gerçekten düşerse, bu 1,1 milyon müşteriye ne olur?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yağız Kutay Arşivi

Banksy ne anlatıyor?

05/05/2026 07:00

Turizm hedefleri

24/03/2026 07:00

Enflasyonda zor viraj

17/03/2026 07:00

Savaşın kronometresi

03/03/2026 07:00