Yağız Kutay
Enflasyonda zor viraj
Merkez Bankası faizi yüzde 37’de sabit tutarak temkinli duruşunu korudu. Metinde alışılagelmiş açıklamaların dışında yeni bir yönlendirme yoktu. Ancak içinde bulunduğumuz küresel atmosferi düşündüğümüzde bu sessizlik aslında başlı başına bir mesaj taşıyor.
Türkiye tıpkı İkinci Dünya Savaşı döneminde olduğu gibi jeopolitik gerilimlerin ortasında denge politikasını gözetmeye çalışıyor. Böyle bir konjonktürde para politikasının da bu ihtiyatlı çizgiye paralel ilerlemesi şaşırtıcı değil. Bu nedenle Merkez Bankası’nın attığı adımları değerlendirirken sadece iç dinamiklere değil, dışarıdaki dalgalı iklime de bakmak gerekiyor.
2026’nın ilk çeyreğinin sonuna yaklaşırken yıl sonuna ilişkin beklentilerin son durumuna birlikte bakalım.
TCMB, reel ve finansal sektör temsilcileri ile profesyonellerden oluşan 67 katılımcıyla yaptığı Mart ayı Piyasa Katılımcıları Anketi'ni yayımladı. Tüketici Fiyat Endeksi'nde (TÜFE) 2026 yıl sonu artış beklentisi yüzde 24,11’den yüzde 25,38'e yükseldi. Ocak ayında bu oran 23 bandındaydı. Zaten yukarı yönlü eğilim sergileyen beklentiler, küresel gerilimlerin de etkisiyle ivme kazanma potansiyeline sahip.
Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadelede en önemli araçlarından biri olan faiz beklentisi de yukarı yönlü güncellendi. Katılımcıların politika faizi beklentisi yüzde 28,95’ten yüzde 30,63’e çıktı. Bu artış, piyasanın Merkez Bankası’nın sıkı para politikasını sürdürme konusundaki kararlılığına belirli ölçüde güven duyduğunu gösteriyor.
Madalyonun diğer yüzünde, beklentilerdeki bu yukarı yönlü katılık, enflasyonun sadece bir para politikası meselesi olmadığını; aynı zamanda bir ikna ve zamanlama sanatı olduğunu bize bir kez daha hatırlatıyor.
Piyasanın bu “bekle-gör” iştahını besleyen yalnızca manşet enflasyon değil. Katılımcıların 12 ay sonrası dolar/TL beklentisinin 52,39’dan 52,70’e evrilmesi, döviz kuru üzerindeki baskının dezenflasyon sürecinde hâlâ en büyük risk unsurlarından biri olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Kur tarafındaki bu sınırlı ama istikrarlı artış beklentisi, maliyet kaynaklı enflasyonun önümüzdeki dönemde de gündemde kalabileceğine işaret ediyor.
Daha da dikkat çekici olanı büyüme tahminlerindeki mikro değişim. 2026 yılı büyüme beklentisinin yüzde 3,9’dan yüzde 3,8’e gerilemesi, sıkı para politikasının ekonomik aktivite üzerindeki soğutucu etkisinin piyasa tarafından yavaş yavaş kabullenildiğini gösteriyor. Bu tablo, fiyat istikrarı için büyümeden sınırlı bir fedakârlığın göze alınabileceği yönünde oluşan sessiz bir uzlaşmaya işaret ediyor.
Tüm bu verileri bir araya getirdiğimizde 2026 sonuna ilişkin tablo kabaca şekillenmeye başlıyor. Beklentilerdeki yavaş ama istikrarlı yukarı yönlü hareket, dezenflasyon sürecinin en zor safhasına girildiğini düşündürüyor.
Piyasa katılımcıları yıl sonu enflasyonu için yüzde 25 civarında bir patikaya işaret ediyor. Ancak kur tarafındaki yukarı yönlü riskler ve beklentilerdeki katılık dikkate alındığında, benim projeksiyonum savaş ortamıyla birlikte yıl sonu enflasyonunun yüzde 27–29 bandında şekillenme ihtimalinin daha yüksek olduğu yönünde.
Bu noktada, kendi çalışmalarımda üzerinde durduğum Algılanamayan Fark Teoremi (AFT) çerçevesinden bakarsak; enflasyonun bu "yapışkan" hali aslında toplumsal bir alışkanlığın dışavurumu. Katılımcıların beklentilerindeki o mikro oynamalar, tüketicinin artık fiyat artışlarını birer "eşik değer" olarak kabul ettiğini ve kararlarını bu yüksek zemine göre şekillendirdiğini fısıldıyor. Bu bakış açısındaki modellemelerimin de işaret ettiği üzere, eğer bu algısal bariyerler kırılmazsa, sadece faiz artışlarıyla enflasyonun belini bükmek beklediğimizden daha uzun sürebilir.
Önümüzdeki aylar, sadece para politikasının sıkılığı açısından değil, beklentilerin yönetimi açısından da kritik olacak. Şimdilik rüzgâr sert esiyor. Ancak Merkez Bankası’nın veri odaklı ve temkinli rotasını koruması hâlinde, bu dalgalı sularda geminin rotasını kaybetmeden ilerlemesi hâlâ mümkün görünüyor.
Ekonomideki bu zor virajları hep birlikte, sağduyuyla aşacağımız, hanelerimizde bereketin, sofralarımızda huzurun eksik olmadığı bir dönem diliyorum. Tüm okurlarımın Ramazan Bayramı’nı en içten dileklerimle kutlarım. Sevdiklerinizle birlikte sağlıklı ve mutlu bir bayram geçirmenizi dilerim.