Yağız Kutay
Ben oradaydım sermayesi
Dünya ekonomisi, lüksün tanımını sessizce ama derinden değiştiriyor. Eskiden zenginliğin ölçütü kolunuzdaki Rolex veya garajdaki spor arabaydı. Her an satın alınabilir, fiziksel metalardı.
The Economist’in son verileri, bu dönemin kapandığını fısıldıyor: Deneyimlerin fiyatı (Experiences), fiziksel eşyaların (Goods) çok üzerinde bir ivmeyle tırmanıyor. Artık asıl lüks, sahip olduğunuz nesne değil, "erişilemez" olan o anın içinde bulunma imtiyazı.
EŞYADAN DENEYİME GECİŞİN GRAFİĞİ

PAHALIYSA VARDIR BİR HİKMETİ
Ekonomist ve sosyolog Thorstein Veblen’in bir asır önce tanımladığı Veblen Etkisi, bugün Instagram filtreleriyle yeniden canlanıyor. Bir ürünün fiyatı arttıkça ona olan talebin artması, kaliteden ziyade o ürünün taşıdığı "statü sinyali" ile ilgilidir. Şampiyonlar Ligi finalinde veya bir Tarkan konserinde en ön sırada olmanın, dolar bazında astronomik fiyatlara rağmen dakikalar içinde tükenmesi tam olarak budur. O anın bir yedeği yok, saati yarın da alabilirsiniz ama o final bir kez yaşanır. Bu yüzden Super Bowl etkinliği fiyatları iki katına çıktı birkaç yılda.
GASTRONOMİK SEVİYE ATLAMA RİTÜELİ
İstanbul’un son dönemdeki "referansla müşteri alma" veya "kademe kademe burger yeme" trendi, bu deneyim ekonomisinin sokaktaki en uç örneği. Bu sadece bir yemek hikayesi değil; tüketicinin bir "oyun" içine sokulmasıdır. 8 katlı burgeri yemek için önce küçükleri yeme zorunluluğu, aslında müşteriye şu mesajı verir: "Paran olması yetmez, buranın kültürüne ve hiyerarşisine dahil olmalısın." Bu, mega-zenginlerin kapalı kulüplerine duyulan o sınıfsal özentinin göstergesidir.
ALGILANAMAYAN FARK TEOREMİ İLE TÜRKİYE DENKLEMİ
Bu noktada, bizzat geliştirdiğim Algılanamayan Fark Teoremi (AFT) konuyu netleştiriyor. Teoremin özü şudur: Enflasyon yükseldikçe, tüketicinin iki fiyat arasındaki farkı "anlamlı" bulması için gereken algısal eşik de yükselir. Yani eskiden bizi düşündüren o fiyat farkları, artık zihnimizde bir "algısal gürültüye" dönüşerek görünmez hale gelir.
Özellikle Türkiye’deki gibi yüksek enflasyonist bir ortamda, ürünler arasındaki bu farklar artık "hissedilemez" bir noktaya ulaşmıştır. Tüketici aslında daha zenginleştiği için değil, paranın değerini ölçme yeteneği bozulduğu için en pahalı seçeneğe sürüklenir. Bu süreç, "paramı tutarsam eriyecek" korkusuyla harcamayı hızlandıran Kıyamet Harcaması (Doom Spending) güdüsüyle birleşince orta sınıfın geleneksel tüketim mantığı çözülür. Küçük birikimler anlamsızlaştığı için birey, farkını hissetmediği o üst kaliteye kaçarak farkın tekrar "algılanabilir" olduğu alanlara sığınır. Sonuçta yenen o görkemli burger, sadece bir yemek değil; enflasyonun kör ettiği bir ekonomide sınıfsal farkı yeniden tescil eden bir "ben buradayım" sinyalidir.
Instagram’ın gösteriş (show-off) kültürü, bu süreci tetikleyen en büyük motor. "Sahip olduğun şeyi herkes görebilir ama yaşadığın o anı sadece oradaysan kanıtlayabilirsin" motivasyonu, tüketimi mülkiyetten hatıraya kaydırdı. Geleceğin ekonomisinde en büyük sermaye, bankadaki rakamlar değil, "başka kimsenin giremediği o kapıdan içeri girmiş olma" anlatısı olacak gibi görünüyor.