Yağız Kutay
Türkiye 2026’da ara durakta
Türkiye için 2026 yılı tam anlamıyla “ara durak”. 2023’teki U dönüşünün ve 2024–25’teki yüksek faiz–dezenflasyon kombinasyonunun sonuçlarını göreceğimiz, ama mucizeler beklemenin de gerçekçi olmadığı bir yıl. Üstelik bu resmi, erken seçim, ağır bir iç siyasi kriz, büyük bir İstanbul depremi ya da yaygın terör dalgası gibi şokların yaşanmadığı bir Türkiye için çiziyoruz.
Ülkemiz IMF ve EBRD projeksiyonlarına göre 2026’da %3 civarında büyüyecek. İşsizliği zıplatmadan idare eden, fakat kişi başına gelir anlamında coşturmayan tempo.
Enflasyon cephesinde 2026 sonu için resmi hedef %16 uluslararası kurumlar ise %20’lere yakın bir patika çiziyor. Politika faizi şu anda %38. TCMB indirimlere başlasa da “pozitif ve yüksek reel faiz” vurgusunu koruyor. Makul bir senaryoda 2026 sonunda faizinin %30-32 bandına indiğini, enflasyonun da %20–22 civarına gerilediğini düşünebiliriz. Böyle bir tabloda TL mevduatın yıllık ortalama nominal getirisi %30’ların ortasında, reel getirisi ise kabaca %10’a yakın olur. O yüzden riskten kaçan yerli tasarrufçu için 2026’da TL faizin, çoğu senaryoda BIST ve dövizden daha cazip olması şaşırtıcı değil.
Bu hükmün iki olumlu istisnası var. Globalde risk iştahının beklenenden çok daha olumlu seyretmesi ve Türkiye’de enflasyonun hedefe beklenenden hızlı yaklaşması. Bu iki koşul aynı anda çalışırsa, faiz daha hızlı iner ve BIST’in TL mevduatı geçmesi gayet mümkün hale gelir.
Kur cephesi
Ekonomi yönetiminin niyeti oldukça net. Enflasyon hâlâ yüksekken kurun reel olarak bir miktar değerlenmesine izin vererek dezenflasyona yardımcı olmak ve cari açığı GSYH’nin %1–2 bandında tutan bir denge yakalamak. Şok yaşanmayan bir dünyada bu, 2026’da dolar/TL artışının enflasyonun biraz altında kalması anlamına gelir; enflasyon %20 ise kurda %10–15 bandı gibi. 2021–23 dönemindeki gibi art arda patlamalar değil, daha kontrollü bir sürüklenme hedefleniyor. Kur enflasyonun altında artar cümlesi yıl sonu fotosu için makul, ama patika boyunca kesintisiz bir düz çizgi beklemek hayalcilik olur.
Borsa ne vadediyor?
BIST tarafında temel senaryoda %6–10 reel kazanç var. Kâğıt üzerinde hiç fena görünmüyor. Fakat iki ciddi “ama” var. Birincisi volatilite. Özellikle ABD kaynaklı sert bir şok yaşanırsa, endeksteki hisseler -%20’den +%30’a giden bir yolculuğa başlar. Ne de olsa yıl boyu taşıyan ile dipten alanın hikâyesi aynı değil. İkinci olarak TL mevduatın aynı yıl reel bazda %10’a yakın getiri sunduğu bir ortamda BIST’in bunu anlamlı biçimde geçmesi için hem kârlarda güçlü artış hem de çarpan genişlemesi gerekir. Bu ikisinin aynı anda geldiği bir iyimser senaryo elbette mümkün, ama çoğu senaryo değil. O yüzden “doğru hisse seçimiyle TL mevduatı geçmek mümkün.
Suriye meselesi, tablonun jeopolitik eki. Dünya Bankası, ülkenin yeniden inşası için ortalama 216 milyar dolarlık bir maliyet öngörüyor. Bunu 10–15 yıla yaydığınızda yıllık 15–20 milyar dolarlık bir toplam hacim ortaya çıkıyor. Türkiye’nin coğrafi ve sektörel avantajıyla bu pastadan sürdürülebilir yıllık 3–5 milyar dolarlık iş hacmi kapması gayet makul. Avrupa’nın kendi bütçe ve borç sorunlarıyla boğuşurken Suriye’de çok agresif finansman üstlenmesi kolay değil; buna karşılık AB şirketleri mühendislik ve teknoloji tarafında masada olacaktır. Türkiye, Avrupa’yla kavga etmek yerine sahada iş ortaklıkları kurabilirse Suriye pastasından haysiyetli bir dilim alabilir.
2026’da yatırımcı neye dikkat etmeli?
Buradan “şunu al, bunu sat” listesi çıkarmak zaten mümkün değil; herkesin vadesi, geliri, borcu, sinir sistemi başka. Yine de 2026 için üç basit ilke koymak mümkün.
Birincisi, nominale değil reel getiriye ve risk primine bakmak. TL mevduat enflasyonun birkaç puan üzerinde getiri sunuyorsa, sıfır riskli olmasa da portföyün ana omurgası olmaya adaydır. Borsa ise enflasyonun üstüne çıkma ihtimali olan ama bunu yüksek oynaklıkla yapan alan; oradaki ağırlığı, endeksteki yüzde 20–30’luk sallanmalara ne kadar dayanabileceğine göre belirlemek gerekir.
İkincisi, kur riskini tahminle değil yapıyla yönetmek. Portföyün makul bir kısmını döviz cinsi varlıklarda tutmak, olası bir kur şokuna karşı sigortadır; ama her sene kurun mutlaka şu kadar artacağı varsayımıyla bütün tasarrufu dolara taşımak değil. Aynı şey tahvil tarafı için de geçerli: faiz indiriminden faydalanmak için vade uzatmak cazip görünür, fakat küresel bir dalgalanmada ilk ağır darbe yine uzun vadeye gelir.
Üçüncüsü, sert bir küresel şok anında önce neyi satacağını şimdiden düşünmek. Piyasalar düşerken değil, ortalık sakinken “şokta hangi varlıktan vazgeçerim, hangisini sonuna kadar tutarım?” listesini yapmak, kriz günü panikle rastgele tuşa basmaktan daha iyi bir strateji. Unutmamak lazım: 2026’da Türkiye’ye gelecek sıcak para büyük ölçüde yüksek faiz ve carry trade için gelecek. Bir şok paraları ülkemizden kısa sürede uzaklaştırabilir. Dikkat…
2026, ne “herkes kazanacak” yılı, ne de “herkes yanacak” yılı.
Daha çok, 2023’teki politika dönüşünün ve 2024–25’teki sıkılaştırmanın faturasının ödendiği, faizin hâlâ cazip, borsanın seçici fırsat sunduğu, dövizin ise paniğe değil plana hizmet etmesi gereken bir ara durak.