Emre Özpeynirci
Fırtına öncesi sessizlik!
Türkiye otomotiv sanayisinin yılın ilk iki ayına ait verileri ilk bakışta pek iç açıcı görünmüyor. Otomobil üretimi düşüyor, ihracat adetleri geriliyor ve fabrikaların temposu geçmiş yıllara göre daha düşük. Ancak rakamların arkasına biraz daha yakından bakıldığında ortaya bambaşka bir tablo çıkıyor. Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) verilerine göre Ocak-Şubat döneminde Türkiye’de otomobil üretimi %14,62, otomobil ihracatı ise adet bazında %22,52 geriledi. Buna karşın toplam üretimdeki düşüş yalnızca %2,16 seviyesinde kaldı. Bu fark tek bir gerçeğe işaret ediyor: “Otomobil tarafındaki sert düşüşü ticari araç üretimi dengeliyor.” Başka bir ifadeyle Türkiye’de fabrikalar durmuyor sadece eski modellerin üretimi yavaşlıyor, yeni modeller için hatlar hazırlanıyor. Bu nedenle bugün ortaya çıkan tabloyu klasik bir daralma olarak okumak yanıltıcı olabilir. Türkiye otomotiv sanayisi şu anda belki de son yılların en yoğun model dönüşüm dönemlerinden birini yaşıyor. Bursa’dan İzmit’e, Sakarya’dan yeni yatırım bölgelerine kadar birçok üretim üssü aynı anda yeni nesil SUV, hibrit ve elektrikli modeller için hazırlanıyor.
MODEL DÖNGÜSÜNÜN ORTASI
En çarpıcı örneklerden biri Bursa’daki dönüşüm. Oyak Renault fabrikası son yılların en yoğun yatırım dönemlerinden birini yaşıyor. 400 milyon Euro’yu aşan yatırımla Bursa’daki üretim hatları adeta yeniden şekillendirildi. Bu dönüşümün ilk sonucu olarak geçen sene önce Renault Duster devreye girerken, bu yıl ise yeni nesil Renault Clio, Renault Boreal ve Dacia Striker modelleri ardı ardına devreye girmeye hazırlanıyor. Clio’nun yeni nesli şimdiden banttan inmeye başlarken, özellikle Boreal ve Striker Türkiye’nin SUV üretim kapasitesini ciddi biçimde artıracak. Başka bir ifadeyle Bursa’da bugün görülen yavaşlama, aslında önümüzdeki yılların üretim artışının hazırlığı.

BURSA’DA YENİ BİR DÖNEM
Türkiye’de otomobil üretim verilerindeki düşüşün en büyük nedenlerinden biri ise bir dönemin kapanması. Fiat Egea üretimi bu yılın ortasında sona eriyor. Yıllarca Türkiye’nin en çok satan otomobili olan Egea’nın banttan kalkması, otomobil üretim istatistiklerini doğal olarak aşağı çekiyor. Ancak bu durum aynı zamanda yeni bir üretim döneminin başlangıcı. Tofaş fabrikası, Stellantis grubunun K9 projesi kapsamında hafif ticari araç üretiminde yeniden önemli bir rol üstlenmeye hazırlanıyor. Doblo’nun yeniden Bursa’ya dönmesi ve aynı platformdaki modellerin üretim ihtimali, Tofaş’ı tekrar Türkiye’nin ihracat şampiyonlarından biri haline getirebilir. Egea’nın yerine yeni bir otomobil gelip gelmeyeceği ise Türk otomotiv sanayisinin geleceği açısından kritik bir karar olacak.
ELEKTRİKLİDE DÖNÜŞÜM
Türkiye’de üretim tarafındaki dönüşüm sadece model yenilemesiyle sınırlı değil. Aynı zamanda elektrikli araç çağına geçiş de hızlanıyor. Hyundai’nin eylül ayından itibaren İzmit fabrikasında üreteceği Ioniq 3, Türkiye otomotiv sanayisi için önemli bir eşik olacak. Bu model yerli girişim olan Togg’dan sonra yabancı bir marka tarafından üretilen ilk elektrikli otomobil olma özelliğini taşıyacak. İzmit tesisinin elektrikli araç platformuna geçmesi, Türkiye’yi Avrupa için kritik bir EV üretim merkezi haline getirebilir. Ayrıca İzmit’te 2027 yılında tamamen yenilenen yeni Bayon ve i20 modelleri de devreye girecek.
SAKARYA’DA HİBRİT GÜCÜ
Türkiye’de otomotiv üretiminin en istikrarlı kalelerinden biri ise Sakarya. Japon Toyota’nın Sakarya fabrikası uzun süredir Avrupa’nın en önemli hibrit üretim merkezlerinden biri konumunda. Burada üretilen Corolla ve C-HR modellerinin büyük bölümü Avrupa pazarına ihraç ediliyor. Elektrifikasyon sürecinde hibrit teknolojisine yaptığı erken yatırım sayesinde Toyota, Türkiye’deki üretimini yüksek katma değerli ve istikrarlı bir çizgide sürdürüyor. Şimdi ise gözler bir sonraki kritik kararda. O da Sakarya fabrikasında üretilecek yeni nesil Corolla projesi. Bu karar yalnızca Toyota için değil, Türkiye otomotiv sanayisinin önümüzdeki 10 yıllık üretim planı açısından da belirleyici olacak.
ÇİN FAKTÖRÜ VE REKABET
Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa’da rekabet de giderek sertleşiyor. Özellikle Çinli üreticilerin agresif fiyat politikası, Avrupa’daki üretim merkezleri üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor. Bu nedenle Türkiye’deki yeni model yatırımlarının başarısı yalnızca üretim miktarıyla değil, aynı zamanda Avrupa pazarındaki rekabet gücüyle de ölçülecek. Bu noktada Türkiye’nin gündemindeki bir diğer kritik yatırım ise BYD. Uzun süredir konuşulan Türkiye yatırımı için Çin’den gerekli onayların geldiğine dair haberler artarken, fabrikanın kurulması halinde Türkiye otomotiv ekosistemi yeni bir oyuncuyla daha güçlenebilir.

ADETLER DÜŞERKEN TUTARLAR ARTIYOR
Tabloda dikkat çeken bir başka detay ise ihracat verilerinde ortaya çıkıyor. Ocak–Şubat döneminde otomobil ihracatı adet bazında %22,52 düşerken, buna karşın toplam otomotiv ihracatı dolar bazında az da olsa artmış durumda. Bu tablo aslında önemli bir dönüşümü gösteriyor. Türkiye artık yalnızca ucuz otomobil üretim merkezi değil. Daha yüksek teknolojili, daha pahalı ve daha donanımlı araçların üretimi artıyor. Elektrifikasyon, hibrit teknolojiler ve gelişmiş güvenlik sistemleri araçların birim fiyatını yükseltiyor. Başka bir ifadeyle sektör şu anda: “daha az araç, daha yüksek katma değer” modeline doğru evriliyor. Ancak bunun da bir sınırı var. Çünkü üretim adetlerindeki düşüş uzun süre devam ederse fabrikaların kapasite kullanım oranı ve istihdam üzerinde baskı oluşabilir.
60’LIK GENCİN HEDEFİ DÜNYA MARKASI OLMAK
Türk otomotiv sanayisinin köklü şirketlerinden Karsan, düzenlediği basın toplantısında 2025 yılı sonuçlarını ve gelecek stratejisini paylaştı. Karsan CEO’su Okan Baş, şirketin bu yıl 60. yaşını kutladığını belirterek Karsan’ın kendisini “60’lık Genç” olarak tanımladığını söyledi. “Biz 60. yılında gençliğini yaşayan bir kimlikle bugün pazardayız” diye konuşan Baş, Karsan’ın köklü geçmişini korurken aynı zamanda mobilite teknolojilerine odaklanan genç ve dinamik bir yapıyla büyümeye devam ettiğini vurguladı. Şirketin temel vizyonunun ise “Mobilitenin Geleceğinde Bir Adım Önde Olmak” olduğunu belirten Baş, Karsan’ın artık klasik bir otomotiv üreticisinden çok mobilite teknoloji şirketine dönüşmeyi hedeflediğini ifade etti. Elektrifikasyon, hidrojen ve otonom sürüş teknolojilerine odaklandıklarını anlatan Baş, Karsan’ın elektrikli toplu ulaşım araçlarında önemli bir büyüme yakaladığını söyledi. Şirketin elektrikli araç satışları son yıllarda hızla artarken, bugün 3 kıtada 27 ülkede 2.130’dan fazla elektrikli Karsan aracının hizmet verdiğini aktardı. Avrupa pazarındaki konumuna da değinen Baş, Karsan’ın elektrikli şehir içi otobüs pazarında %5 payla Avrupa’da 7’nci sıraya yükseldiğini belirterek orta vadede hedeflerinin ilk 5’e girmek olduğunu söyledi. 2025 yılında şirketin finansal performansının da güçlü olduğunu ifade eden Baş, Karsan’ın konsolide cirosunun 330 milyon euroya ulaştığını, elektrikli araç gelirlerinin ise toplam cironun %67’sine çıktığını açıkladı. Baş, Karsan’ın hem kendi markasıyla büyümeyi hem de global markalar için üretim yapmayı sürdüreceğini belirterek, “60 yıllık otomotiv tecrübemizle start-up ruhunu birleştiriyoruz. Hedefimiz Karsan’ı global bir mobilite markası haline getirmek” dedi.