Emre Özpeynirci

Emre Özpeynirci

Elektrikli istiyoruz ama bulamıyoruz!

Avrupa'da elektrikli otomobil pazarı yeniden ivme kazanırken, Türkiye tam tersine frene basıyor. EBS Danışmanlık'ın ACEA verilerinden hazırladığı rapora göre haziran ayında Avrupa'da (Türkiye hariç) elektrikli otomobil satışları geçen yılın aynı dönemine göre %50,99 artarak 360 bin 843 adede ulaştı. Aynı dönemde Türkiye'de ise satışlar %41,89 düşüşle 14 bin 904 adette kaldı. İlk 6 ay sonunda Avrupa pazarı %35,13 büyürken, Türkiye %4,98 küçüldü. Geçen yıl Avrupa'nın en büyük 4. elektrikli otomobil pazarı olan Türkiye, bu yıl 5. sıraya geriledi. Haziran ayında ise İtalya'nın da gerisine düşerek 8. sıraya kadar indi. Bu tablo, Avrupa ile Türkiye arasındaki farkın yalnızca talep kaynaklı olmadığını açıkça gösteriyor. Peki elektrikli otomobilde Avrupa yeniden büyürken Türkiye neden küçülüyor? İşte rakamların anlattığı 5 gerçek...

6-ay-elektrik

1- Avrupa yeniden elektrikliye yöneldi

Bir süre önce Avrupa'da elektrikli otomobillere ilginin azaldığı konuşuluyordu. Ancak 2026'nın ilk yarısı bunun tam tersini gösterdi. Almanya ilk 6 ayda 368 bin, Birleşik Krallık 285 bin, Fransa ise 242 bin elektrikli otomobil satışı gerçekleştirdi. Haziran ayında Fransa'nın %93, İtalya'nın %86, Almanya'nın %78, Avusturya'nın %44, Danimarka'nın ise %40 büyümesi, elektrikli dönüşümün yeniden hızlandığını ortaya koyuyor. Bu büyümede petrol fiyatlarındaki artış, birçok ülkede devam eden teşvikler, Avrupa Birliği'nin sıkılaşan CO₂ emisyon hedefleri ve daha ulaşılabilir fiyatlı yeni elektrikli modeller önemli rol oynuyor. Üreticiler de yüksek emisyon cezalarıyla karşılaşmamak için elektrikli modellere daha fazla ağırlık veriyor.

2- Türkiye'de talep var, araç yok

Türkiye'deki daralma ilk bakışta elektrikli otomobillere ilginin azaldığı izlenimi yaratıyor. Oysa pazardaki en büyük sorun talep değil, ürün arzı. TOGG satışlarını artırıyor ancak tek başına pazarı büyütmesi mümkün değil. Geçen yıl pazarın lokomotiflerinden biri olan Tesla'nın teslimatlarındaki sert düşüş, BYD'nin uzun süredir Türkiye'ye araç getirememesi ve birçok markanın sınırlı sayıda elektrikli otomobil ithal edebilmesi pazarı doğrudan etkiliyor. Üstelik son dönemde Türkiye'ye gelebilen yeni elektrikli modellerin önemli bölümü premium segmentte yer alıyor. Daha ulaşılabilir fiyatlı modeller ise ya hiç gelemiyor ya da çok sınırlı sayıda ithal ediliyor. Bugün birçok markada tüketicinin istediği otomobil değil, distribütörün bulabildiği otomobil satılıyor.

3- Servis tebliği seçenekleri daralttı

Türkiye'de elektrikli otomobil pazarını etkileyen en önemli gelişmelerden biri de 2024 yılı sonunda yürürlüğe giren servis tebliği oldu. Bu düzenleme nedeniyle Avrupa Birliği veya Türkiye ile Serbest Ticaret Anlaşması (STA) bulunmayan ülkelerde üretilen elektrikli ve şarj edilebilir hibrit otomobiller Türkiye'ye ithal edilemiyor. Bunun anlamı oldukça açık. Çin, Japonya, ABD ve Meksika gibi ülkelerde üretilen çok sayıda elektrikli model bugün Türkiye pazarında yer alamıyor. Dolayısıyla Türkiye'de satılabilen elektrikli otomobiller büyük ölçüde Avrupa'da üretilen modellerle sınırlı kalıyor.

4- Avrupa'dan da araç gelmiyor

Peki Avrupa'da üretilen modeller geliyor mu? Evet ancak bu kez de farklı bir sorun ortaya çıkıyor. Avrupalı üreticiler sınırlı üretimlerini öncelikle Almanya, Fransa, İngiltere ve diğer büyük Avrupa pazarlarına ayırıyor. Çünkü Avrupa Birliği'nin emisyon hedeflerini karşılayabilmek için elektrikli otomobil satışlarını kendi pazarlarında artırmaları gerekiyor. Türkiye ise birçok marka için öncelikli pazar olmadığı için talebin oldukça altında araç kotası alıyor. Yani Türkiye bir yandan Avrupa dışındaki üretim merkezlerinden elektrikli otomobil getiremiyor, diğer yandan Avrupa'da üretilen araçlardan da ihtiyacı kadar pay alamıyor. Elektrikli otomobil pazarındaki sıkışmanın temel nedenlerinden biri de bu.

5- Pazarı %25 ÖTV taşıyor

Bugün Türkiye'de satılan elektrikli otomobillerin %95'inden fazlası yüzde 25 ÖTV dilimindeki modellerden oluşuyor. Bu durum, pazarın büyük ölçüde vergi avantajına sahip, ulaşılabilir fiyatlı modeller üzerinde yükseldiğini gösteriyor. Ancak uzun süredir elektrikli otomobillerde uygulanan ÖTV matrahları güncellenmiyor. Döviz kuru ve maliyetler yükseldikçe bugün yüzde 25 ÖTV ile satılan birçok modelin kısa süre içinde bir üst vergi dilimine çıkması kaçınılmaz görünüyor. Bu da fiyatlarda ciddi artış anlamına geliyor. Zaten sınırlı sayıda Türkiye'ye gelebilen ve pazarı ayakta tutan modellerin daha yüksek vergi dilimine girmesi halinde satışlarını sürdürmeleri oldukça zorlaşacak. Başka bir ifadeyle, bugün pazarı taşıyan modeller yarın ÖTV sistemi nedeniyle ulaşılabilir olmaktan çıkabilir.

Sonuç olarak son dönemde Avrupa'da model çeşitliliği artarken Türkiye'de seçenekler azalıyor.

elektrik-1

PEKİ TÜRKİYE NE YAPMALI?

Türkiye'nin elektrikli otomobilde yeniden büyüme trendine girmesi için yalnızca iç talebin güçlü olması yetmiyor. Bunun için dört temel adım öne çıkıyor:

  • Avrupa dışındaki üretim merkezlerinden elektrikli otomobil ithalatını sınırlayan mevcut uygulamaların yeniden değerlendirilmesi,
  • Türkiye'nin üreticiler nezdinde öncelikli pazar haline gelmesini sağlayacak öngörülebilir ve istikrarlı bir pazar yapısının oluşturulması,
  • Yerli üretimin (başta TOGG ve yeni yatırımlar olmak üzere) model çeşitliliğiyle desteklenmesi,
  • Elektrikli otomobillerde ÖTV matrahlarının güncellenerek, bugün pazarı taşıyan modellerin bir üst vergi dilimine çıkmasının önlenmesi.

Aksi halde Avrupa elektrikli dönüşümünü hızlandırırken Türkiye'nin pazar payı ve rekabet gücü daha da gerileyebilir.

SORUN ŞARJ İSTASYONU DEĞİL OTOMOBİL BULABİLMEK

Türkiye'de elektrikli otomobil pazarı yavaşlasa da şarj altyapısı büyümeye devam ediyor. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun (EPDK) 2026 yılı ilk yarı verileri, Türkiye'nin elektrikli araç şarj ekosisteminde artık başlangıç dönemini geride bırakarak güçlü bir ölçeklenme sürecine girdiğini gösteriyor. Mayıs sonu itibarıyla Türkiye'deki toplam şarj soketi sayısı 44 bin 175'e ulaştı. Bunların 25 bin 634'ü AC, 19 bin 541'i ise DC hızlı şarj soketlerinden oluşuyor. Toplam kurulu güç de 3 bin 412 MW seviyesine çıkmış durumda. Geçen yılın aynı dönemine göre şarj hizmetine bağlı elektrik tüketimi %153,5, toplam şarj süresi %137,4, şarj işlemi sayısı ise %96,6 arttı. Elektrik tüketimindeki artışın işlem sayısının üzerinde gerçekleşmesi, kullanıcıların şarj başına daha fazla enerji aldığını ve özellikle yüksek güçlü DC şarj altyapısına duyulan ihtiyacın büyüdüğünü ortaya koyuyor. Bu veriler, elektrikli otomobillerin günlük hayattaki kullanımının giderek arttığını gösterirken, pazarın önündeki temel sorunun şarj altyapısı olmadığını da ortaya koyuyor. Bugün Türkiye'de asıl mesele şarj istasyonu bulmak değil, tüketicinin satın alabileceği yeterli sayıda elektrikli otomobil bulabilmek.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Emre Özpeynirci Arşivi

Aklın yolu lastikte

13/07/2026 07:00