Emre Özpeynirci
1 milyon 175 bin bile iyimser olabilir
Otomotiv pazarında yılın ikinci yarısıyla birlikte frene daha sert basıldı. Temmuz ayında %25 daralarak 80 bin 786 adede gerileyen otomobil ve hafif ticari araç pazarının, ağustos ayında da benzer oranda küçülerek 75 bin adetler seviyesine inmesi bekleniyor. Eğer bu tahmin gerçekleşirse, ilk 8 ay sonunda toplam pazar yaklaşık 714 bin adet olacak ve geçen yılın aynı dönemine göre daralma %13’ün üzerine çıkacak. Asıl soru ise bundan sonra başlıyor…
2026 HANGİ SEVİYEDE KAPANACAK?
Toyota Türkiye CEO’su Ali Haydar Bozkurt’un açıklamaları bu açıdan oldukça net. Bozkurt, “Yıla başlarken pazarın geçtiğimiz yıla paralel, hatta bir miktar altında seyredeceğini öngörüyorduk. Ancak uluslararası konjonktürde yaşanan gelişmeler, finansmana erişimde devam eden zorluklar ve tüketici davranışlarındaki değişim özellikle perakende talebi üzerinde ciddi bir baskı oluşturdu” diyor. Temmuzdaki %25’lik düşüşün ardından ağustos ayında da 75 bin adet seviyelerinde bir pazar sinyali aldıklarını belirten Bozkurt’a göre bugünkü tablo devam ederse toplam pazar 1 milyon 175 bin adetlere kadar gerileyebilir.

Toyota Türkiye CEO’su Ali Haydar Bozkurt, geçen hafta satışa sunulan yeni Hilux ile son çeyrekte Türkiye yollarına çıkacak yeni RAV4 Hybrid’in lansmanında yer aldı. Yeni neslinde artık sadece 4x4 versiyonla sunulan Hilux, yüzde 50 ÖTV dilimine girerken, lansmana özel 3 milyon 990 bin TL ile 4 milyon 590 bin TL arasında değişen fiyatlarla satışa çıktı. Toyota, yeni Hilux’tan yıl sonuna kadar maksimum 1.000 adet satmayı hedefliyor.
EN AZ 195 BİN ARAÇLIK KAYIP
2025 yılında otomobil ve hafif ticari araç pazarı 1 milyon 368 bin 400 adetle kapanmıştı. Dolayısıyla 1 milyon 175 bin adetlik bir pazar bile geçen yıla göre yaklaşık %14 daralma ve 193 bin adetlik kayıp anlamına geliyor. Ama bence daha dikkat çekici olan başka bir nokta var. Ağustos pazarı beklendiği gibi 75 bin adet civarında gerçekleşirse, ilk 8 ay sonunda yaklaşık 714 bin adede ulaşılacak. Yılın 1 milyon 175 bin adetle kapanabilmesi için eylül-aralık döneminde 461 bin araç daha satılması gerekiyor. Yani son dört ayda aylık ortalama 115 bin adet. Temmuzda 80 bin, ağustosta ise 75 bin adetler seviyesine inen bir pazardan bahsederken, kalan dört ayda ortalamayı yeniden 115 bin adedin üzerine çıkarmak hiç de kolay görünmüyor. Bu nedenle bana göre 1 milyon 175 bin adet artık kötü değil, iyi senaryo.
KÖTÜ SENARYO 1 MİLYON 115 BİN
Peki pazar son dört ayda beklenen ivmeyi yakalayamazsa? Eylül-aralık döneminde toplam 400 bin adet, yani aylık ortalama 100 bin araç satılması halinde pazar yılı yaklaşık 1 milyon 115 bin adetle kapatır. Bu da 2025’e göre yaklaşık %18,5 daralma anlamına geliyor. Adet olarak bakıldığında ise yıllık kayıp 250 bin adedi aşacak. Üstelik daha çarpıcı olan, bu kaybın büyük bölümünün yılın ikinci yarısında gerçekleşecek olması. Yani otomotiv sektörü 2026’ya nispeten güçlü başladı ancak yıl ilerledikçe pazarın frene basma şiddeti arttı. Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) Başkanı Hakan Tiftik’in beklentileri de bu senaryoya yakın. Tiftik, toplam pazarın 2026 yılında 1 milyon 150 bin ile 1 milyon 175 bin adet arasında kapanmasını öngördüklerini söylüyor. Otomobil satışlarında beklenti ise yaklaşık 975 bin adet. Bu durumda yılın son dört ayında toplam pazarın seyrini biraz da hafif ticari araçların performansı belirleyecek. Ama ister 1 milyon 175 bin, ister 1 milyon 150 bin, isterse 1 milyon 115 bin adet olsun, artık değişmeyen bir gerçek var. 2026 otomotiv pazarı geçen yılın oldukça altında kapanacak. Üstelik mevcut ekonomik şartlara baktığımızda yılın son dört ayında pazarı yeniden hızlandıracak güçlü bir gelişme de şimdilik görünmüyor.

OTOMOBİLİN EN BÜYÜK RAKİBİ FAİZ
Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Merkez Bankası eski Başekonomisti Hakan Kara’nın hafta sonu Bodrum’da düzenlenen “Boring People” etkinliğinde yaptığı değerlendirmeler, otomotiv sektörünün önündeki tablo açısından da önemli. Kara, herhangi bir devalüasyon beklentisi olmadığını belirterek ekonomi politikasının mevcut haliyle devam edeceğini düşünüyor. Kurda aylık maksimum %2 civarında artışlar olabileceğini belirten Kara, faiz cephesinde ise yakın dönemde ciddi bir düşüş beklemiyor. Bu aslında otomotiv açısından sıkıntılı sürecin devam edeceği anlamına geliyor. Bireysel taşıt kredilerinde zaten yıllardır ciddi sınırlamalar var. Yüksek faiz kurumsal kredileri de pahalılaştırdığı için özellikle filo alımlarında caydırıcı olabiliyor. Ama bence daha önemlisi tüketicinin tercihi.
Çünkü Türkiye’de otomobil satışlarını artık sadece otomobilin fiyatı belirlemiyor. Paranın alternatif getirisi de belirliyor. Faizlerin yüksek olduğu bir ortamda tüketici, otomobil almak yerine parasını mevduatta değerlendirerek ciddi bir getiri elde edebiliyor. Üstelik geçmiş yıllardan farklı olarak otomobil artık sürekli değer kazanan bir yatırım aracı değil. Yoğun rekabet, kampanyalar ve fiyat baskısı nedeniyle otomobil fiyatları reel olarak geriliyor. Dolayısıyla özellikle acil otomobil ihtiyacı olmayan tüketicinin önünde çok basit bir hesap var: Otomobil mi, faiz mi? Mevcut şartlarda ibre faize dönmüş durumda.
Satılmayan her otomobilin maliyeti hızla artıyor
Pazardaki daralmanın yılın son dört ayında yaratacağı en önemli risklerden biri de stok baskısı. Talep yavaşlarken araç tedariki devam ediyor. Yüksek faiz ortamında stokta bekleyen her otomobil ise distribütör ve bayi açısından giderek büyüyen bir finansman maliyeti anlamına geliyor. Bu nedenle aylık satışlar yeniden 100-115 bin adet bandına çıkamazsa markaların stokları eritmek için daha agresif kampanyalara yönelmesi kaçınılmaz olabilir. Bu da zaten reel olarak gerileyen otomobil fiyatları üzerindeki baskıyı daha da artıracak. Ortaya ilginç bir döngü çıkıyor:
Faiz yüksek → tüketici otomobil almıyor → stok artıyor → kampanyalar büyüyor → fiyatlar reel olarak geriliyor → tüketici otomobil yerine faizi daha cazip buluyor. Yani yüksek faiz otomotiv sektörünü iki taraftan birden sıkıştırıyor. Bir taraftan tüketiciyi otomobilden uzaklaştırırken, diğer taraftan satılamayan otomobilin stok maliyetini artırıyor. Bu yüzden yılın son dört ayında satış adetleri kadar stokların hangi seviyeye ulaşacağı ve markaların bunları eritmek için ne kadar agresifleşeceği de önemli olacak. Ve belki de 2026’nın son dört ayında otomotiv sektöründe en fazla konuşacağımız kelime satış değil, stok olacak.