Emre Alkin
Trump ABD’yi rogue state olmaya doğru iterken...
İran ile ABD arasındaki gerilim, geçen hafta çarşamba gecesinden itibaren yeni bir aşamaya geçti. ABD Başkanı Donald Trump, İran’a karşı şimdiye kadarki en ağır ekonomik baskının hazırlanmakta olduğunu açıkladı ve bunu “Economic D-Day” olarak tanımladı. Malumlarınız İinci Dünya Savaşının gidişatını değiştiren ABD'nin Avrupa Ana Karasına Normandiya'dan yaptığı çıkarmanın da ismi "D-Day" idi. Trump sürekli Amerikan Vatandaşını oyalamak için tumturaklı cümleler kullanıyor ama ortada herhangi bir başarı yok.
Trump’ın açıklamasına göre yalnızca İran değil, İran’la petrol, finans, taşımacılık ve ticaret ilişkisini sürdüren ülkeler ve şirketler de yaptırım riskiyle karşılaşacak. İran Dışişleri Bakanı ise buna sert cevap vererek Amerikan politikasını “ekonomik terörizm” olarak nitelendirdi. Zaten Tahran uzun süredir Amerikan yaptırımlarını halkı ve ekonomiyi hedef alan bir baskı yöntemi olarak tanımlıyor.
Washington’ın söylemi de önceki yaptırım açıklamalarına göre daha sert. Yabancı Basına göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İran’ın küresel ekonomik sistemden çok daha geniş biçimde dışlanmasını istediklerini ve bu konuda Amerikan müttefiklerinin yanı sıra Çin üzerinde de baskı kurulacağını söylemiş. ABD zaten aylardır İran’ın petrol satışlarını, gölge tanker filosunu, döviz bürolarını, finansal aracılık ağlarını ve yaptırımları aşmak için kullanılan şirketleri hedef alıyordu. “Economic Fury” adı verilen kampanya kapsamında Çin ve Hong Kong bağlantılı şirketlerden İran’ın petrol taşımacılığına kadar birçok alana yaptırım uygulanmış durumda. Yeni açıklamalar, mevcut politikanın daha geniş bir ikincil yaptırım sistemine dönüşebileceğini düşündürüyor.
Henüz yeni ekonomik paketin bütün ayrıntıları açıklanmış değil. Trump her zamanki gibi oldukça sert bir siyasi mesaj verdi, Bessent de kapsamlı izolasyondan söz etti, ancak hangi ülkelerin veya şirketlerin hangi tarihten itibaren hangi yaptırımlarla karşılaşacağı tam olarak bilinmiyor. Dolayısıyla piyasalar şu anda yalnızca alınmış kararlara değil, alınabilecek kararların büyüklüğüne de fiyat biçiyor.
Gerilimi artıran bir başka gelişme Birleşik Arap Emirlikleri’nin İran ile ekonomik ve finansal ilişkilerini kesmeye yönelmesi oldu. BBC'den takip ettiğim kadarıyla, Tahran pazarına mal akışı durma noktasına gelmiş. Gayet iyi hatırlıyorum Duabi'den İran'a hem resmi hem de gayri resmi yoldan ciddi bir mal akışına gözlerimle şahit olmuştum. Hatta cip ve otomobilleri takalara koyup karşı kıyıya geçirmek modaydı 2000'li yılların başında.
İran'ın yıllardır Amerikan yaptırımlarını yalnızca doğrudan petrol satarak değil, bölgedeki ticaret merkezleri, finansal aracılar ve üçüncü ülkeler üzerinden aşmaya çalıştığı biliniyor. Eğer Washington bu kanalları gerçekten kapatabilir ve başka ülkeleri de aynı yönde hareket etmeye ikna edebilirse İran’ın üzerinde yeni bir baskı oluşabilir.
Fakat bu politikanın ABD açısından da maliyeti var. İran’ın petrol ihracatını daha fazla sınırlamak ve İran’la çalışan şirketleri cezalandırmak, küresel petrol arzının daha da daralmasına yol açacak elbette. Özellikle Hürmüz Boğazı’nın normal kapasitesinin altında çalışması devam ederse sorun yalnızca İran’ın sattığı petrol miktarı olmaktan çıkar ve Körfez’den dünya piyasalarına ulaşan petrolün güvenliği de fiyatın içine dahil olur.
Petrol piyasasının son iki gündeki hareketi bunu açık biçimde gösterdi diyebilirim. Brent petrol 19 Ağustos sabahında yaklaşık 91,7 dolar seviyesindeydi. Gün içinde 92 doların üzerine çıktı. Trump’ın yeni ekonomik savaş açıklamalarının ardından 20 Ağustos işlemlerinde yükseliş hızlandı ve Brent 94 doların üzerine ulaştı. WTI da yaklaşık 85-86 dolar bölgesinden 87 doların üzerine çıktı. Bazı işlemlerde Brent’te günlük artış yüzde 3’ü, WTI’da yüzde 3-4’ü buldu.
Piyasanın verdiği mesaj aslında oldukça net. Yatırımcılar henüz İran petrolünün tamamen piyasadan çıkacağını düşünmüyor, fakat olayların bu yönde ilerleme ihtimalinin arttığını görüyor. Hürmüz’den geçen petrol miktarının daha fazla azalması, İran’ın tanker veya enerji altyapısına yönelik yeni saldırılar olması ya da ABD’nin İran’la ticaret yapan büyük Çinli şirketleri daha sert biçimde hedef alması halinde petrol fiyatlarının yükseliş hızı artabilir.
Gerilimin diğer piyasalara da etkisi var. Amerikan hisse senedi piyasaları dün günü düşüşle geçirdi. S&P 500 yaklaşık yüzde 0,7, Dow Jones yüzde 1,2, Nasdaq yüzde 1 civarında geriledi. Petrol fiyatlarının yükselmesi enerji şirketlerini desteklerken ulaşım ve tüketim ağırlıklı sektörler üzerindeki baskıyı artırdı. ABD’nin 10 yıllık tahvil faizi de yüzde 4,7 civarına yükseldi. Bu hareketlerin tamamını İran meselesine bağlamak doğru olmaz tabii; Amerikan bütçe açığı, güçlü ekonomik veriler ve artan borçlanma ihtiyacı da tahvil piyasasını etkiliyor. Ancak petrolün yeniden yükselmesi enflasyon korkusunu artırdığı için faiz tarafındaki baskıyı büyütüyor.
Altın da güvenli liman talebinden bir miktar destek aldı ve günü yüzde 0,6 artışla 4.500 dolar civarında tamamladı. Burada da iki yönlü bir etki var. Jeopolitik gerilim altını desteklerken yükselen tahvil faizleri altının yükselişini sınırlayabiliyor.
Önümüzdeki birkaç gün açısından üç konu belirleyici olacak. Birincisi, Washington’ın “Economic D-Day” olarak adlandırdığı paketin gerçek kapsamı. Eğer açıklamalar esas olarak mevcut yaptırımların sertleştirilmesiyle sınırlı kalırsa piyasanın ilk tepkisi sakinleşebilir. Eğer Çin, Körfez ülkeleri, bankalar ve İran petrolünü taşıyan şirketlere çok daha geniş ikincil yaptırımlar gelirse petrol üzerindeki baskı artabilir.
İkincisi Hürmüz Boğazı. Petrol piyasası açısından siyasi açıklamalardan daha önemli olan, günde kaç milyon varil petrolün güvenli biçimde boğazdan geçebildiği. Bazı Amerikan kaynakları sınırlı bir deniz koridorunun çalıştığını söylerken İran boğazın normal biçimde açıldığını kabul etmiyor. Bu belirsizlik sürdükçe petrol fiyatına jeopolitik risk eklenmeye devam eder.
Üçüncü konu ise diplomasi. Pakistan ve bazı bölge ülkeleri tarafları yeniden masaya çekmeye çalışıyor. Ancak Washington ekonomik baskıyı artırırken Tahran da baskı altında müzakere etmeyeceğini söylüyor. Bu nedenle kısa vadede tarafların söylemleri uzlaşmadan çok karşı tarafın maliyetini artırmaya yönelmiş durumda.
Son gelişmeler şimdilik yeni bir askerî tırmanmadan çok ekonomik savaşın genişlemesine işaret ediyor. Fakat petrol piyasası açısından ekonomik savaş ile askerî savaş arasında büyük bir fark yok. İran’ın petrol gelirlerini kesmek için atılan her yeni adım, küresel arzın azalabileceği ihtimalini artırıyor.
*Rogue state: Uluslararası yasalara uymayan, kural tanımaz