Büyümenin kalitesi büyümekten daha önemli

IMF’nin, Temmuz 2026 Dünya Ekonomik Görünüm güncellemesindeki büyüme tahminleri, küresel ekonominin tamamen durmadığını ama eski hızında da gitmediğini gösteriyor. Rapora göre dünya ekonomisi 2025’te yüzde 3,5 büyüdükten sonra 2026’da yüzde 3,0’a geriliyor. 2027’de ise büyümenin yeniden yüzde 3,4’e çıkması bekleniyor.

Bu tabloyu basitçe şöyle okuyabiliriz: Dünya ekonomisi sert bir resesyona girmiyor, ama belirgin bir yavaşlama yaşıyor. 2026 yılı küresel ekonomi için bir nefes kesilmesi gibi görünüyor. 2027’de toparlanma beklentisi var, fakat bu toparlanma güçlü bir sıçramadan çok kontrollü bir iyileşmeye benziyor.

Yine raporda en dikkat çekici ayrım gelişmiş ekonomiler ile gelişen ekonomiler arasında. Gelişmiş ekonomilerde büyüme oldukça düşük. 2025’te yüzde 1,9 olan büyümenin 2026’da yüzde 1,7’ye inmesi, 2027’de ise ancak yüzde 1,8’e çıkması bekleniyor. Yani ABD, Avrupa ve Japonya gibi ekonomiler için önümüzdeki dönem güçlü büyüme değil, düşük tempolu bir ilerleme dönemi olacak.

Bunun birkaç nedeni var. Yüksek faizlerin etkisi hâlâ sürüyor. Enflasyon düşse bile fiyat seviyeleri toplumlar üzerinde baskı yaratmaya devam ediyor. Kamu borçları yüksek, bütçe açıkları geniş, özel sektör yatırımları daha seçici hale geliyor. Ayrıca jeopolitik riskler, enerji maliyetleri ve ticaret gerilimleri de gelişmiş ülkelerin büyümesini sınırlıyor.

Gelişen ve yükselen ekonomiler ise daha yüksek büyüme potansiyelini koruyor. Grafiğe göre bu grupta büyüme 2025’te yüzde 4,5, 2026’da yüzde 3,8 ve 2027’de yeniden yüzde 4,5 olacak. Yani gelişen ekonomiler de 2026’da yavaşlıyor ama gelişmiş ekonomilere göre hâlâ çok daha hızlı büyüyor.

Bu fark önemli. Çünkü dünya ekonomisinin dinamizmi artık daha çok gelişen ülkelerden geliyor. Asya, Latin Amerika, Afrika ve bazı Orta Doğu ekonomileri nüfus artışı, altyapı ihtiyacı, üretim kapasitesi ve iç talep sayesinde daha yüksek büyüme alanına sahip. Ancak bu ülkelerin de kırılganlıkları var. Dış finansman ihtiyacı, kur oynaklığı, yüksek borçlanma maliyetleri ve sermaye çıkışları bu ekonomiler için ciddi risk yaratıyor.

Türkiye açısından bu grafik çok öğretici. Türkiye gelişen ekonomiler grubunda yer alıyor ve bu grubun ortalama büyümesi gelişmiş ülkelere göre belirgin şekilde yüksek. Bu ilk bakışta avantaj gibi görünüyor. Ancak mesele sadece büyüme oranı değil, büyümenin kalitesi. Eğer büyüme yüksek enflasyon, yüksek cari açık, düşük verimlilik ve pahalı finansmanla geliyorsa sürdürülebilir olmaz. Türkiye’nin asıl hedefi sadece büyümek değil, daha dengeli ve daha sağlam büyümek olmalı.

Grafik bize bir başka şeyi daha söylüyor. Küresel talep 2026’da zayıflamakta. Bu da ihracat yapan ülkeler için kolay bir yıl olmadığı anlamına geliyor. Avrupa’nın düşük büyümesi özellikle Türkiye için riskli, çünkü Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı hâlâ Avrupa.

Diğer taraftan gelişen ekonomilerin 2027’de yeniden yüzde 4,5 büyümeye dönmesi, küresel ticaret ve yatırım açısından umut verici. Eğer Türkiye bu döneme düşük enflasyon, güçlü rezerv, daha öngörülebilir kur ve güven veren ekonomi politikasıyla girerse, gelişen ülkeler içindeki fırsatlardan daha fazla pay alabilir.

Sonuç olarak IMF'nin son raporu bize üç basit mesaj veriyor: Dünya ekonomisi yavaşlıyor ama durmuyor. Gelişmiş ekonomiler düşük büyüme tuzağına yakın ilerliyor. Gelişen ekonomiler ise daha yüksek büyüme potansiyelini koruyor ama daha kırılgan bir zeminde yürüyor.

Türkiye için ders net: Sadece büyümek yetmez. Büyümenin enflasyonu artırmadan, cari açığı büyütmeden, üretimi ve verimliliği güçlendirerek gelmesi gerekir. Çünkü önümüzdeki dönemde ülkeleri birbirinden ayıracak şey yalnızca büyüme hızı değil, büyümenin kalitesi olacak.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Emre Alkin Arşivi

Sürekli sil baştan...

18/05/2026 07:00