Nagoro’nun Hayaletleri

Japonya'nın dağları arasında küçük bir köy var. Tokyo’dan yaklaşık 500 km. uzakta, Iya Vadisi’nin dağlık ve ulaşılması zor bir bölgesinde yer alan Nagoro Köyü... Sokaklarında insanlar yürüyor gibi görünüyor. Otobüs durağında bekliyorlar, tarlalarda çalışıyorlar, okul sıralarında oturuyorlar. Ama yaklaştığınızda hepsinin aynı sessizliğe ait olduğunu fark ediyorsunuz. Bu haftanın yazısı, sakinleri korkuluk/bebek olan Nagoro Köyü ve oyuncak bebeklerin tekinsizliği hakkında...

Ayano Tsukimi’nin doğduğu köy Nagoro. Hayatının büyük bir kısmını Osaka’da geçirmiş, ilerleyen yaşlarında da tekrar köyüne dönmek istemiş. Ne de olsa “İnsanın anayurdu çocukluğu”... Sarp bir coğrafyada Nagoro. Öyle ki, tarihinde düşmanlarından kaçmak isteyen samurayları saklarmış.

Zaman içinde, zaten 300 olan köyün nüfusu, 27’ye kadar düşmüş. Ayano da nüfusun dramatik olarak azaldığı dönemde dönmüş köyüne. Köyünü göçe karşı ayakta tutabilmek için 25 yıl önce bebek dikmeye başlamış. Nagoro, kentleşme nedeniyle önümüzdeki on yıllarda yok olması beklenen ülke genelindeki 10.000 köyden biri.

resim-2-1
Kapatılan okul ve öğrencileri

BÜYÜMENİN ÖTESİNDEKİ YAŞAM

Nagoro için de bahsedilen “Büyüme ötesinde yaşam” felsefesi, Japonya’nın kırsal bölgelerindeki kaçınılmaz nüfus azalması ve yaşlanma gerçeğini kabul ederek, geleneksel “büyüme” odaklı kalkınma modellerine alternatif arayan bir yaklaşım. Ayano’nun yaptığı bebekler de (Japoncada kulanılan “kakashi” sözcüğü tam olarak “korkuluk sözcüğünü karşılıyor, ama ben bebek demeye devam edeceğim) gidenlerin ve kaybolan yaşam tarzının bir hatırlatıcısı olarak işlev görüyor. Köy, fiziksel olarak küçülmesine rağmen, ruhsal ve sembolik olarak “Daha ölmedim” diye haykırmaya devam ediyor. Bu haykırış ve bu varoluş inadı, elbette Ayano’nun bebeklerinin ağzından duyuluyor.

Ayano, köyüne geri döndüğü ilk yıl bahçesine meyve ve sebze tohumları ekmiş. Ama kargalar onu da tohumlarını da rahat bırakmamış. Bunun üzerine babasının görünümünde bir korkuluk dikmeye karar vermiş. Köyün insan boyutundaki bebeklerinin ilki Ayano’nun babası kısacası. Bugün Nagoro’da 450 civarı bebek (ya da korkuluk) var, hiçbiri rastgele figürler değil, büyük şehire ya da öte dünyaya gidenleri temsil ediyorlar.

Bir “kakashi”nin yapım süreci, hem teknik malzemelerin kullanımı hem de her bir figüre kimlik kazandırılmasına dayalı titiz bir çalışmayı gerektiriyor. Bebeklerin kafa, boyun ve omuz kısımları ahşap bir temel üzerine inşa ediliyor, figürlerin gövdeleri ise bükülmüş gazete kağıtları kullanılarak oluşturuluyor. İnsansı bir ifadeyi sağlayabilmek için gözler yerine düğmeler kullanılıyor. Bebeklerin üzerlerindeki giysiler genellikle bağışlanan kıyafetlerden veya ikinci el dükkanlarından satın alınan ürünlerden seçiliyor.

resim-1

KÖYÜN NÜFUS İDARESİ: “KORKULUK KAYIT DEFTERİ”

Süreç sadece fiziksel yapımla sınırlı değil. Ayano, yapılan her bebeğin adını, kişiliğini ve hayat hikayesini içeren bir "Korkuluk Kayıt Defteri" (Scarecrow Registry) tutarak her figürü köyün geçmişindeki gerçek bir kişiyle ilişkilendiriyor. Böylece her bir figür anonim bir nesne olmaktan çıkıyor ve köyün sosyal hafızasının bir parçası haline geliyor.

Ayano kendi bebeğini de yapmış. Ardından kendini kayıt defterine eklemiş.

Kayıt defterinde ölen köy sakinleri, köyden ayrılanlar, kapanan köy okulunun müdürü, öğretmenleri ve okulda eğitim gören son öğrenciler kaydedilmiş. Kayıt süreci, bebeklerin sadece kuşları kaçırmak veya turist çekmek için değil, ölen veya köyden ayrılan gerçek kişilerin anılarını yaşatmak ve köyün kimliğini korumak amacıyla yapıldığını da kanıtlıyor.

Köyün sınırlı sayıdaki sakini için bebekler kendilerinden biri. Onlarla birlikte yaşayarak anılarına saygı duyuyor ve kayıplarının yaslarını tutuyorlar. Ancak köyü tuhaf ve korkutucu bulanlar da var.

resim-3

BEBEKLERİN TEKİNSİZLİĞİ

Bebeklerin korkutuculuğu ile ilgili birkaç akademik kelam etmenin tam da sırası...

Geçen hafta, Eva-Maria Simms’in 1996 tarihli "Uncanny Dolls: Images of Death in Rilke and Freud" (Tekinsiz Bebekler: Rilke ve Freud'da Ölüm İmgeleri) başlıklı çarpıcı makalesini okuyunca, Nagoro Köyü'nün bazı ziyaretçiler tarafından “rahatsız edici” bulunması benim için daha anlaşılır oldu.

Simms makalesinde, şair Rainer Maria Rilke’nin eserlerini ve Freud’un kavramsal araçlarını (regresyon, birincil mazoşizm, ölüm içgüdüsü) kullanarak bebeğin sembolik evrenindeki tekinsiz ve ölümle ilişkili yerini, şairin 1899 tarihli “Frau Blaha’nın Hizmetçisi” öyküsü üzerinden sorguluyor. Öyküye kısaca bakalım.

Rilke’nin öyküsündeki kahraman, şehirde karanlık bir mutfakta çalışan köylü kızı Anushka’dır. Anushka, kimsenin haberi olmadan bir bebek doğurur ancak bebeği hemen boğarak öldürür. Bebeğin cesedini mavi bir önlüğe sararak bir sandığa saklar ve ona “Büyük Bebeğim” adını verir.

İlerleyen günlerde Anushka bir kukla tiyatrosu satın alır ve mutfağında mahalledeki çocuklara gösteriler düzenlemeye başlar. Tuhaf bir şekilde bu performans eğlenceli değildir ve oyun gibi hissettirmemektedir. Anushka çocuklara sandığında sakladığı “gerçekten büyük bebeğinden” bahseder. Ve elbette çocuklar da kendilerine bebeği göstermesi için ısrar ederler.

Anushka sandıktan “büyük mavi şey”i (ölü bebeği) çıkarır ve kucağına alarak mutfağa getirir. Çocuklar ölü bebeği görünce dehşet içinde çığlık atarak mutfaktan kaçarlar. Mutfakta yalnız ve karanlıkta kalan Anushka korkmaz, aksine hafifçe gülümser ve kukla tiyatrosunu tekmeleyerek parçalar. Öykü, Anushka'nın mutfaktaki tüm bebeklerin ve kendi "büyük bebeğinin" kafasını yararak her şeyi yok etmesiyle aniden sona erer.

Makale üç temel ayak üzerine kurulur. İlki, Rilke’nin “Frau Blaha’nın Hizmetçisi” öyküsü ve “Duino Ağıtları”ndaki imgeler üzerinden bebeğin yarattığı “sessizlik” ve “dehşet”in analizidir. Ardından Freud’un “The Uncanny” (Tekinsiz) makalesindeki –ki şu anda okuduğunuz yazının ait olduğu seriye adını veren makaledir kendisi- “canlı – cansız karışıklığı” teorisi ve Winnicott'un "geçiş nesnesi" kavramı ile çocuk gelişimindeki narsisizm evreleri üzerinden bebeğin işlevinin açıklamasıdır.

RILKE VE BEBEK NEFRETİ

Rilke’nin bebeklere karşı duyduğu şiddetli nefret, çocukluk travmalarına dayanıyor gibi görünüyor. Annesi onu bir kız çocuğu gibi (hatta Sophie adıyla) büyütmüş ve bebeklerle oynamaya zorlamış. Rilke için bebek tepkisizliği ile çocuğu kendi duygularıyla baş başa bırakan, içi boş ve hayal gücünü felç eden tekinsiz bir varlık. Öyküsünde ise hizmetçi Anushka’nın öldürdüğü bebeğini mavi bir örtüye sarıp “büyük bebeği” olarak saklaması oyuncak bebek ve ceset arasındaki sınırı bulanıklaştırıyor. Bebek, insan formunu taklit eden ancak ruhu olmayan “boyanmış bir boğulmuş ceset” olarak anlatılıyor.

Simms’e göre bebekler, çocuğun dünyasına bir "geçiş nesnesi" olarak giriyor ancak “sallanan at” gibi diğer oyuncaklardan farklı... Bebeğin tepkisizliği, çocuğu kendi kimliğini savunmaya ve dünyayı kendisinden ayırmaya zorlar; bu da narsisistik birleşimden kopuşun sancılı bir parçasıdır. Simms literatüre harika bir katkı daha yapıyor ve bebeği Freud’un “ölüm içgüdüsü” (Thanatos) kavramıyla ilişkilendiriyor.

resim-6-5
Rainer Maria Rilke'nin çocukluğuna ait bir fotoğraf

Bebek, mazoşizmin bir yansıması olarak, yaşamın sınırlarını ve maddenin insan duygularına karşı kayıtsızlığını temsil ediyor. Bebeğin cansızlığı, "inorganik istikrar" arayışındaki ölüm içgüdüsünün nihai bir imgesi, “insan ötesi bir sessizliğin habercisi”... Bu sessizlik, varlığın anlamdan yoksun olma olasılığını hatırlattığı için de “tekinsiz”.

Makale, bebeğin hem bir teselli aracı hem de bir dehşet kaynağı olduğu paradoksuyla bitiyor. Bebek, hayal gücünün yardımıyla dünyaya anlam katarken, hayal gücü dindiğinde (can sıkıntısı anlarında) çocuğu "korkunç bir boşlukla" baş başa bırakıyor. Kısacası oyuncak bebek sadece bir oyun aracı değil, yaşam ile ölüm arasındaki sınırda duran, bastırılmış ölüm içgüdüsünü ve tekinsizliği yüzeye çıkaran güçlü bir sembol haline geliyor.

resim-5-1

YOKLUĞUN MEVCUDİYETİ

Nagoro Köyü’nde bebeklerin hem bir teselli aracı hem de bir dehşet kaynağı olması bağlantısı, adeta elle tutulur hale dönüşüyor. Tsukimi Ayano, köyde ölen veya köyden ayrılan komşularını temsil etmek için bu bebekleri (korkulukları) yapmaktadır. Bu bebekler, ölen kişilerin gerçek kıyafetlerini giymekte, isimlerini taşımakta ve onların yaşam öyküleriyle "Korkuluk Kayıt Defteri"ne işlenmektedir. Bu bağlamda bebekler, köydeki "ölümün ve yokluğun mevcudiyeti" haline gelir. Köydeki bebek sergileri, sadece ölen bireyleri değil, aynı zamanda yok olan bir yaşam tarzını anma ve bir tür "yas tutma süreci" olarak da değerlendirilebilir.

Psikanalitik açıdan ise yaşamın sınırlarının ve maddenin insan duygularına karşı kayıtsızlığının temsilidir bebek. Bir çocuk için bebek, hayal gücü dindiği an “boş bir ceset”ten farksızdır. Anushka’nın kendi ölü bebeğini bir bebek gibi saklayıp onunla oynaması, bebek ile ceset arasındaki sınırın patolojik olarak nasıl silinebileceğini gösterir.

Rilke'nin bazı eserlerinde yetişkinler, çocukların "ceset ile bebek arasındaki kafa karışıklığı"na karşı uyarılır; bir cesedin üzerinin örtülmesi istenir, böylece çocukların cesetle bir bebekle oynarmış gibi oynaması engellenir.

Kısacası bebekler, insan formunu taklit ettikleri için yaşam ile ölüm arasındaki eşikte dururlar. Bu yüzden de tekinsizdirler.

Nagoro'da hayaletler dolaşmıyor. Orada dolaşan şey hafızanın kendisi. Belki de bu yüzden köy ürkütücü olmaktan çok hüzünlüdür. Çünkü bazen tekinsizlik, ölülerin geri dönmesinden değil, gidenlerin hiç gitmemiş gibi yaşamaya devam etmesinden doğar.

resim-8-1

Bir öneri: Fritz Schumann’ın 2014 yapımı “The Valley of Dolls” isimli 7 dk’lık kısa filmi Nagoro ve Ayano ile tanışmak için harika bir fırsat sunuyor

Önceki ve Sonraki Yazılar
Anıl Özgüç Arşivi

Bu ormanda ölüm var

21/06/2026 07:00