Küvet Ölümleri: Banyodaki gelinler

Banyonun tekinsizliği, küvetin ikonografisi ve bizi dehşete düşürürken tuhaf bir şekilde büyüleyen küvet ölümleri hakkında konuşmaya devam ediyoruz. Bu haftanın yazısı 18.yüzyıl İngiltere’sinden, birçok kez evlenip karılarını küvette boğarak öldüren George Joseph Smith ve yolu onunla kesişmiş bahtsız kadınlarla ilgili...

Scotland Yard’da bir masanın üzerinde bir mektup var. Gönderici kısmında Blackpoollu bir pansiyon sahibinin adı yazıyor: Joseph Crossley. Öykü, mektup açıldığında başlıyor. Biz de anlatmaya başlayalım.

Mektubun içinden iki gazete kupürü çıktı. İlki 18 Aralık 1914’te evlenmiş ve ertesi gün küvetinde ölü bulunmuş Margaret Lofty ile ilgili “News of The World” gazetesinden bir makaleydi. İkincisi ise 1913’te benzer şekilde ölen Alice Burnham soruşturmasıyla ilgili bir gazete yazısıydı.

Alice, bir önceki Aralık’ta kocası George Joseph Smith tarafından küvette boğulmuş halde bulunmuştu. Hem Alice’in öldüğü pansiyonun sahibi Crossley hem de Alice’in babası; Margaret Lofty’nin ölüm raporunu görmüş ve Blackpool’daki Alice’in ölümü ile Londra’daki Margaret’in ölümü arasındaki benzerliği fark etmişlerdi. İki olayın bir şekilde bağlantılı olduğuna inanıyorlardı.

Dedektif Arthur Neil, soruşturmayı derinleştirmeye karar verdi. Olay yerine gelen polis memuru, Alice’in kocasının, karısının ani ölümünden pek de etkilenmişe benzemediğini söylüyordu. Dedektif Neil, Alice’in kaldığı odayı ve ölü bulunduğu küveti görmek istedi. Küçük küvete bakarken “Böyle bir küvette boğulmak bir mucize olmalı” sözleri, polis kayıtlarında tutanak altına alınmış.

ekran-goruntusu-2026-05-29-204014

Alice’in kocası ve Margaret’in kocası aynı kişi mi?

Adli tıp raporu, Alice Burnham ve Margaret Lofty’nin ölümlerinin orjinin “kaza” olduğunu söylüyordu. Her iki kadının da kocaları, eşlerinin ölümlerinden önceki saatlerde kendilerini iyi hissetmediklerinden bahsetmişti. Yine bir tuhaflık vardı.

Her iki kadın da evlendiklerinin ertesi günü öldürülmüşlerdi. Margaret’in kocası John Lloyd, başlangıçta farklı bir pansiyonda oda kiralamak istemiş ancak küvetin büyüklüğünden hoşnut kalmadığı için vazgeçmişti. Lloyd, Margaret’in öldüğü pansiyona girdiğinde sorduğu ilk soru ise “Odada küvet olup olmadığıydı.”

Margaret’in ölümünden saatler önce, Lloyd bankadaki tüm parasını çekmiş ve kendisini tek mirasçı olarak atayan bir vasiyetname hazırlamıştı. Bahtsız kadının cenaze levazımatçısı, John Lloyd’un masraflardan yakındığını ve mevcut en ucuz tabutu satın aldığını anlatıyordu. Ayrıca Margaret’in ölümünden iki hafta önce Lloyd, karısının adına 700£ tutarında bir hayat sigortası yapmıştı. (Günümüzde bu tutar 56.000£’a karşılık geliyor.)

Alice Burnham’ın ölümünde de “para” etkiliydi. Ölümünden iki ay önce kocası George Smith, karısının adına 500£’luk (günümüzde 40.000£) bir hayat sigortası yaptırdı. Bir günlük karısının ölümüne karşı kayıtsızdı, ev sahibi Joseph Crossley’e “Öldüklerinde ölmüşlerdir” demiş ve karısını ortak bir mezarlığa gömmüştü.

1 Şubat 1915’te dedektif Arthur Neil; John Lloyd’u, Margaret’in ölümünden edindiği sigorta ödemesini almaya giderken yakaladı. Lloyd, gerçek adının George Joseph Smith olduğunu ve Alice Burnham’la evlenen George Smith’in de kendisi olduğunu itiraf etti. Ancak katil olmadığını sadece şanssız bir dul olduğunu söyleyip duruyordu. Tutuklandı, ancak tutuklanma gerekçesi “cinayet” değil, “sahte evlilik kaydı yapmak”tı.

resim-2-2-1

Adli tıp süperstarı Bernard Spilsbury: Mezarlar açılıyor!

Dedektif Neil’in hisleri doğru çalışıyordu ancak daha fazla kanıta ihtiyacı ve bir de teorisi vardı. Ona göre Margaret ve Alice önce zehirlenmiş, ardından küvete konmuşlardı. Cesetlerin tekrar incelenmesi gerekecekti. Ancak bunu yapmak için çok iyi bir patoloğa ihtiyaç vardı: Yani Bernard Spilsbury’e... (Spilsbury, yaklaşık beş yıl önce 1910’da İngiltere’deki Hawley Harvey Crippen davasındaki tanıklığının ardından ünlenmişti. Tuhaf Crippen davası ile ilgili yazı da pek yakında!)

Her iki kadının da cesetleri mezarlarından çıkarıldı, ancak zehirlendiklerine dair hiçbir kanıt bulunamadı. Margaret Lofty’nin sol kolunda yüzeysel morluklar vardı. Ancak bu iz, her iki kadının da ölüm orjinlerinin cinayet olduğuna dair güçlü bir kanıt değildi. Her iki küvet de Spilsbury’nin incelemesi için Londra’ya taşındı.

resim-72

George Smith’in mağdur ve ölü eşleri

George Smith’in kapkaranlık bir geçmişi ve bir sürü karısı olduğu, soruşturma derinleştikçe anlaşılmaya başlamıştı. Ergenlik yıllarında hırsızlık ve gasp suçlarından defalarca hapse girmiş, 1898’de evlendiği ilk karısı Catherine Thornhill’i de hizmetçilik yapmaya gönderdiği evde hırsızlığa zorlamıştı. Catherine yakalanınca kocasını ihbar etmiş ve George Smith iki yıl hapse mahkum olmuştu. Aynı zamanda Smith, Catherine ile evliyken sahte bir adla Londra’da başka bir kadınla evlenmiş ve kadının tüm birikimini çalıp ortadan toz olmuştu. (George Smith’e tam bu zamanda mutlak butlan atanmalıydı)

Haziran 1908’de gerçek adını kullanarak Edith Pegler ile, Ekim 1909’da George Rose adını kullanarak Sarah Freeman ile evlendi. Düğünden altı gün sonra Sarah’nın tüm parasını alıp kısa süreliğine Edith Pegler’in yanına döndü. Ağustos 1910’da bu kez de Henry Williams adını kullanarak Beatrice “Bessie” Mundy ile evlendi. Bessie’nin bir vakıf tarafından yönetilen hatırı sayılır bir parası vardı. Smith, bu paraya erişemeyince az bir miktarla ortadan kayboldu.

George Smith, bir süre sonra Bessie’nin yanına döndü, Hence Bay’de beraber bir oda kiraladılar. 8 Temmuz 1912’de Bessie vasiyetini hazırladı ve kocasına 2.000 Sterlin tutarındaki (günümüzde yaklaşık 160.000 Sterlin) servetini bıraktı. George, ertesi gün odaları için bir küvet satın aldı, dört gün sonra Bessie banyo yaparken hayatını kaybetti.

Dedektif Neil ve Dr. Spilsbury, geçmiş öyküyü öğrenince Bessie’nin de mezarının açılmasını sağladılar.

resim-32

Duruşma salonunda dolu bir küvet

Davaya geri dönelim.

Eğer Smith, öldürdüğü eşlerine herhangi bir ilaç vermemiş ve uyuşturmamışsa onları nasıl öldürmüştü? Bu bir türlü anlaşılamıyordu. Bessie 1.70 m. boyundaydı ve küvetin boyu sadece 1.50 m idi. Ölüm anında hala elinde bir kalıp sabun tutuyordu. Üç kadın da sırt üstü ve tamamen suya batmış halde bulunmuştu. Küvetlerin her birinde yaklaşık 30 cm su vardı.

George Joseph Smith’in Bessie Mundy cinayeti davası 22 Haziran 1915’te başladı. Üç küvet de delil olarak duruşma salonuna getirildi. Bir izleyicinin küçük küvetlerden birine oturduğu iddia ediliyor. Davada beklenmeyen bir gelişme oldu, hakim Alice Burnam ve Margaret Lofty’nin ölümlerine dair tanıklıkların da dinlenmesine izin verdi. Bunun nedeni, hakimin ifadesiyle, ölümlerde bir patern olup olmadığının anlaşılmasıydı ki, bu yaklaşım dünya hukuk tarihinde ilklerden biri sayılacaktı.

Spilsbury, teorisini desteklemek için pek çok deney yapmıştı, bir deney de duruşma salonunda yapılacaktı. Altıncı günde tanık koltuğuna oturdu. Üç kadının da banyoda, en savunmasız anlarında, George Smith tarafından ayak bileklerinden yakalanıp suyun altına çekilmeleri sonucu öldürüldüklerini söyledi. Bacakları havada, başları tamamen suyun içinde kalan kadınlar birkaç dakika içinde boğularak ölmüşlerdi.

Dedektif Neil, içi su dolu bir küveti salona taşımıştı, içinde üzerinde mayo olan bir yüzücü oturuyordu. Savcı ve hakim salonu izlerken, Neil aniden yüzücünün ayaklarını yukarı çekti ve onu suya batırdı. Deney neredeyse korkunç bir sonla bitecekti. Neil, anılarında o günü şöyle anlatıyor:

“Ani daldırma denemesi yapılmasına karar verildi, bu yüzden bacaklarını ayak bileğinden tutarak aniden kaldırdım. Kolayca suya daldı, ama hiçbir hareket yapmıyor gibiydi. Aniden kolunu tuttum, cansızdı. Bir çığlıkla koltuk altından çekiştirdim ve başını suyun üstüne çıkardım. Ben de bir tarafa düştüm. Bilinci kapalıydı. Dedektiflerimle birlikte yaklaşık yarım saat boyunca suni solunum ve canlandırıcı ilaçlarla ona müdahale ettik. İşler ciddileşmeye başlamıştı, genç ve sağlıklı bir kadının doğal rengi hızla kayboluyordu. Hepimizi şaşırmıştık, bu yüzden küvetteki uygulamalı gösteriler o andan itibaren derhal durduruldu. Daha sonra bize, bacaklarını havada tutarak suya daldığı anda suyun ağzına ve burun deliklerine dolduğunu söyledi. Bildiği tek şey buydu, ta ki kendine gelip endişeli yüzlerimizin üzerine eğildiğini görene kadar başka hiçbir şey hatırlamadı.”

George Joseph Smith, 1 Temmuz 1915'te Bessie Mundy cinayetinden suçlu bulundu ve 13 Ağustos 1915'te idam edildi.

Şöhretli Adli Patolog ve hüzünlü bir son...

Her ne kadar yazının merkezindeki figür olmasa da, ön okumalarda Dr. Spilsbury’nin parlak kariyerinin hüzünlü ve beklenmedik sonuyla karşılaştım, bu yüzden küçük bir bölümü de ona ayırmak istedim.

“Banyodaki Gelinler” davası Dr. Spilsbury’nin ününü daha da pekiştirdi. Time Dergisi, 1934’te Spilsbury'yi “efsanevi Sherlock Holmes'ün yaşayan halefi” olarak adlandırdı. 1923’te ise şövalyelik unvanına layık görüldü.

resim-5-2-1

Davalarda ekip çalışması yapmaktan nefret eden, yargılarının ilerleyen zamanlarda yanlış olduğu ortaya çıktığında dahi gerçeği kabullenmek istemeyen bu kibirli bilim adamının itibarı, zaman içinde teknolojinin de ilerlemesiyle birlikte zayıfladı. Özellikle kendi yanılmazlığına olan sarsılmaz inancı, halkın ona duyduğu hayranlık dolu güvenle birleşmiş ve Dr. Spilsbury’nin mahkeme salonunda alt edilemez bir tanık olmasına neden olmuştu. Bugün, birçok yanlı karar verdiği ve masum insanların mahkum edilmesinde de katkısı olduğu düşünülüyor.

Sir Bernard Spilsbury, 17 Aralık 1947'de 70 yaşında intihar ederek hayatını kaybetti. Aşırı çalışmaktan, ciddi sağlık sorunlarından ve iki oğlunun kaybı da dahil olmak üzere kişisel trajedilerden muzdarip olan Spilsbury, Londra Üniversitesi Koleji'ndeki laboratuvarında kendini gazla zehirledi.

Son yılları, yalnızlık, keder, kalp hastalıkları ve koku alma duyusunun yitimiyle geçmişti. Spilsbury, 22 Aralık 1947'de Golders Green Krematoryumu'nda yakıldı ve külleri “The Gardens of Remembrance”a (Anma Bahçeleri) serpildi.

Son Mektup

George Smith’in gerçek adıyla evlendiği tek kadın olan Edith Pegler hayatta kalmayı başarmıştı. Belli ki Smith ona karşı bir şeyler hissediyordu. İdamından birkaç gün önce ona bir mektup yazmıştı. Yine de Edith’in hayatına girip çıkıyor, diğer evliliklerinde turlayıp bir miktar parayla geri dönüyordu. Çift, evlilikleri boyunca İngiltere’de defalarca kez yer değiştirdi. Bir süre de Bristol’deki Bath Road’da (inanılmaz bir tesadüf) bir antikacı dükkanı işlettiler.

Edith’in polise verdiği ifade şu şekilde;

“1914 yılının Noel’inden hemen sonra, Bristol'deki 10 Kennington Avenue adresindeki apartmanlarda yaşıyorduk ve banyo yapacağımı söyledim. O da—Şu küvette mi (banyoyu kastederek)? Bu tür şeylere dikkat etmeni tavsiye ederim, çünkü kadınların banyoda kalp krizi geçirip bayılmaları sonucu sık sık hayatlarını kaybettikleri bilinmektedir” dedi.

Küvet ölümlerinin üçüncü ve son yazısı bir sonraki hafta olacak. (Ben de beklemiyordum)

Banyo yaparken bir kulağınız dışarıda, bir gözünüz de kapıda olsun!

  • Stephanie Jacobson, Crime of the Century: The Brides in the Bath, Stephanie Jacobson, HeinOnline, 2022
  • Veronika Riesenberg, Dead Man Bathing: Assessing the iconography of the corpse in the bathtub, Journal Of The Lucas Graduate Conference, 2015.
  • Jane Robins, The Magnificent Spilsbury and the Case of the Brides in the Bath, 2010

Önceki ve Sonraki Yazılar
Anıl Özgüç Arşivi

“Orada Kimse Var Mı?”

30 Kasım 2025 Pazar 07:00