Haldun Solmaztürk

Haldun Solmaztürk

“Bu cemaat AK Parti'yi destekleseydi başlarına böyle bir iş gelir miydi?”

Ağustos, zaferler ayı olarak anılır ama her yıl öylesine törenlerle geçer gider.

Bu yıl da Malazgirt’te öyle oldu.

Alp Arslan’ın adı birkaç kez geçti ama asıl öne çıkartılan bir başka tarihi şahsiyetti: “Gök yüzünde kartal, karada aslan, milletin gönlünde Recep Tayyip Erdoğan.!”

Alp Arslan, Büyük Selçuklu Devleti’nin ikinci hükümdarıdır; 1063 yılında 30’lu yaşlarda tahta çıkmış, sekiz yıl görev yapmış, Malazgirt’ten bir yıl sonra suikastla öldürülmüştür.

Oğlu Melikşah tahta çıktığında 17 yaşında bir çocuktur ama veziri Nizamülmülk’tür. Hem Alp Arslan’a hem Melikşah’a 1092 yılına kadar—toplam 29 yıl—vezirlik yapmıştır.

Yani Selçukluyu ‘Büyük’ yapan odur. Tarih şuuru Ağustoslarda ‘devlete nizam veren’ Nizamülmülk’ü de anmayı—ve anlamayı—gerektirir.

Ama dahası var…

1092’de önce Nizamülmülk, bir ay sonra da Melikşah öldürülür. Çocuklarından biri on üç diğeri beş yaşındadır ve artık Nizamülmülk yoktur. Selçuklu parçalanır ve çöküşe geçer.

Nizamülmülk’ü katledenler Haşhâşîlerdir.!

Hani, "Bu çete, tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ise ihanet olan bir çetedir" derlerdi ya, o misal…

Ağustos’un yakın tarihimizdeki asıl—ama unutulan—önemi de modern Haşhâşîlerden gelir.

Milli Güvenlik Kurulu’nun 25 Ağustos 2004 toplantısında, hükümete ‘Fethullah Gülen’in yurt içi ve yurt dışı faaliyetlerine karşı bir eylem planı hazırlanması’ tavsiye edilir.

Ama, “Bütün toplumsal ve siyasi riski hükümet adına Sayın Başbakan, hukuki riski ise Başbakanlık Müsteşarı üstlenir”, karar sümen-altı edilir, hiçbir şey yapılmaz.!

Haşhâşîlerin orduya sızdığı 1980’lerin başından beri bilinmektedir. Daha 1988'deki bir MGK toplantısına gelen MİT raporunda, “Silâhlı terör grupları oluşturarak İslâm Devrimi hazırlıkları yaptıkları” anlatılır. Dönemin Milli Eğitim Bakanı [a.b.] söz alarak, “Fethullah Gülen grubunu yakînen tanıdığını, terör ve silâhla ilgilerinin bulunmadığını kesin bir dille” ifade eder, Cumhurbaşkanı Özal da destekler. ‘Gerçeğe aykırı beyanlar’ rapordan çıkarılır.

Ellerinde, “Bunlar ordu hiyerarşisi dışında bir emir-komuta yapısı oluşturuyorlar. Er ya da geç darbeye teşebbüs edeceklerdir” şeklinde açık raporlar olan askerler de suskunlukla izlerler.

Sonra 28 Şubat 1997 MGK toplantısında benzer uyarılar yapılır; “Tarikatlarla bağlantılı özel yurt, vakıf ve okullar denetim altına alınmalı; tarikatların faaliyetlerine son verilmeli, toplumun demokratik, siyasi ve sosyal hukuk düzeninin zedelenmesi önlenmeli” denir.

Bu konuda genelge yayımlanır, Başbakanlık’ta uygulamayı takip için teşkilat bile oluşturulur AMA hiçbir şey yapılmaz. Tam aksine, irtica 2010 yılında, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde bir tehdit olmaktan da çıkarılır.

Erdoğan, sonraları, “İhaneti tespit edememenin zaafı içinde olduk” diyecekti ama bunun ne menem bir zaaf olduğunu hiç anlatmadı—15 Temmuz sonrasına kadar.!

“Allah dedikleri için” müsamaha göstermişlerdi. “Ortak bir yanımız var” demişlerdi. “Aynı menzile giden farklı yollardan bir yapı [olarak] gördükleri yapının” sinsi emellerin örtüsü olduğunu uzun süre görememişlerdi.

Aslında hiç göremediler—görmek istemediler.!

En son uyarı, beş yıl önce, 103 emekli amiralden gelmişti; "TSK son yıllarda; FETÖ saldırısı yaşamış ve çok değerli kadrolarını kurban vermiştir. Bunlardan çıkarılacak en önemli ders; TSK'nin, anayasanın değişmez temel değerlerini titizlikle sürdürmesi zaruretidir" dediler.

‘Haşhaşilere bu fırsat bir kez verildi, ders alalım, tekrar olmasın’ diyorlardı.

Lojman ve koruma hakları iptal edildi, evleri arandı, gözaltına alındılar; daha ‘ifadeleri’ bile alınmadan mahkum (!) edildiler; yargılandılar ve sonunda beraat ettiler.

Bütün bunlar, geçtiğimiz günlerde, ‘öğrenci yurtlarıyla’ tanınan bir cemaat ve ‘İktidara kafa tutan radikal İslamcılara’ yönelik soruşturmalarla başlayan tartışmalarla tekrar hatırlandı. Birileri, “Bu cemaat AK Parti'yi destekleseydi başlarına böyle bir iş gelir miydi?” diye soruyor—eleştiriyorlar. Onlar, “Kur'an hizmetkârı insandırlar. İmam Hatip [Okulları] düşmanlıkları da [a.b.] zaman içerisinde körelmiştir” diyorlar.

Bu arada, bir türlü bitiremedikleri 28 Şubat sömürüsü de ‘28 Şubat’ davası da hala sürüyor; son grup ‘28 Şubatçı’ hakkındaki mahkumiyet kararları Yargıtay’da bekletiliyor.

Beraat eden amiraller vardı ya; karara karşı hem Cumhuriyet Savcısı hem de Cumhurbaşkanlığı istinafa başvurdu. İstinaf, başvuruyu esastan reddetti. Bu sefer temyize başvurdular. O dosya da Yargıtay’da bekliyor—hala…

Peşlerini bırakmıyorlar.!

"Bu cemaat AK Parti'yi destekleseydi başlarına böyle bir iş gelir miydi? Böyle bir operasyon olur muydu?" diye sormuşlardı ya…

Gelmezdi, gelmiyor, gelmeyecek…!

Çünkü öbürleri aynı menzile giden farklı yollarda birlikte, kol kola yürüyorlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Haldun Solmaztürk Arşivi

Mekke İttifakı

10/08/2026 07:00

"Bizim Kanunimiz…”

15/07/2026 07:00

Eğreti ‘Kahraman’

01/06/2026 07:00