Mezarlıkta kazma kürek sesleri: Anatominin kara pazarı

16 Aralık 1819 tarihli Caledonian Mercury Gazetesi, Edinburgh Polisi’nin karşısına çıkan bir adamı anlatan tuhaf bir habere yer verir: “Şiir düşkünü romantik ve sarhoş bir terzi, ünlü İskoç şair Robert Fergusson'un mezarına saygılarını sunmak için Canongate mezarlığının çitini atladı. Ancak silahlı bir bekçi tarafından durduruldu ve polise teslim edildi. “Suç”u terzinin sarhoşluğu nedeniyle hoş gören hakim, ertelenmiş kırk şilinlik bir para cezası vermekle yetindi. Para cezası, terzinin suçu tekrar işlemesi halinde tahsil edilecekti”

Bu öykü bir hayli tuhaf, hatta biraz da komik... Ama esas tuhaf olan mezarlıkta neden silahlı bir bekçinin olduğu...

Yükselen bir kariyer: Mezar Soygunculuğu

Ertesi sabah aynı mezarlık, dokuz adam tarafından kuşatıldı. Bekçi tüfeğini doğrultup, içeri ilk girenin beynini dağıtacağını söyleyince adamlar kaçtı. Mezarlığa birkaç gün önce üç yeni ceset gömülmüş ve bekçiye içeri giriş için üç gine rüşvet teklif edilmişti. İşini hakkıyla yapan bekçinin rüşveti kabul etmediği anlaşılıyor.

Bu insanlar neden mezarlığa girmeye çalışıyorlardı?

Cevap ürpertici, yeni gömülmüş cesetleri anatomi okullarına ve tıp öğrencilerine diseksiyon için satmak üzere çalmak için. Bu kişilere “Resurrection Men” adı veriliyordu. (Terimi Türkçeye “Mezar Soyguncuları” olarak çevirmeliyiz, ancak “resurrection” “diriliş” anlamına geliyor.) Bu korkunç uygulama, çok sayıda üniversite ve özel anatomi okulunda, anatomi dersinde kullanılacak taze kadavraların belirgin bir şekilde yetersiz olmasından kaynaklanıyordu.

ekran-goruntusu-2026-03-13-164000
Arka planda ceset hırsızları olan, dikkati dağınık mezarlık bekçileri

18. yüzyılın ortalarında tıp eğitimi ampirik temellere dayanıyordu, kısacası bir tıp öğrencisinin vücudun nasıl çalıştığını öğrenmesi için vücudun içine girmesi gerekiyordu. Ancak bir sorun vardı, tıp öğrencilerinin anatomik diseksiyon pratiği yapmaları için yeterli sayıda kadavra yoktu. Tıp eğitiminin cesetler üzerindeki pratikleri, insanların ölümden sonra nasıl ele alınması gerektiğine dair yerleşik toplumsal inançlara aykırıydı. Cesetlere saygı gösterilmesi, bütün olarak gömülmeleri gerekliliği, ölülerin Tanrı’nın son yargı gününde bedenleriyle dirileceğine dair beklentiyle yakından ilgiliydi.

Peki, anatomi nasıl öğrenilecekti?

Darağacından diseksiyon masasına: “1752 Cinayet Yasası”

Britanya Parlamentosu tarafından 1752’de yapılan ve “Murder Act” (Cinayet Yasası) adı verilen yasal düzenleme bu sorunu çözmenin bir yolu olarak görüldü. Yasa, idam edilen katillerin diseksiyon için kullanılmasını ya da zincire asılarak (gibbeting) sergilenmesini öngörüyordu.

Elbette, yasanın ardındaki tek motivasyon tıbbın ilerlemesine katkı sağlamak değildi. Yasa aba altından sopa gösteriyor, idamı daha da ürkütücü hale getirmeyi ve katillerin asıldıktan sonra bile cezalandırılmaya devam etmesini hedefliyordu. Diseksiyon birçok kişi için, ölümden sonraki en aşağılayıcı kaderdi.

Halk ve kilise çevreleri, ceset diseksiyonunu ahlaksız ve kutsal düzene karşı gelmek olarak görüyor, anatomistler ve aydınlar ise tıp eğitimi için zorunlu olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden anatomistlerin bazen “kasap”, “mezar soyguncusu” hatta “kafir” olarak adlandırıldığı bile olmuştu.

Yasa, artan kadavra ihtiyacını karşılayamadığı gibi, halkın anatomistlere duyduğu öfkeyi de artırdı ve “Anatomy Riots” (Anatomi İsyanları) adı verilen tepkisine de zemin hazırladı. Aynı anda anatomistleri savunan satirik şiirler bile yazıldı. “Anatomy Threatened with Excommunication” (Aforozla Tehdir Edilen Anatomi) şiiri iyi bir örnek olabilir. Kısacık bir bölüm paylaşayım:

“Of College cruelties in stealing

Bodies, that students th’art of healing

Might learn from actual dissection.”

(“Kolejlerin ceset çalma zalimliklerinden söz ediyorlar;

şifa sanatını öğrenen öğrenciler

gerçek diseksiyonlardan ders alsın diye.”)

Üniversiteler ve tıp öğrencileri suç ortağı mı?

Glasgow Üniversitesi’nin ceset hırsızlığına doğrudan karışmış olabileceğini gösteren bazı kanıtlar var.

Kasım 1823'te Üniversite Rektörü Duncan Macfarlan'ın bir mahkeme yetkilisine yazdığı mektupta, diseksiyon için uygun cesetlerin yetersizliği açıkça görülüyor. Mektupta, Ayr'da idamı bekleyen iki adamın cesetlerinin Glasgow'dakiler yerine Edinburgh Üniversitesi'ndeki anatomi profesörlerine verilmesi kararından yakınıyor; bu şikayet, üniversite personelinin mevcut örneklerin yetersizliğinden duyduğu derin endişeyi açıkça ortaya koyuyor.

1803'te öğretim üyeleri, üniversite binalarını, mezar soygunuyla bağlantılı olduğu gerekçesiyle saldıran öfkeli bir kalabalığa karşı korumak için asker çağırmak zorunda kalıyorlar. Üniversite on yıl sonra, ceset hırsızlığına karışan öğrencileri okuldan atma kararı alıyor. Üniversitenin kendi yasasına rağmen, öğrencilerin 1813'ten sonraki yıllarda da ceset hırsızlığına (belki de üniversitenin kendisinin de suç ortaklığıyla!) karışmaya devam ettiğine dair iddialar var. Mayıs 1826'da tıp dergisi The Lancet'e yazılan bir mektupta, üniversitenin tıp fakültesinin yeni mezunlarından biri, Edinburgh'un aksine Glasgow öğrencilerinin cesetleri çıkarmada ceset hırsızlarına aktif olarak yardım ettiğini iddia eden önceki bir mektup yazarını düzeltiyor: Eski Glasgow öğrencisi bunun doğru olmadığını, Glasgow'da okuduğu dönemde tüm öğrencilere dört gine karşılığında diseksiyon dersleri verildiğini ve ödeme yapanların gidip ceset kazmak zorunda olmadığını belirtiyor.

Ancak mektup şu şekilde devam ediyor: “"Glasgow'da ceset çıkarma işleriyle uğraşan öğrencilerin olduğunu inkar etmek istemiyorum, ancak bunun sonuçlarına dikkat edin. Anatomi dersleri onlara ücretsiz veriliyor. Ayrıca, para ödeyenlere verilen derslerin sağlanmasına katkıda bulunmalarının karşılığı olarak, diseksiyon dersleri de ücretsiz veriliyor."

Yaklaşık aynı döneme ait bir broşürde, Glasgow'lu bir tıp öğrencisinin doğum yapan bir anneye müdahale ettiği ve çocuğun ölü doğması üzerine ödeme yerine ölü bedeni aldığı anlatılıyor. Bebeği paltosunun altında saklayarak kaçarken görülen öğrenci, annenin komşuları tarafından kovalanıyor ve kaçmaya çalışırken cesedi bir köprüden aşağı atıyor. Bunun üzerine, "birkaçının anında cezalandırmak için can attığı" kalabalık bir grup tarafından Londra Caddesi'nde kovalanıyor.

resim-7
Ceset Hırsızları)Ha blot Knight Browne, 1847

Ceset hırsızlığından cinayete: Burke ve Hare

Mezar soyguncularının ceset çıkarırken kullandığı teknikler de şaşırtıcı. En yaygın olarak kullandıkları yöntem, sadece kafa kısmını kazmak. Mezarın baş kısmına dar bir çukur açıp, tabutun sadece kapak kısmını kırıyorlar ve cesedi omuzlarından çekerek çıkarıyorlar. Ardından tabutu kapatıp, toprağı düzeltiyorlar. Böylece mezar yeri bozulmamış görünüyor.

Yasada işlerine yarayan bir boşluk da var. O dönemde mezardan eşya çalmak suç, ancak ceset “mülk” sayılmıyor. Bu yüzden soyguncular cesedi kefeninden çıkarıyor ve kefeni tekrar tabuta bırakıyorlar ve teknik olarak “hırsızlık” suçundan kurtulmayı amaçlıyorlar. Çıkarılan beden bir at arabasına konuyor ve at arabasıyla anatomistlere götürülüyor. Kadavralar tıp okullarının belirlediği tarifeye göre ücretlendiriliyor, haliyle genç ve bozulmamış bedenlere daha çok para ödeniyor.

Ceset hırsızları ile ilgili tüyler ürperten pek çok öykü var. Bunlardan biri Henderson adında bir adamın cesedinin, iki genç adam tarafından kırsal bir kilise mezarlığından çalınmasıyla ilgili. Genç adamlar daha sonra zavallı Henderson'ı bir çuvala saklayarak bir bara uğruyorlar. Tesadüfen bar, Henderson’ın ailesine ait. Polis geldiğinde, saklanacak yer arayan hırsızlar, çalıntı cesedi dul kadının yatağına saklıyorlar. O gece, mezar hırsızları gittikten sonra, kadın kocasını orada, "kendi elleriyle yaptığı kefenle" yatarken buluyor.

Ancak en rahatsız edici öyküler, anatomistler tarafından sorgusuz sualsiz ödenen paralar karşılığında işlenen cinayetler etrafında dönüyor. 1752'de Helen Torrence ve Jean Waldie, Edinburgh'lu bazı doktor asistanlarının ödediği iki şilin ve on peni karşılığında dokuz yaşında bir çocuğu öldürüyorlar. İki kadın, suçlarından dolayı birkaç gün içinde idam ediliyor.

1827 yılının sonlarında Edinburgh’ta yaşayan iki “girişimci” William Burke ve William Hare, ceset hırsızlığının zahmetinden kurtulmaya karar verdiler. Cinayet, para kazanmanın çok daha kestirme bir yolu olarak görülüyordu.

ekran-goruntusu-2026-03-13-164057
Burke ve Hare’in işlediği son cinayet. William Burke’ün Margerey Campbell’i öldürdüğü sahne. Robert Seymour, 1829

Ocak ve Ekim 1828 arasında, Burke ve Hare (önceki Kasım ayında kâr amacıyla bir ceset çaldıktan sonra) en az on altı kişiyi soğukkanlılıkla öldürdüler ve kurbanlarının hepsini -bazen hala sıcakken- sekiz ila on pound arasında ödeme yapan cerrah Robert Knox'a teslim ettiler. Kurban bulmanın olağan yöntemi, Hare'nin sokaklarda savunmasız insanları (yaşlılar, hastalar, çok içki içenler) arayıp onları Burke'ün beklediği Log's Lodging-House'daki bir odaya davet etmesiydi. Daha sonra genellikle konuklarını sarhoş ederlerdi; ardından Burke onları hareketsiz hale getirirken Hare onları boğarak öldürürdü.

George MacGregor, “The History of Burke and Hare and of the Resurrectionist Times (1884)” adlı incelemesinde dönemi detaylarıyla analiz etmiş. MacGregor'ın cinayetlerle ilgili anlatımları tüyler ürpertici ancak sansasyon yaratma amacı taşımıyor. MacGregor, katillerle ilgili psikopatolojik bir analiz de yapmış.

“Burke'ün ilk etapta Hare'den daha incelikli bir insan olduğuna şüphe duymak için pek bir neden yok, ancak sonuçta suçları en azından eşitti. Hare, görünüşe göre, bir başkasının katledilmesinde vicdan azabı çekmeden rol oynayabiliyordu ve doktorlar için bir "denek" sağladıktan sonraki gece, sanki ruhu suçtan arınmış gibi huzur içinde uyuyordu. Ancak Burke farklı bir mizaca sahipti ve pervasız olmasına rağmen, kilisesinin ahlaki öğretilerini aklından tamamen silemiyordu... Yatağının yanında bir şişe viski olmadan uyuyamazdı ve masasında her zaman gece boyunca yanan iki kuruşluk bir mum bulundururdu. Bazen korkuyla uyandığında, şişeden bir yudum alırdı, çoğu zaman bir seferde şişenin yarısını içerdi ve bu da uykuya, daha doğrusu sersemliğe yol açardı.”

resiim-6
William Burke ve William Hare

William Burke'ün kanıyla yazılmıştır!

Sir Walter Scott, "Yaşarken beş kuruş bile etmeyen bir zavallı, kafasına vurulup bir anatomiste götürüldüğünde değerli bir eşya haline gelir" demiş. Ceset hırsızlarının edebiyatta da bir karşılığı var. Charles Dickens’ın “İki Şehrin Hikayesi” adlı eserinde yer alan Jerry Cruncher, alenen bir mezar soyguncusu.

Aralık 1828'de Burke ve Hare, her ikisinin de karısı ve Knox'un yargılandığı davada sadece Burke suçlu bulundu ve Ocak ayında, 25.000 kişilik büyük bir kalabalığın önünde idam edildi. İronik bir şekilde, birkaç gün sonra Burke'ün cesedi (yine büyük kalabalıkların önünde) halka açık bir şekilde incelendi; efsaneye göre, anatomist bir noktada tüy kalemini Burke'ün kanına batırarak "Bu, Edinburgh'da idam edilen William Burke'ün kanıyla yazılmıştır. Bu kan kafasından alınmıştır" diye yazdı. Burke'ün iskeleti Edinburgh Tıp Fakültesi'ne verildi ve bugün de orada; derisiyle ciltlendiği söylenen bir cüzdan ise Cerrahlar Salonu Müzesi'nde sergileniyor.

resim-5
Burke'ün 28 Ocak 1829'da Edinburgh, Lawnmarket'te idam edilme sahnesi

Diğerlerine gelince, Hare şubat ayında hapisten çıktı ve bir daha kendisinden haber alınamadı. Robert Knox ve adamlarından hiçbiri (dört kişilik bir ekipten bahsediliyor) ise cinayetlere iştirakten suçlanmadı. Ancak Edinburgh halkı onların masumiyetine ikna olmamıştı ve Knox'un Newington'daki evine yapılan saldırılarla sonuçlanan isyanlar çıktı; Doktor Knox, kılık değiştirerek ve yan kapıdan gizlice çıkarak bu saldırılardan kurtuldu.

Burke ve Hare'in yargılanması -ve aynı yöntemleri 1830-1831 yıllarında kullanan taklitçi "Londra Burke'lerinin" yargılanması- 1832 Anatomi Yasası'nın kabul edilmesinde etkili oldu. Bu yasa, tıbbi kadavraların tedarikini düzenleyen yasaları reforme ederek, bu tür kar amaçlı cinayetleri mümkün kılan koşullara son verdi.

Neyse ki, bugün tıp eğitimi almak için suç işlemek zorunda değiliz. Bedeni bağışlama ile ilgili yasal düzenlemeler, ileri dijital teknolojiler, kadavra bağışı ve saklanmasıyla ilgili yaklaşımlar mezarlıkları güvende tutuyor.

Yine de bu konuyla ilgili biraz daha konuşmak gerek. Belki bir dahaki yazıya...

  • Robert McLean, Halloween horror: beware the body-snatchers!, University of Glasgow Library Blog, 2012.
  • The History of Burke and Hare and of the Resurrectionist Times (1884), The Public Domain Review.
  • Pathology Spotlight, Fergusson, Burke & Hare, 2017.
  • George MacGregor, The History of Burke and Hare and of the Resurrectionist Times (1884), 2024.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Anıl Özgüç Arşivi

“Orada Kimse Var Mı?”

30 Kasım 2025 Pazar 07:00

Aynanın Arka Yüzü: Doppelgänger

19 Ekim 2025 Pazar 07:00

Kim bu kadın?

07 Eylül 2025 Pazar 07:00