Gözlerini cebinde taşıyan bir filozof: Jeremy Bentham ve Auto – Icon’u

University College London (UCL) Öğrenim Merkezi’nin zemin katında, içinde ziyaretçilerin merak ve şaşkınlık kaynağı olan bir figürün yer aldığı cam bir vitrin bulunuyor. Vitrin, 18. yüzyılın önemli filozofu, hukuk ve sosyal reformcusu Jeremy Bentham’ın iskeletini ve balmumundan yapılmış kafasını koruyor. Bentham, 6 Haziran 1832’de ölmeden iki yıl kadar önce hazırladığı vasiyetinde, bedeninin bu şekilde korunmasını istemiş ve onu UCL’a bırakmış. Filozofun ve ondan kalan bu tuhaf kalıntının, cam vitrinin içine girebilmesi biraz zaman almış, uzun yıllar boyunca Wilkins Binası’nın Güney Manastırı’ndaki ahşap bir dolapta sergilenmiş.

Bentham’ın vasiyeti elbette alışkın olduğumuz türden değil, metinde malını mülkünü paylaştırmak yerine, ölü bedenine ne yapılması istediğini detaylarıyla anlatmış.

resim-2
Jeremy Bentham’ın orjinal vitrininde oturan figürü. Fotoğraf, Mart 1948’de çekildi. Mumyalanmış kafa, fotoğraf çekimi için savaştan önce durduğu yere tekrar yerleştirildi. Şimdi ise, yakındaki küçük bir meşe sandıkta saklanıyor.

“Tekinsiz” bir vasiyet

Bentham’ın ruh halini ve bu tuhaf istekle neyi amaçladığını anlamak için “ürpertici” vasiyetin tam metnine bakmalıyız.

“Bedenimi, aşağıda belirtilen şekilde elden çıkarılması için sevgili dostum Dr. Southwood Smith’e veriyorum ve hayatım sona erdiğinde, vasiyetimi yerine getirecek kişi veya bu belgenin içeriğini okuyan herhangi başka bir kişinin, Dr. Southwood Smith’e ölümüm hakkında bilgi içeren bir mektup göndermesini ve bedenimin bulunduğu yere gitmesini, uygun deneylerle hiçbir yaşam belirtisi kalmadığını tespit ettikten sonra bedenimi himayesine almasını ve bedenimin çeşitli kısımlarını bu vasiyette ekli ve en üstüne “Auto – Icon” yazdığım belgede belirtilen şekilde elden çıkarılması ve korunması için gerekli ve uygun önlemleri almasını rica ediyorum.

İskeleti, tüm figürün, yazarken düşünceli olduğum pozisyonda, hayattayken genellikle oturduğum bir sandalyeye oturacak şekilde bir araya getirilmesini istiyorum. Bu şekilde giydirilmiş beden, ilerleyen yıllarımda taşıdığım sandalye ve asa ile birlikte, onun sorumluluğunu üstlenecek ve tüm bu düzenek için uygun bir kutu ya da kasa hazırlatacak ve üzerine yapıştırılacak bir plakaya ve ayrıca vücudumun yumuşak kısımlarının preparatlarının konulacağı cam kutuların etiketlerine, örneğin şarap sürahilerinde kullanılan yönteme benzer şekilde, ismimin tam halini kazıtacak.

Ölüm günümden sonra, eğer dostlarım ve müritlerim yılın bir veya birkaç gününde, en büyük mutluluk sisteminin, ahlakın ve yasaların kurucusunu anmak amacıyla bir araya gelmeye karar verirlerse, vasiyetimi yerine getirecek kişi, söz konusu kutuyu veya sandığı, odada bulunanlarla birlikte, bir araya geldikleri odaya zaman zaman taşıtacak ve topluluğun uygun gördüğü bir yere yerleştirecektir.”

Tanıklar, 13 Haziran 1832’de hem vasiyetnamenin hem de ona ekli belgenin gerçekliğini usulüne uygun olarak doğrularlar. Bentham, 6 Haziran’da ölmüştür. Üç gün sonra Dr. Southwood Smith, dostunun talimatlarını yerine getirerek, Webb Street Anatomi ve Tıp Okulu’nda cesetin önünde bir konuşma yapar. Basılı konuşma 73 sayfalık bir broşür oluşturur ve kapağında ölü bir adamın masa üzerinde yattığı ve vücudunun kısmen bir çarşafla örtülü olduğu gösterilir.

Olayın öyküsü orada bulunanların birkaçı tarafından aktarılmıştır. Konuşma sırasında karanlığın içinde şimşekler çakarken, Dr. Southwood Smith açık ve tereddütsüz bir sesle, ancak kendisinden önce ölen filozofunki kadar beyaz bir yüzle konferansı tamamlar. Konuşmasının içeriğini, ölüm sonrası vasiyete uygun şekilde cesedin hazırlanmasının teknik ayrıntıları oluşturur.

Bu tuhaf vasiyet, Bentham’ın ruh haline dair bazı işaretler de taşıyor. İnsanın kendine “Mutluluk sisteminin ve ahlakın kurucusu” demesi, dostlarını ya da öğrencilerini “Müritlerim” olarak değerlendirmesi, narsisistik bir ruh halini aklımıza getiriyor.

Gözlerim cebimde!

Bentham, bir cesedin iki yönlü kullanım değeri olduğunu düşünüyordu: Geçici (anatomik ve diseksiyonel) ve kalıcı (koruyucu veya heykelsel).

Yeni Zelanda Maorilerinin cesetleri korumak için uyguladıkları kurutma işlemi, Bentham’ı kafasının kurutulup korunmasını emretmeye teşvik etmişti. Yaşamı boyunca evindeki fırında deneyler yaptı. İskeleti yeniden birleştirilecek, tamamen giydirilecek ve cam bir vitrinde sergilenecekti. Bu yeniden oluşturulmuş varlığa “Auto – Icon” veya “Öz İmaj” adını verdi. Bu tuhaf adam, ölmeden önceki 20 yıl boyunca cebinde kurutulmuş kafasını tamamlayacak cam göz küreleri taşıdı.

Bentham, başlangıçta başının Auto – Icon’un bir parçası olmasını amaçlamıştı. Ne yazık ki, onu gelecek nesiller için saklama zamanı geldiğinde kurutma işlemi feci şekilde ters gitti. Baş, renginin ve yüz ifadesinin neredeyse tamamını kaybetti. Sonuç, sergilenemeyecek kadar kötüydü.

Vasiyetin uygulayıcısı ve filozofun “sevgili dostu” Dr. Southwood Smith, öykünün Bentham’dan sonraki diğer kahramanı. Bentham’ın ölümünden sonra süreci o yönetiyor. Dr. Smith, başın sergilenmeye uygun olmadığına karar verince başka bir çözüm buluyor. Mektuplarında, yaşadıklarını “Başın sergi için uygun olmadığını görünce, David’in büstünden, Pickersgill’in resminden ve kendi yüzüğümden esinlenerek seçkin bir sanatçıya balmumundan bir baş heykeli yaptırdım... Şimdiye kadar görülen en hayranlık verici benzerliklerden biri” şeklinde ifade ediyor. (Bentham, vasiyetinde adı geçen 24 kişiye kendi suretini taşıyan bir yüzük bırakmıştır. Uygulama, bu dönemde yaygındır. Bu yüzüklerden ikisi Kolej’in elindedir. Her birinin üzerindeki minyatür portrenin, dönemin modasına uygun olarak Bentham’ın saçlarıyla çizildiği söylenmektedir.)

Balmumu kafa, başarılı bir anatomik modelleme sanatçısı olan Fransız doktor Jacques Talrich tarafından yontulmuş. Gerçek kafa korunmuş ve başlangıçta Auto – Icon’un göğüs kafesine yerleştirilmiş. Daha sonrasında ayrı bir kutuya aktarılmış.

Dr. Southwood, iskeleti Bentham’ın kendi kıyafetlerine uyacak şekilde doldurtur ve siparişle üretilen balmumu kafayı sandığa koyar. Bentham’dan kalanlar genellikle oturduğu sandalyeye yerleştirilir. Elinde, kendisinin “Dapple” (Benekli) adını verdiği bastonunu tutuyordur.

Dr. Smith, Finsbury Meydanı’ndaki evinden taşındığında, bu acayip yapıyı saklayacak kadar büyük bir yeri olmadığı için, onu University College London’a verir. Bentham’ı bu halde Charles Dickens da dahil olmak üzere pek çok ziyaretçi görmüş olmalı.

resim-1
Balmumu kafanın 1939’da temizlenmeden önceki ve sonraki hali

Bir cesetle ne yapacağını bilememek...

Dr. Southwood Smith, Bentham’ın cesedi için yaptığı düzenlemelerin, bazıları tarafından alay konusu olarak görüldüğünün farkındaydı.

Yine de filozofun kemiklerini temizlemek ve iskeleti birleştirmek için büyük özen gösterdi. Eklemleri bakır tellerle birbirine bağladı. İskeleti saman, ot, pamuk, odun yünü ve kağıt kurdeleler dahil olmak üzere çeşitli malzemelerle doldurdu. Zararlılara karşı koruma için bir demet lavanta ve bir torba naftalin ekledi. Dr. Southwood Smith’in projeye gösterdiği özen ve dikkat, ona ne denli ciddiyetle yaklaştığını gösteriyor.

“Eserini” üniversitenin ellerine bağışladığında, üniversiteden aldığı utanç dolu tepkiden dolayı çok üzüldü. Onun “bir arka odada saklandığını” ve yetkililerin “sahip oldukları şeyden korkmuş ya da utanmış olabileceklerini” yazdı.

Bentham’ın UCL’ye devredilmesiyle başlayan olaylar, 23 Mart 1850 tarihli Kolej Konseyi Tutanakları’nda şu şekilde izleniyor.

“Sayın Bay A,

Cumartesi günü orada olamamam ihtimaline karşı, lütfen Konsey’e Dr. Southwood Smith’in Kolej’e sunduğu, şimdiye kadar gördüğüm en değerli balmumu heykeli bildirmekte zaman kaybetmeyin. Bu heykel Jeremy Bentham’a ait ve benzerliği o kadar mükemmel ki, sanki canlıymış gibi görünüyor. Bentham’ın gerçek kıyafetleri ve asası üzerinde, gerçek kafatası ve tüm iskelet, tüm figürün temelini oluşturuyor. Sadece kıyafetlerin içi doldurulmuş. Eminim, Konsey bunu memnunuiyetle karşılayacaktır. Ancak şu anda 36 Percy Caddesi’ndeki maun ve cam vitrininde olduğu ve sahibi Pazartesi günü oradan ayrılacağı için, onu o günün sabahında almanın kesinlikle gerekli olduğunu düşünüyorum. Kalıcı olarak yerleştirmeye hazır olana kadar geçici bir yere koyabiliriz. Cuma ya da Cumartesi sabahı mutlaka buraya uğrayın. Saygılarımla”

Yukarıdaki mektup, Kolej’in rektörü Lord Brougham tarafından Konsey sekreterine yazılmış. Varışla ilgili başka bir kayıt ve sandığın Kolej’deki yeri hakkında hiçbir ipucu yok.

F. C. Montaque, Bentham’ın “Hükümet Üzerine Bir Parça” adlı eserinin 1881 baskısında şöyle yazmış: “Bentham gömülmedi. İsteğine uygun olarak bedeni mumyalandı ve University College London’a sunuldu. Uzun zamandır halkın gözünden saklanmış olsa da, hala orada bulunmaktadır.”

Bu açıklama, sandığın uzun yıllar boyunca tenha bir yerde olduğunu gösteriyor. Ancak “eser” çok geçmeden Anatomi Müzesi’nde bulunuyor. 1898’de Prof. George Thane ve müze küratörü T. W. P. Lawrence figürü inceliyorlar ve raporlarının bir kopyası günümüze kadar ulaşıyor.

“Jeremy Bentham figürünü içeren sandığı açtık ve figürü çıkardık. Biraz tozluydu, ama çok fazla değil. Giysiler, özellikle içlik, güvelerden çok etkilenmişti ve çıkarıldığında sonuncusunu tekrar giydirmek muhtemelen imkansız olurdu. Giysileri açtık ve iskeleti etrafına saman ve kenevir lifi doldurulmuş olduğunu, iskeletin ise ezilmiş ve ustaca eklemlenmiş olduğunu gördük. Eldivenlerin içinde her iki el de mevcut, ayaklar incelenmedi. Başın yerine, demir bir çivi üzerinde desteklenen balmumundan bir büst vardı.

Baş, bir tür zift veya katranlı maddeyle (bir çeşit branda) ıslatılmış bir kumaşa ve ardından bir kağıda sarılmış bir paket halinde, iskeletin boşluğunda kaburgalardan omurgaya uzanan güçlü bir telle bağlanmış olarak bulundu. Bunu açtığımızda, başın kendisinin mumyalanmış, kurutulmuş ve ense altındaki yumuşak kısımlar temizlenerek hazırlanmış olduğunu, böylece Yeni Zelanda’ya özgü bir başa benzediğini gördük. Göz çukurlarında cam gözler var. Parçalanmış olan atlas (Birinci boyun omuru) ve oksipid kemiğin (art kafa kemiği) altındaki doğal yerine sabitlenmiş durumda. Başın tepesinde sivri ucun geçtiğinden şüphe duyulmayan küçük bir delik var ve deliğin etrafında, sivri ucun ucundaki vidaya uygun, başın eskiden gövdeye sabitlendiği dairesel bir rondela ve somunun oluşturduğu iz buluuyor. Yüz temiz ve traşlı, saçlar gri ve uzun...”

resim-6

Kendi cesedini izleyen bir adam ve mitleri

William Empson, “Bentham’ın Anıları” üzerine imzasız, uzun ve eleştirel bir incelemesinde, Bentham’ın arkadaşlarının bahsetmediği gözlere, ilginç bir gönderme yapıyor. Yazıda, Bentman’ı neredeyse kendi bedeninin doldurulmasını denetlediği, ziyaretçilerini, bedenini süsleyecek gözleri cebinden çıkararak eğlendirdiği ve “Kurucular Günü”ndeki festivalde (sessiz bir konuk olarak) Dapple’ı elinde tutarak üstleneceği rolle hayal gücünü tatmin ettiğinden bahsediyor.

1939’a gelindiğinde, eser Mısırbilim Bölümü’nde küratör olan Bayan Violette Lafleur tarafından, kıyafetler, sandalye ve bastonla birlikte dikkatlice incelenir ve restore edilir. İskeletin incelemesine Anatomi Bölümü’nden Dr. Fielding de katılır. Kıyafetlerin çok kirli ve güvelenmiş olduğu saptanır ancak yelek hariç diğer kıyafetler önde gelen bir kuru temizleme ve boyama firması tarafından başarıyla temizlenir. Güvelere karşı koruyucu olarak paradiklorbenzen ile işleme tabi tutulur. Yelek, McGill Üniversitesi kütüphanecisi Dr. G. R. Lomer tarafından bağışlanan bir yelekle değiştirilir, iskeletin dolgusu da yenilenir. İskelet mükemmel durumdadır, kuyruk sokumunun yapay bir kemikle değiştirildiği saptanır. Eklemlerdeki, kullanılan bakır telden kaynaklandığı düşünülen birikinti tedavi edilir.

Şaşırtıcı olamayan bir şekilde bu tuhaf kalıntı, çok sayıda mite de kaynak olur. En sık anlatılanlardan biri düzenli olarak Kolej Konseyi toplantılarına katıldığı ve bugünkü üyeler arasında yerini almak üzere, ciddiyet içerisinde Konsey Odası’na getirildiğidir. İddiaya göre, varlığı her zaman “Jeremy Bentham, hazır ama oy kullanmayan” ifadesiyle tutanaklara kaydedilir. Öykünün bir başka versiyonu, Bentham’ın oy kullandığı ancak yalnızca diğer konsey üyelerinin oyları eşit şekilde bölündüğünde oy kullandığını iddia eder. Bu durumlarda Bentham her zaman önergeye oy verir.

Görünüşe göre kafa, öğrenciler için de karşı konulmaz bir hedef haline gelmiş. Özellikle de King’s College London öğrencileri için. Sözde bu öğrenciler, 1975’te kafayı çalıp, “Shelter” adlı hayır kurumuna verilmek üzere 100 Sterlin fidye talep etmişler. UCL sonunda 10 Sterlin fidye ödemeyi kabul etmiş ve kafa geri verilmiş.

Başka bir efsaneye göre ise, kafa yine öğrenciler tarafından çalındıktan sonra, bir İskoç tren istasyonunda (muhtemelen Aberdeen’de) bir bagaj dolabında bulunmuş.

Pek çok kişi, Bentham’ın bedenini bu şekilde muhafaza etmeyi neden seçtiği hakkında spekülasyonda bulunmuş. Açıklamalar, gelecek kuşaklara yönelik bir tür şaka yapma arzusundan, tıbbın gelişimine katkıda bulunmak üzere bedenini bağışlayarak başkalarını da teşvik etmeye hatta aşırı kibiri ve kendini beğenmiş olduğu için bu kararı aldığına kadar geniş bir yelpaze oluşturuyor.

Tam da burada anatomi ve diseksiyon eğitimi, mezar soygunları ve ceset ticareti hakkında konuşmanın zamanı. Ama yerimiz kalmadı, bir sonraki yazıda buradan devam ederiz.

Bastonuna “Dapple”, çaydanlığına “Dickey” adını veren ve “Rahip Sir John Langbourne” adlı yaşlı bir kedisi olan bu tuhaf filozofu saygıyla analım.

Kutunda rahat otur Bentham!

  • C. F. A. Marmoy, The ‘Auto-Icon’ Of Jeremy Bentham At University College, London, Medical History, Cambridge University Press, 2012.
  • Ruth Richardson, Brain Hurwitz. Jeremy Bentham's self image: an exemplary bequest for dissection, British Medical Journal, 1987.
  • Sarah Knapton, Severed head of eccentric Jeremy Bentham to go on display, The Telegraph, 2017.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Anıl Özgüç Arşivi

“Orada Kimse Var Mı?”

30 Kasım 2025 Pazar 07:00

Aynanın Arka Yüzü: Doppelgänger

19 Ekim 2025 Pazar 07:00

Kim bu kadın?

07 Eylül 2025 Pazar 07:00