Şarlatan bir göz doktoru, Şövalye John Taylor: Bach ve Händel nasıl kör oldu?

“Göz, o en şaşırtıcı, o muazzam, o kavrayan, o kavranamaz, o mucizevi organ... Göz, tutkuların koruyucusu, zihnin habercisi, kalbin tercümanı ve ruhun penceresidir. Göz, her şeye hükmeder. Dünya göz için, göz de dünya için yaratılmıştır.”

Yukarıdaki sözler göz cerrahı ve girişimci “Şövalye” John Taylor’ın, Oxford Üniversitesi öğrencilerine yaptığı açılış konuşmasından. Tarihi kayıtlara gezgin bir göz doktoru ve bir şarlatan olarak geçen John Taylor, 1703’te İngiltere Norwich’te bir cerrahın oğlu olarak dünyaya geldi. Londra St. Thomas Hastanesi’nde öncü bir cerrah olan William Cheselden’in yanında eğitim aldı.

Otobiyografisini 1761’de yayınladı. İki cilt genişliğinde, devasa denebilecek bir kitaptı. İnsanın kendisi hakkında iki cilt süren bir anlatıya ikna olmuş olması ve hatta kitaba “The Life and Extraordinary History of the Chevalier John Taylor” (Şövalye John Taylor’ın Hayatı ve Olağanüstü Tarihi) adını koyabilmesi, yazarın kişiliği ve “girişimciliği” hakkında bize bir şeyler söylüyor.

resim-2

Qui dat videre dat vivere (Görmeyi veren hayatı verir)

John Taylor, 1736’da Kral II. George’un “Kraliyet Göz Doktoru” olarak atandı. Bu ünvana “Şövalyelik” layık gibi görünüyordu. O da kendini “Şövalye” ilan etti. Aynı yıl Mecklenburg Dükü’nün tedavisinde başarısız oldu. Dükün özel doktoru Taylor’da bir tuhaflık sezmişti. Soyluluk nişanı elmas işlemeli haçı sıradan bir mücevherdi ve Portekiz soylularının kullandıklarından değildi. Taylor’ın foyası neredeyse ortaya çıkıyordu ancak dört yıl sonra Papa XIV. Benedict tarafından gerçekten soylu ilan edilince rahatladı.

Çoğu sahtekar gibi şans onun da yanındaydı. En azından bu sefer!

Taylor, üzerinde “Qui dat videre dat vivere” (Görmeyi veren hayatı verir) yazan ve göz resimleriyle süslenmiş bir faytonla geziyordu. Hizmetleri pahalıydı, hastalarından (kurbanlarından) büyük miktarlarda ücret alıyor, hatta altın saat gibi değerli eşyaları da ödeme olarak kabul ediyordu. Avrupa dışında Rusya ve İran’ı da dolaşıyordu.

Gösterişli, bencil ve tamamen ilkesiz Taylor, katarakt ameliyatlarını, pazar yeri gibi açık alanlarda ve seyirci önünde gerçekleştiriyordu. Barok dönemin reklamcısı, iki ciltlik “muhteşem” otobiyografisini yazmakla meşgul olmadığı zamanlarda kasabaya gelir ve bir sokağın köşesinde önce bir konuşma yapardı. Hasta dik pozisyonda oturur, bir ya da iki yardımcı hastayı sabit tutardı. Anestezi henüz icat edilmemişti, acıyı biraz olsun dindirebilmek için tek çare alkol ve afyon kullanmaktı.

resim-7

Dönemin “couching” adı verilen, katarakt cerrahisi tekniği, merceğin bulanık kısmını gözün dibine ve görme alanının dışına doğru itmek veya parçalamak için keskin el aletleri kullanmayı içeriyordu. Ayrıca kesilen güvercinlerin kanlarından yapılan göz damlaları da dahil olmak üzere mucizevi merhemler ve damlalar satıyordu.

Fransız cerrah Pierre Guérin, Taylor’ın hastalarının fıtıklaşmış gözlerini yumurta akı, fırınlanmış elma veya tuz; bazen de bir madeni para içeren gazlı bezle nasıl sardığını şöyle anlatıyor. “Övünürdü ve bir mucize ilan ederdi. Hastaların gözlerini beş veya altı gün boyunca açmamaları konusunda kesin bir uyarıda bulunarak tıkardı. Kötü niyetinin kurbanlarını sömürdükten sonra dördüncü günde ayrılırdı.”

Belli ki Taylor, hastalarının acı dolu haykırışlarının ulaşabileceğinden daha hızlı hareket ediyordu.

Ebarme dich, mein Gott! (Merhamet et, Tanrım)

Tüm zamanların en büyük bestecilerinden biri olan Johann Sebastian Bach, parlak bir organist olarak performans sergilemesinin yanı sıra, neredeyse her türde 1.100’den fazla eser besteledi. Çalışkan ve dindardı, 20 çocuğunu ve evinde kalan birçok öğrencisini geçindirmek zorundaydı.

1723’te 38 yaşındayken Leipzig’e gitti, Aziz Thomas Kilisesi’ne öğretmen ve müzik direktörü olarak atandı. Öğrencilere şarkı söylemeyi öğretmek ve haftalık ayinlerde koro ve orkestrayı yönetmekle görevliydi. Her Pazar ayini için yeni bir beste yapması gerekiyordu. Hayatının geri kalan 27 yılını Leipzig’de geçirdi.

Bach’ın presbiyopi (yaşa bağlı yakın görüşte azalma) döneminde bile gözlüksüz org çaldığı biliniyor. Bu nedenle yaklaşık 2,0 diyoptri miyop olduğu öne sürülüyor. (Bu ifadeyi hekim okuyucular anlayacaktır, hastanın gençliğinde miyop olması, yaşa bağlı yakını görememe sürecinde bir avantaj olur. (+) değerlerin, (-) olanlarla toplanması meselesi)

Bach’ın görme yetisi 64 yaşında azalmaya başladı. Eski biyografiler, bunun hayatı boyunca yetersiz ışıkta gözlerini aşırı zorlaması sonucu olduğunu iddia ediyor. Arkadaşlarının ikna çabaları sonuç verdi ve Bach o sırada Leipzig’de bulunan John Taylor’a her iki gözünden de ameliyat oldu.

Taylor’ın Bach’a yaptığı ilk ameliyatın 28 – 31 Nisan 1750’de olduğu sanılıyor. İlk ameliyattan yaklaşık bir hafta sonra Taylor ikinci ameliyatı yapıyor. İkinci ameliyatın kataraktın yeniden ortaya çıkması nedeniyle yapılmış olduğu düşünülüyor.

Ameliyat sonrası tedavi; kan alma, müshil, kesilmiş güvercin kanı, toz şeker veya fırınlanmış tuzdan elde edilen göz damlalarından oluştu. Enfeksiyon için yüksek dozda cıva reçete edildi.

İkinci ameliyattan sonra Bach kör oldu. Gözlerinde ve vücudunda dayanılmaz ağrılar vardı, yatağa mahkum olmuştu ve org çalamıyordu. Bu sırada Taylor, Leipzig’den çoktan ayrılmıştı.

Ölümünden birkaç gün önce Bach, bir anlığına karısı Anna’yı görebildiğini iddia etti. Anna kocasının isteği üzerine “Bütün insanlar ölmek zorundadır” adlı şarkıyı söylemeye başladı, odadakiler de ona katıldı. Bach felç geçirdi ve ikinci göz ameliyatından 3 ay 3 hafta sonra, 28 Temmuz 1750’de öldü.

Erken dönem ölüm ilanlarında ölümü göz ameliyatlarıyla ilişkilendirildi. 3 Ağustos 1750 tarihli ‘Spenersche Zeitung’, onun “tanınmış bir İngiliz göz doktoru tarafından yapılan son derece başarısız bir göz ameliyatının talihsiz sonuçlarından” öldüğünü yazdı.

Bach şanssızdı. Çünkü Daviel, 1747’de Paris’te ilk ekstrakapsüler katarakt ameliyatını gerçekleştirmiş, ameliyatın tekniği 1753’te kamuya duyurulmuştu. Ayrıca sadece beş yıl sonra Sharp, baş parmağıyla tüm merceği gözden dışarı bastırarak intrakapsüler cerrahi kavramını tanıtmıştı. Katarakt ameliyatı için genel anestezi 1840’larda, lokal anestezi için ise kokain damlaları 1884’de kullanılmaya başlandı.

resim-5-5

Güneş yok, Ay yok, her yer karanlık!

Johann Sebastian Bach ve Georg Friedrich Händel hiç tanışmamış olsalar da, bu iki besteci arasında karanlık bir bağ var. Her iki besteci de aynı “doktor” yüzünden görme yetilerini kaybettiler.

Händel, 1758’de Taylor tarafından aynı işleme tabi tutuldu. Bach’ın ameliyatının üzerinden sekiz yıl geçmiş olmasına rağmen cerrahın yeteneklerinde bir gelişme olmuş gibi görünmüyordu. Händel en azından ölmemişti ama görme yetisini kaybetti. Taylor, otobiyografisine şöyle yazmış:

Çok çeşitli ve sıradışı hayvanlar gördüm, develer, hörgüçlü develer... Özellikle de Leipzig’de 88 yaşındaki bir müzik ustasının görme yetisini ellerimle geri kazandırdığımı gördüm, ünlü Händel de ilk eğitimini bu adamdan almıştı. Onda da aynı başarıyı yakaladığımı düşünmüştüm, her şey onun lehineydi. Göz bebeğinin hareketleri, ışık vb. Ama perdeyi açtığımızda gözünün alt kısmının felçli bir hastalıktan dolayı kusurlu olduğunu gördük.”

Händel’in, “Samson” oratoryosunun sözlerini, görme yetisini kaybettiği dönemde yazdığı sanılıyor. “Tam tutulma! Ne güneş, ne ay! Öğlen aydınlığının ortasında her yer karanlık! Ah! Muhteşem ışık! Neşelendirici bir ışık yok! Gözlerimi hoş bir günle sevindirecek bir şey yok! Neden böyle mahrum bırakıyorlar? Güneş, Ay ve yıldızlar benim için karanlık!”

Händel’i kör etmiş olması, Taylor’ın kibri ve şişik egosunu zedelemişe benzemiyor. Taylor Ağustos 1758 tarihli London Chronicle'da yayınlanan bir şiir yazıyor ve şiirinde Händel’in görme yetisini geri kazandırma becerisini kutluyor, Euterpe, kör Händel'e yardım etmeleri için Apollo ve Aesculapius'u çağırıyor, ancak Apollo, Aesculapius'a gerek olmadığını, çünkü Şövalye Taylor'ın bunu yapacağını söylüyor.

Öncü bir cerrah mı? Şarlatan mı?

Göz hastalıkları tarihi üzerine bir kitap olan “Men of Vision”ın yazarı Dr. Daniel Albert “Taylor, 18. yüzyıl şarlatanlığının bir sembolüydü” diyor ve ekliyor. “Her iki besteci de muhtemelen ameliyatlarının iyi sonuçlanmasını beklemiyordu. O zamanlar doktorlar “bakteri” kavramından bihaberdi, anestezi yoktu. Bu yüzden amaç olabilecek en kısa sürede ameliyatı yapabilmekti. Eğer vakaların üçte birinde iyi sonuç alıyorsanız, bu normal kabul ediliyordu. Hastalar iyi bir sonuç beklemiyorlardı. Kendilerini bir göz cerrahının eline bırakmanın büyük bir risk olduğunu biliyorlardı.”

Bach’ın gözleri hakkında ameliyat sonrası bilgi bulunmadığından, katarakt ameliyatının başlıca komplikasyonlarını göz önünde bulundurmak gerekir. Yaygın inanışın aksine, katarakt ameliyatları günümüzde dahi Çin, Nijerya ve Sudan’ın Batı Darfur bölgesinde şifacılar tarafından uygulanır.

Bugünün bilimi göz ameliyatlarının Bach’ın ölümüne yol açıp açmadığı konusunu da tartışıyor ve bakteri nedenli bir enfeksiyonun dört ay sonra ölümcül bir sepsise neden olma olasılığını düşük buluyor.

John Taylor’ın mesleki mirası hala tartışmalı. Birçok çağdaşı ve tarihçi tarafından şarlatan olarak suçlansa da (haklı bir suçlama olduğu şüphesiz), günümüzden geriye bakan akademisyenler, Taylor’ın yazıları ile göz anatomisi ve hastalıkları konusundaki anlayışının, çağdaşlarından çok daha ileri olduğunu düşünüyorlar. Şaşılık cerrahisinde bir ilk olduğunu ve “keratokonus”u ilk tanımlayan kişi olduğu konusunda da hemfikirler.

Tanınmış İngiliz göz doktoru George Coats ise Taylor hakkında “benzeri görülmemiş bir yalancı, reklamcılık sanatlarında şarlatanlar arasında önde gelen biri ... Mesleki konularda bilgisi iyiydi, zeki bir gözlemciydi ve özgün fikirleri vardı, ancak gerçek uygulaması, şarlatanın dürüst olmayan sanatlarıyla derinden lekelenmişti” diyor.

İngiliz yazar ve leksikograf Samuel Johnson, Taylor’ın kötü karakterini şöyle özetliyor. “Küstahlığın cehaleti ne kadar ileri götürebileceğinin bir örneği”

Sonun Başlangıcı

“Yaşamış tüm göz doktorları arasında en büyük şarlatan” olarak bilinen ve 72 yıllık hayatının çoğunu yüzlerce talihsiz insanı kör ederek geçiren John Taylor, Rouen’de ortaya çıktı ve “Le Cat” lakaplı ünlü ve yetenekli bir Fransız cerrah tarafından muhteşem bir öğle yemeğinde ağırlandı. Tatlı tabağının üzerindeki kubbeyi kaldırdığında, göz dışı kaslara giden sinirlerin diseke edildiği bir insan kafatası ile göz göze geldi. Le Cat’in amacı Taylor’ın yöntemiyle hiçbir sinirin çıkarılamayacağını kesin olarak göstermekti. İddiaya göre Taylor sırra kadem bastı ve sadece dört gün içinde tüm itibarı yerle bir oldu.

Bu bir efsane mi? Belki, ama Le Cat’in Taylor ile aynı dönemde yaşadığı ve çalışma alanları arasında göz anatomisi ve katarakt cerrahisi olduğu biliniyor.

Taylor’ın nerede ve ne zaman öldüğü de tam olarak kesin değil. Müzikolog Charles Burney, Taylor’ın 1770’de Roma’da öldüğünü söylüyor. Paris’te öldüğünü söyleyenler de var. Haziran ve Temmuz 1772’deki İngiliz ve Alman gazeteleri ise Taylor’ın Prag’da ve tamamen “kör” olarak öldüğünü yazmış.

Her nerede ölmüş olursa olsun, bu tuhaf adamın sonu, karmanın var ve iş başında olduğu yönündeki inancımızı tazeliyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Anıl Özgüç Arşivi

“Orada Kimse Var Mı?”

30 Kasım 2025 Pazar 07:00

Aynanın Arka Yüzü: Doppelgänger

19 Ekim 2025 Pazar 07:00

Kim bu kadın?

07 Eylül 2025 Pazar 07:00