Çatı katında bir katil

1922, buz gibi bir Mart gecesi... Bavyera kırsalının iç bölgelerinde bir çiftlik evinde, büyükanne, büyükbaba, kızları, iki küçük çocuk ve bir gün önce işe başlayan hizmetçi olmak üzere tam altı kişi, kazma ile darp edilerek öldürüldü. Katil, iz bırakmadan ortadan kayboldu.

Öykünün bu kadarı dahi kan dondurmaya yetecekken, daha da korkunç detayların olduğunun düşünülmesi, cinayetin hala adli tıp çevreleri ve amatör suç meraklılarının gündeminde kalmasına yol açmış görünüyor. Katilin, cinayetlerden önce evin içinde gizlenmiş, beklemiş ve izlemiş, cinayetlerden sonra ise günlerce cesetlerle birlikte yaşamış olabileceğine dair bir takım uğursuz detaylar, “Hinterkaifeck Cinayetleri”nin günümüze taşınmasına neden oluyor.

Çiftlik perili mi?: Evler ve Sırları

Münih'in yaklaşık bir saat kuzeyinde, izole bir çiftlik olan Hinterkaifeck'te yaşayan Gruber Ailesi; 63 yaşındaki Andreas Gruber, karısı Cäzilia, çiftin 35 yaşındaki dul kızları Viktoria Gabriel ve iki çocuğundan (7 yaşındaki küçük Cäzilia ve 2 yaşındaki bebek Josef) oluşur. Evde cinayetlerin işlendiği gün işe başlamış bir de hizmetçi vardır. Bir önceki hizmetçinin garip sesler duyduğu ve sürekli izleniyormuş hissiyle çalışmaya katlanamadığı için işten ayrıldığı biliniyor.

Çiftlikteki pastoral dinginlik, birbirinden uzak yaşayan saygılı komşular, kendi halinde huzurlu bir aile... Her şey olması gerektiği gibi görünüyor. Ancak cinayet gecesinden önce tuhaf şeyler olmaya başlıyor. Zaten görünenin altında hep daha karanlık olan yok mudur?

Cinayetten hemen önce evin birkaç anahtarı gizemli bir şekilde ortadan kaybolur. Geceleri çatı katından sesler gelir, Andreas her seferinde çatıyı kontrol eder ama herhangi bir ize rastlamaz. Ormandan çiflik avlusuna giden ama geri dönmeyen ayak izleri, evde kimsenin okumadığı ve hiç satın almadığı bir Münih gazetesinin bulunması aile üyelerini iyiden iyiye huzursuz eder ve hizmetçi evin “perili” olduğunu söyleyerek işi bırakır. 31 Mart yeni hizmetçi Maria Baumgartner’in Hinterkaifeck'teki ilk iş günü, hayatının son günü olacak.

Cinayet gecesi katil/katiller, aile üyelerini teker teker ahıra çekerler. Bunu nasıl yaptıkları bilinmiyor. Bir ses duymuş ya da çağrılmış olmalılar. Önce Andreas ve Cäzilia (büyükbaba ve büyükanne) öldürülür, ardından ise kızları Viktoria ve 7 yaşındaki torunları Cäzilia... Cäzilia’nın cesedi bir süre hayatta kaldığını ve yaşadığı dehşet nedeniyle saçlarından tutamlar kopardığını gösterir. Hizmetçi Maria yatağında, 2 yaşındaki torun Josef ise beşiğinde katledilir. Altı kişiyi ölüren cinayet aleti ise bir kazmadır.

Olay yerinde de bir tuhaflık sezilir. Katil, cesetleri ahıra yanyana düzenli şekilde dizmiş ve üzerlerini çarşaf ve saman yığınıyla örtmüştür. Adeta ortalığa “çeki düzen vermek” istercesine.

Burada işler daha da tuhaflaşır. Kanıtlar, katilin cinayetlerden sonra birkaç gün daha evde kaldığını göstermektedir. Ailenin hayvanları beslenmiş, mutfakta yemekler pişirilmiş ve yenmiş, komşular bacadan duman çıktığını görmüştür. Kısacası katil, kurbanların cesetleriyle dolu bir evde sakince yaşamaya devam ediyordur. Çiftlikteki hareketliliğin sürmesi, pek de insansever olmadığı anlaşılan komşuların olan biteni anlamamasına neden olmuş olmalı.

Cesetler ancak dört gün sonra, - nihayet – komşuların, ailenin kilise ve okula gitmemesinden endişelenmesi üzerine bulunur.

Eksik bir soruşturma, konuşmayan bir olay yeri

Hinterkaifeck Cinayetleri soruşturması ölü doğmuşa benziyor. Soruşturmanın başarısızlığa mahkum olmasının ardındaki en önemli nedense, olay yerinin polis gelmeden önce meraklı izleyiciler tarafından “kontamine” edilmesi ve olası kanıtların tehlikeye atılması. Ayrıca, Viktoria'nın kimliği belirsiz bir göndericiden garip mektuplar aldığının ortaya çıkması, bazı kişilerin bu cinayetin bir sapık veya küskün bir aile üyesi tarafından işlenmiş olabileceği yönünde spekülasyon yapmasına yol açmış.

Soruşturmada herkes şüpheli. Komşular, eski sevgililer hatta aile üyeleri... Ancak şüphelileri doğrudan suçla ilişkilendirecek bir kanıt bulunamıyor. Cinayetlerin motivasyonu hakkında bir teori de yok. Gizem, gün geçtikçe artıyor.

Katil ya da katiller, onları suça bağlayan kanıtlardan uzaklaştıkça kamuoyunun spekülasyonu da artıyor. Kimi meraklılar cinayetlerin bir aile tartışmasının sonucu olduğunu öne sürerken, diğerleri bunun bir seri katilin ya da akıl sağlığını kaybetmiş bir meczubun elinden çıkmış olabileceğini söylüyor.

Bir diğer teori Viktoria'nın sevgilisi ve muhtemelen Josef'in babası olduğu söylenen komşu Lorenz Schlittenbauer’in katil olduğu yönünde. Schlittenbauer bir anda baş şüpheli oluyor. Ne de olsa kayda değer bir motivasyonu ve çiftlik hakkında bilgisi var. Ancak hiçbir zaman doğrudan suçla ilişkilendirilemiyor.

Josef’in babası kim? Schlittenbauer’in baba olduğunu söyleyenlerin yanında bir grup daha peydah olmuş. Onlar, Victoria ve babası Andreas arasında ensest bir ilişki olduğunu ve Josef’in bu ensest ilişki sonucunda doğduğunu ileri sürüyorlar. “Aile draması ve karanlık sırlar” cinayetlerin "ceza" veya “intikam” nedeniyle işlendiği düşüncesini güçlendiriyor.

Başka bir teori ise, I. Dünya Savaşı'nda öldürüldüğü bildirilen Viktoria'nın kocası Karl Gabriel'in fail olabileceğini yönünde. Karl Gabriel’in cesedi bulunamamış, pekala cinayetleri işlemek için geri dönmüş olabilir. Ancak bu teori de, birkaç asker arkadaşının Karl’ın savaşta öldüğünü doğrulamasıyla reddediliyor.

Fail bir serseri ya da aylak da olabilir. Belki de neden basit bir soygun. Tıpkı Truman Capote’nin ünlü romanı “Soğukkanlılıkla”nın anlattığı Clutter Ailesi’nin başına gelenler gibi, bir ya da birkaç serseri hırsızlık için çiftliğe girmiş ancak soygunu ellerine yüzlerine bulaştırmışlar.

2007’de Alman polisi, modern adli tıp yöntemlerini kullanarak davayı yeniden açar, ancak deliller çok eski ve kirlenmiştir. Baş şüpheli saptanır, ancak hayatta kalan akrabalara duyulan saygıdan dolayı adı asla açıklanmaz.

“Her Temas Bir İz Bırakır” ama bulunur mu?

Polis ve adli tıp çevrelerinde iz ve izin soruşturmada sunduğu potansiyel, genellikle Fransız adlli bilimci Edmond Locard ile ilişkilendirilir ve Locard’ın çalışmaları sıklıkla “Her temas bir iz bırakır” ifadesiyle özetlenir. Locard’ın bu ifadeyi kullandığına dair herhangi bir kanıt yok, yine de ifade, “Locard’ın Değişim İlkesi” veya “Locard Yasası” olarak anılır.

“İz delilleri” genellikle mağdurdan, failden ve olay yerinden aktarılabilecek küçük fiziksel delilleri ifade eder. “İz” terimi cam parçaları ve lifler de dahil olmak üzere çeşitli malzeme türlerinden başka kan lekesi ve parmak izlerini tanımlamak için de kullanılabilir.

Burada “Adli Eser” (Forensic Artefact) kavramını açıklamanın tam zamanı. Kavram, olay yerinde bulunan ham izlerin, olay yeri uzmanı tarafından (CSI) bilimsel ve yasal olarak kabul edilebilir nesnelere dönüştürülmüş hali olarak tanımlanıyor. Adli eserler, olay yerindeki devasa miktardaki iz arasından suçla ilgili ve anlamlı olanların seçilmesi, toplanması, paketlenmesi ve kaydedilmesiyle bilinçli olarak oluşturuluyor.

Ancak bunu yapabilmenin önemli bir şartı var: O da “Olay yerinin korunması” Olay yeri incelemecisinin çok sayıdaki iz arasından hangilerinin "anlamlı" olduğunu ayırt etmek için bilimsel protokoller, tecrübe ve iletişim becerilerini birleştiren bir dizi yöntemi kullanabilmesi gerekiyor.

Mağdur ve tanıklarla iletişim kurularak nelerin yerinin değiştirildiği veya suç fark edildikten sonra nelere dokunulduğu gibi spesifik sorular sorarak, suçla doğrudan ilgili olan izlerin gündelik yaşamın bıraktığı izlerden ayrılması gerekiyor. “Her temas bir iz bırakıyor” ama ilke incelemecinin aleyhine de çalışıyor. Eğer her temas bir madde transferine yol açıyorsa, olay yeri inceleme uzmanının, tanıkların, basın mensuplarının, meraklı gözlerin olay yerindeki her hareketi ve teması da kaçınılmaz olarak istenmeyen izler bırakıyor, yani kontaminasyona neden oluyor.

Burada Uğur Mumcu Cinayeti’nin olay yerini hatırlayalım, çok eski değil. Ya da Narin’in köyündeki kriminal pratiğin, hepimizin vicdanında yara oluşturacak kadar hatalarla dolu halini...

Hinterkaifeck Cinayetleri” neden hala ilgi çekiyor?

Çünkü Hinterkaifeck’de yaklaşık bir asır önce yaşananlar klasik bir “Katil kim? anlatısının çok ötesinde gibi görünüyor. Hinterkaifeck’i unutulmaz yapan sadece cinayet değil; cinayetten önce çiftlikte “bir şeyin zaten yanlış gitmekte olduğu” hissi. Modern adli soruşturmanın çözemediği olay, zamanla kriminal olgudan çok folklorik bir hayalete dönüşüyor.

Oysa adli tıpın, modern dünyanın “hayalet kovucusu” gibi çalışması beklenirdi.

Adli tıp ve adli bilimler, belirtiyi açıklamaya, korkuyu ölçülebilir hale getirmeye, bilinmeyeni nedenselliğe çevirmeye çalışır. Bir ceset artık “lanetli beden” değil; travma paterni, ölüm zamanı, yara izi, rigor mortis (ölü katılığı) meselesidir. Modern soruşturmanın mantığıdır bu.

Ama Hinterkaifeck’te bu mekanizma tam kapanmıyor. Aksine olayda, soruşturmanın eksikliği kadar soruşturmanın varlığı da huzursuzluğumuzu (tekinsizlik hissetmemizi) besliyor. Cesetler bulunuyor ama anlatı tamamlanmıyor. Fiziksel kanıtlar anlam üretmiyor. Fail olasılıkları artıyor ama bir türlü kesinleşmiyor. Ölüm nedeni açıklanıyor ama “ölümün öyküsü” açıklanmıyor.

Ev güvenli alan olmaktan çıkıyor, gündelik olan bozuluyor; çiftlik, aile, yemek masası, ahır gibi sıradan mekanlar tehdit üretmeye başlıyor.

Mark Fisher’ın “the eerie” (ürkütücü) kavramı olayın tam orta yerinde duruyor. “Orada olmaması gereken birinin varlığı” veya “Orada olması gereken birinin yokluğu” Hinterkaifeck tam olarak bu ikisinin arasına yerleşiyor. Modernizmin ve bilimin her şeyi açıklayabileceğine yönelik anlatı orta yerinden çatlıyor.

Hinterkaifeck davası, adli bilimler alanında önemli bir etki yarattı. Olay yerinin kirlenmesi ve adli incelemenin gecikmesi gibi ilk soruşturma sırasında yapılan hatalar, doğru olay yeri protokolünün önemini vurguladı. Bu dava, adli soruşturmalarda daha titiz prosedürlerin geliştirilmesi için bir katalizör görevi gördü.

Hinterkaifeck cinayetleri, trajik ve dehşet verici olsa da, çözülmemiş gizemlere duyulan insan merakına dair büyüleyici bir inceleme sunuyor. Cevap bulma, adaleti sağlama ve anlamsız olanı anlamlandırma arzusu, bu tür olayların kalıcı cazibesinin teminatı gibi görünüyor.

  • Alex Leandro Dos Santos, The Strange Case of the Hinterkaifeck Murders, Criminal, 2023.
  • Nikita Gomes, The Hinterkaifeck Murders: Germany’s Creepiest Unsolved Case, Medium, 2025.
  • E. A. Nich, The Hinterkaifeck Murders, A Century – Old Mistery, Vocal Media, Criminal, 2020.
  • David Wyatt, Practising crime scene investigation: trace and contamination in routine work, An International Journal of Research and Policy, 2013.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Anıl Özgüç Arşivi

“Orada Kimse Var Mı?”

30 Kasım 2025 Pazar 07:00

Aynanın Arka Yüzü: Doppelgänger

19 Ekim 2025 Pazar 07:00