Mehmet Şandır
Gündem toplumu yoruyor
Öncelikle bölgemizde olmak üzere dünyanın hemen her yerinde yaşanan küçüklü büyüklü çatışmalar, jeopolitik gerilimler, ticaret savaşları ve insanlığın üzerine bir kabus gibi çöken ‘Sarı Bela’ tehditleri; bize ‘evin için’" unutturdu; toplumun gündeminden yine uzaklaştık.
Toplumun gündemi değişmiyor; hayat pahalılığı, can güvenliği ve umutsuzluk...
TÜRK-İŞ'e göre Ocak 2026'da dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 31.224 TL, yoksulluk sınırı ise 101.706 TL’ye yükselmiş. Ocak ayında mutfak enflasyonu bir önceki aya göre yüzde 3,58 oranında artmış, on iki aylık dönemdeki artış oranı yüzde 41,08.
Yaklaşık beş milyon kişi, "en düşük maaş alan emekli", sefalet ücretine mahkum. Ortalama ücrete dönüşen asgari ücret 28 bin lira. En az on beş milyon insanımız asgari ücrete veya açlık sınırı altında düzenli bir gelire hasret; işsiz, iş bulmaktan umudunu kesmiş, sosyal yardıma muhtaç.
Yoksulluk 'yeni normal' olmuş. Bir hanede iki kişi çalışmış olsa da ‘yoksul olmaktan’ kurtulamıyor, onurlu bir yaşam oluşturamıyor.
Daha da acısı, açlık sınırı altında bir gelirle yaşayanlarla lüks bir yaşam sürenler yani tuzu kurular aynı sokakta birlikte yaşıyorlar. Ateşle barut misali patlamaya hazır bir sosyal yapıya dönüştük. Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında gelir dağılımı adaletsizliğinde birinci sırada yer alıyor.
TÜİK'in 2023 yılı gelir dağılımı istatistiklerine göre, en yüksek gelire sahip grubun toplam gelirden aldığı pay yüzde 48’den 49,8’e yükselmiş, en düşük gelir grubunun payı yüzde 5,9 olmuş; 8 kat.
Bu yaman çelişki çok uzun yıllar böyle devam ediyor, bir türlü düzeltilememiş. İnsanlar ya gayri meşru yollara düşmüş ya da 'tükenmişlik sendromu' içinde umutlarını kaybetmiş.
Cinnet geçiren bir topluma dönüştük, sokaklar kan kokuyor. Manisa'da bir baba, yedi çocuğunun annesi olan eşini sokak ortasında öldürebiliyor. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonuna göre, 2025 yılında en az 391 kadın erkekler tarafından öldürülmüş.
On beş yaşındaki kız çocuğunun çete lideri olduğu, mafyacılık yaptığı bir dönemde yaşıyoruz. Avrupa basınına manşet olduk. Fransız Le Monde Gazetesine göre Türkiye hızla Latin Amerika ülkelerinde yaşanan şiddet sarmalına sürükleniyor. Suça karışan çocuk sayısı hızla artıyor. Ceza evlerinde beş bin genç yatıyor. Bir eğitim yılında 218 bin çocuk eğitimi terk etmiş, Uyuşturucu kullanımı 14 yaşa kadar düşmüş. Okullarda akran şiddeti can alıyor; tsunami üzerimize geliyor!
Uyuşturucu, kumar, kaçakçılık, sahtekarlık gibi hemen her konuda suç örgütleri yaşamı tehdit ediyor. İçişleri Bakanlığı, çetelere operasyon bakanlığına dönüştü.
Ülke gündemini takip etmek toplumu yoruyor ve bunaltıyor. Öne çıkan dört ana stres kaynağı var; suç ve şiddet haberleri (%29) siyaset (%21) ve ekonomi (%19).
TOPLUM YORGUN VE UMUTSUZ...
MetroPOLL Araştırma’nın "Türkiye'nin Nabzı Aralık 2025" çalışması geçen ay yayınlandı. Toplumsal tükenmişlik endeksi oluşturmak için topluma beş soru sormuşlar. Türkiye’de yaşamak sizi genel olarak nasıl hissettiriyor? Son zamanlarda ülke gündemini takip etmek sizi ne ölçüde yoruyor veya bunaltıyor? Türkiye'deki sorunların giderek çözüleceğine dair umudunuz ne düzeyde? Hayatınıza ilişkin plan yaparken geleceği öngörmekte ne derece zorlanıyorsunuz? Kendinizi ne sıklıkla çaresiz veya umutsuz hissediyorsunuz?
Bu soruların cevapları üzerinden "toplumsal tükenmişlik endeksi" oluşturmuşlar. Kadınların üçte ikisi (%66) “yüksek/çok yüksek tükenmişlik” yaşıyor, erkekler %56.2.Tek asgari ücretle geçinen hanelerde “yüksek/çok yüksek tükenmişlik” oranı %70’in üzerinde. 18-34 yaş aralığında %59.9 oranında. Her iki kişiden biri (%55) “fazla” ya da “çok fazla bunalıyorum” diyor. Toplumun yaklaşık yarısı (%44,3) bu yıl profesyonel ya da örgütlü destek ihtiyacı hissettiğini ifade ediyor. 2025 yılında Türkiye’de tüketilen antidepresan miktarı 71 milyon 527 bin 690 kutuya ulaşmış. 18–34 yaş aralığında bulunan insanlarımızın %50'si Türkiye'de kalmak istemiyor. Toplumun genel ruh hali karamsar; katılımcıların %46,8’i “kötü bir yıl” beklediğini ifade ediyor.
2025 sonunda ortaya çıkan tablo, ekonomik verilerin ötesinde bir “duygu iklimi”nin şekillendiğini gösteriyor. Türk toplumu yorgun, gergin ve umutsuz! Bu durum sürdürülemez, sürdürülmemeli. ‘Evin içinde’ yangın var! Ülke yöneticilerini dostça uyarıyorum!