Umarım balatayı yediğimizle kalırız

Bir önceki yazımda ne menem şeydir şu stagflasyon anlatacağım demiştim. Bu sebeple oturdum bilgisayarımım başıma başladım vurmaya klavyenin tuşlarına.

Bu aslında bir ekonominin aynı anda hem frene hem gaza basması gibi bir şey.

Ekonomide bazı dönemler vardır; ezberler bozulur, kitaplar yeniden yazılır. 1970’lerin sonu tam olarak böyle bir dönemdi. Ekonomi durgundu… Ama fiyatlar hızla artıyordu. Normalde bu ikisi birlikte olmaz. Ama oldu.

Ve adı stagflasyon konuldu.

Bugün geriye dönüp baktığımızda, bu hikâyenin başlangıç noktası aslında çok tanıdık: Enerji. Ve enerjinin yarattığı kriz ortamı.

1973’te petrol bir anda pahalandı. Tanıdık geldiyse yaklaş biraz daha. Üretimin ana girdisi olan enerji maliyetleri patladı. Daha yüksek maliyetle üretmek zorunda kalındı. Ve haliyle daha az. Sonuçta ekonomiler yavaşladı. Ama fiyatlar düşmek yerine daha da yükseldi. Yani sistem, aynı anda hem frene hem gaza basmaya başladı.

Ezberde olan kurallar uygulanmaya başlandı. Merkez bankaları büyümeyi desteklemek için likidite sağladı. Faizler düşürüldü. Paralar pompalandı. Ama hiçbir şey düzelmedi. Sorun talepte değildi. Kriz, arz kaynaklıydı. Klasik yöntemler işe yaramadı.

1970’lerin sonunda daaaan diye duvara çarpınca, Amerika Merkez Bankası tarihinin en uzun adamı sahneye çıktı. Paul Volcker faizleri sert şekilde artırdı. Ekonomiyi bilerek yavaşlattı. Bu çok acı verici oldu tabii. Resesyon, işsizlik, protesto… Ama acı reçeteler böyledir. Bugünü kurtarmaz ama gelecek nesilleri rahat ettirir. Volcker, çocuklarımızın geleceği demiş olsa gerek.

Çoğunlukla büyümeden feragat etmemek içi karar vericiler enflasyona katlanmayı tercih ediyorlar ama gerçekten enflasyon çözülmeden büyüme sürdürülebilir olmuyor.

Neden anlattım ben bunları? Fark edeceğiniz üzere durum aynı.

Enerji şokları…

Jeopolitik gerilimler…

Yükselen petrol fiyatları. Düşen büyümeler. Asla düşmeyen enflasyon.

Ekonomi bazen gerçekten aynı anda hem frene hem gaza basabilir.

Sorun şu ki direksiyon hakimiyeti korunabilecek mi? Yoksa acı bir fren şarampole yuvarlanmadan bizi durdurabilecek mi? Bu işten hasarsız çıkmak mümkün değil. Umarım balatayı yediğimizle kalırız.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mine Uzun Arşivi

Hazır mıyız son düzlüğe?

26 Kasım 2025 Çarşamba 07:00

Çilekeş yatırımcı

12 Kasım 2025 Çarşamba 07:00