Fikret Bulut
Başkanların 'güvenli limanı' neresi?
Çocukluğum futbol topunun peşinde koşmakla geçti. Halı saha henüz icad edilmemişti, edildiyse de bizim oralara gelmemişti. Hoş olsa da saatine para verip oynar mıydık, pek sanmıyorum. O sebeple mahalle aralarındaki boş arsaların, yakınlardaki ekilmemiş tarlaların taşını temizler, iki direk diker futbol sahası haline getirirdik. Kaç arsanın, kaç tarlanın taşını temizlediğimizi hatırlamıyorum bile.
Anne babalar şikayetçiydi.. Evde oturup ders çalışmayan, yazın sanayiye gitmeyip sürekli top peşinde koşturan çocuklardan... "Boyun uzamaz, bacakların yamulur, parantez bacaklı olursun maazallah" telkinlerini geçtim. Bazen öyle argümanları sahaya sürerlerdi ki aklın şaşardı.
Meseleyi bin 400 yıllık tarihsel yaralara dayandıranlar bile vardı. "Oğlum futbol nasıl icad olmuş biliyor musun? Yezid Kerbela'da Hz. Hüseyin efendimizin başını kesip top oynamış. Bu lanet oyun öyle çıkmış. Günah oğlum günah..." ChatGBT'de yok ki sorasın. Ne yalan söyleyeyim etkilenirdik, "Acaba basketbola mı yönelsek, hem boyumuz da uzar" diyenler olurdu... Üç-beş gün sahalardan uzak kaldıktan sonra yine gazozuna maçlar başlardı...
Neyse, aradan yıllar geçti, "biz büyüdük ve kirlendi dünya". Tabii futbolda nasibini aldı bu kirlenmeden. İlgimi de kaybettim zamanla. En son Arjantin-İspanya Dünya Kupasının finalini izledim. Futbolcuların bazı davranışları hiç değişmiyor. Rakip topa müdahale ederken, müdahaleyi kendisine yapılmış gösterip kendini yere atmalar. Bir gözü hakemde, bacağını tutup yerde debelenmeler falan...
Hakemi yanıltıcılar hareketler gırla... Bir de gerçekten rakibe sert dalıp yere serenler var. Onların da şekilleri hiç değişmiyor. Rakibin bileğine tekmeyi bas düşür, sonra düdük çalan hakeme koş. İki gözüm önüme aksın ki ben düşürmedim hocam..." Hakem yerse artık... Yahu bu dünya kupası finali, lig maçı değil. Seni sadece takımın taraftarı değil, bütün dünya izliyor. Değer mi kendini malamat etmeye diyen de yok...
Cumhurbaşkanımız da eski bir futbolcu... "İmam Beckenbauer" namıyla sahalarda boy göstermiş. Acaba hiç rakibini düşürüp, hakeme "Ekmek mushaf çarpsın, vallahi ben düşürmedim hocam" dedi mi bilmiyorum. Ama siyasette bunu yapmaya başladı. CHP'ye butlan atandı, Erdoğan "Bir dahlimiz yok. Yargı kararı. Biz sadece olanı biteni izliyoruz" dedi...
CHP butlan kararı sonrası ikiye bölündü, taraflar karşılıklı kılıçları çekti, birbirine girdi. Erdoğan, "görüyorsunuz muhalefetin halini, bu hal Türkiye demokrasisine zarar veriyor" dedi. Bir buçuk yıldır her gün başka bir CHP'li belediyeye operasyon çekilirken "yargı görevini yapıyor" dedi. Ama bir yandan da operasyondan kaçmak isteyen belediye başkanlarına da transfer kapısını araladı. O kapıyı çalanlara partisinin rozetini takıp "güvenli limana" çekti. Güya CHP'nin başına butlan olarak atanıp güvenli limana çekecek olan Kılıçdaroğlu idi.
Aksine o limanı korsanlar bastı. Şimdi Erdoğan hapse girmeyi göze alamayanları kendi "güvenli limanına" çekiyor. Sadece İstanbul'da 31 mart seçimlerinde 13'e düşen ilçe belediye başkanlıklarının sayısını bu yöntemle 19'a çıkardı. Türkiye genelinde aralarında Aydın ve Afyon gibi illerde de dahil 40'ın üzerinde belediyeyi AK Partili yaptı. Ama şimdi hakem düdük çalsa "vallahi ben bir şey yapmadım. Hizmet için kendileri geldiler" diyecek.
Nitekim en son Tuzla, Şile, Çekmeköy belediye başkanlarına rozet takarken kullandığı ifadeler buna yakındı. "Belediye başkanlarının neden Ak Parti'ye katıldıklarını derin derin analiz etmeye gerek yok. Muhalefetin durumuna bakın yeter" dedi. E tabii muhalefete çelme takan olmadı, kendi kendini yere attı.
Futbolda kendi kendini yere atana "hakemi yanıltıcı davranıştan" ötürü sarı kart gösterilir. Rakibi bile isteye yere serene de müdahalenin sertliğine göre kırmızı kart... Siyasetin hakemi millettir. Acaba şu olup bitene bakınca ilk seçimde kime düdük çalacak, kime kart gösterecek. Futbolda en can sıkıcı olansa hakemin sahada olan biteni görmemesi... Tribünlerden hakeme yönelik güneş görmemiş "sevgi sözcükleri"nin nedeni de çoğunlukla budur. Siyasette ise herhalde en can sıkıcı olanı milletin olanı biteni görmemesi olur herhalde. Hakeme söyleyecek sözümüz her daim var ama millete ne diyeceğiz? "Vermeyince Mabut, ne yapsın Mahmut..."