Derya Kömürcü

Derya Kömürcü

Bildiğimiz Muhalefetin Sonu

Türkiye’de kutuplaşma, seçmen davranışını belirleyen temel dinamik olmayı sürdürüyor. İktidar ve muhalefet blokları arasındaki ayrım o kadar derin ki, ekonomik krizin ağırlaşması, geçim sıkıntısı, yolsuzluk iddiaları, hak ihlalleri ya da hukuksuzluk tartışmaları ana gövdelerde kolayca karşı blok lehine bir kopuş yaratmıyor.

İktidar yanlısı seçmen için temel dürtü, her koşulda iktidarın sürmesini sağlamak. Muhalif seçmen içinse, nasıl olursa olsun iktidarın değişmesini sağlamak. Bu yüzden en kötü koşullarda gidilecek bir seçimde dahi her iki kutbun yaklaşık yüzde 45’lik bir çekirdek desteği koruyacağını görüyoruz. Sonucu, kararını seçime birkaç gün kala veren ortadaki yüzde 10’luk kesim belirliyor. Bu kalıplaşmış destek tablosu hem iktidara hem de muhalefete büyük bir konfor alanı sağlıyor.

İktidar, ne kadar başarısız olursa olsun seçmeni tarafından radikal biçimde cezalandırılmayacağını biliyor. Muhalefet de ne kadar dağınık, ilkesiz, çok parçalı, rakibini taklit eden ve alternatif üretemeyen bir görüntü verirse versin kendi seçmeninin bir biçimde sandığa gideceğine güveniyor. Kemal Kılıçdaroğlu’na kızan Özgür Özel’e yöneliyor, Yeni Parti’ye kızan TİP’e bakıyor, İYİ Parti’den istediğini alamayan Zafer Partisi’ne kayıyor. Ama yine de muhalefet alanının içinde kalıyor ve oy vermekten bütünüyle vazgeçmiyor.

MUHALİF SEÇMENE HEP AYNI REÇETE

2013’ten, Gezi’de yükselen toplumsal muhalefetten bu yana muhalif seçmene tekrar tekrar aynı reçete sunuldu: Sandığa git, en güçlü muhalif partiyi ya da adayı destekle, oyları bölme, iktidar değişsin. Bu stratejinin doğal siyasal sonucu, AKP iktidarını sona erdirmek için CHP’yi iktidara taşıma hedefiydi. Muhalif yurttaşa siyasetin asıl öznesi olması değil, doğru zamanda doğru yerde olup doğru partiye/adaya oy vermesi önerildi. “İlk seçimde kaybedecekler”, “dip dalga geliyor”, “yerelde kazandık, genelde de kazanacağız” denildi. Yurttaştan talep edilen çoğu zaman yalnızca sabır ve oy oldu.

Fakat artık bu siyasetin sınırlarına gelindi. Ana muhalefetin mutlak butlan kararıyla içine sürüklendiği kriz, bölünme ve YENİ Parti’nin ortaya çıkışı, muhalefetin kurumsal kapasitesinin ne denli kırılgan olduğunu ortaya koydu. Özgür Özel’in genel başkanlığının düşmesine yol açan mahkeme kararının ardından kurulan parti, bu kırılmanın en görünür sonucu oldu. YENİ Parti, muhalif seçmenler içinde önce büyük bir ilgi ve heyecanla karşılandı. Kazanma hissini yeniden canlandırır gibi oldu. Sonra CHP’de kalanlar, CHP’ye oy vermeye devam edenler, yeni belediyeler, yeni operasyonlar derken özellikle Üsküdar Belediyesi’nde yaşananlar tabloyu bir kez daha tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

Üsküdar’da yaşananlar seçmen açısından yalnızca bir belediye operasyonu olarak algılanmadı. Seçmenin sandıkta verdiği yetkinin, tutuklamalar, yargısal müdahaleler, belediye meclisindeki değişimler ve başkanvekilliği seçimi üzerinden nasıl ortadan kaldırıldığının simgesi oldu.

Bu nedenle muhalif seçmenler haklı olarak şu soruyu soruyor: Sandıkta kazanmanın gerçekten bir anlamı kaldı mı? Bizim oylarımızla seçilen milletvekillerinin, belediye başkanlarının ya da belediye meclisi üyelerinin siyasi ikbal, baskı veya kişisel çıkar karşılığında taraf değiştirmesini nasıl engelleyeceksiniz?

SEÇMENİ MÜŞTERİ OLARAK GÖRMEK

Burada mesele en doğru adayı bulmak, en güçlü seçim kampanyasını yapmak, seçimlerde başarılı olmak değil. Mesele, siyasi temsilin, kurumsal güvencelerin ve yurttaş iradesinin nasıl korunacağı. Muhalefet, yıllardır Türkiye seçmeninin ezici çoğunluğunun sağ siyasete yakın olduğu varsayımından hareket etti. Kadrolarını sağa açtı, dilini sağa çekti, ittifaklarını sağ unsurlarla genişletti. Ekonomik, toplumsal ve kültürel talepleri mümkün olduğunca herkesi memnun edecek bir ortalamaya indirdi.

İktidarla yarışma, stratejik esneklik sergileme olarak ifade edilen şey aslında giderek siyasetsizleşmeydi. Seçmeni inşa edilmesi gereken siyasal bir özne olarak değil, talepleri ölçülüp karşılanacak bir müşteri olarak görmenin sonucuydu. Oysa iktidara benzeyerek iktidar olunamıyor. Onun diliyle konuşarak, onun kadro mantığını ödünç alarak, onun makbul gördüğü sınırlar içinde hareket ederek ancak pamuk ipliğine bağlı başarılar elde edilebiliyor. İlk ciddi baskıda, ilk kişisel çıkar teklifinde ya da ilk siyasi tehditte dağılan kadrolar, zaten baştan beri sağlam bir siyasal zemine oturulmamış olduğunu gösteriyor.

AKP’nin 25 yıla yaklaşan iktidar dönemine dönüp bakınca muhalif seçmenin siyasetçilerden daha dirençli çıktığını söyleyebiliriz. Seçim yenilgilerine, baskıya, yargı süreçlerine, ekonomik sıkıntıya, hayal kırıklığına rağmen sandığa gitti, itiraz etti, kimi zaman meydanları doldurdu. Fakat artık sabır kadar yorgunluk, hayal kırıklığı kadar öfke de birikiyor. Kritik soru şu: Bu birikim yurttaşları siyasetten bütünüyle koparan bir apatiye mi dönüşecek, yoksa daha örgütlü, daha müdahaleci ve daha cesur bir toplumsal muhalefete mi?

SANDIK ELBETTE VAZGEÇİLMEZDİR AMA…

Türkiye yeni bir rejim içinde yaşıyor. Bu rejimin yalnızca oy kullanarak, hukuki mücadele vererek, “kazanacak aday” üzerinde uzlaşarak ya da muhalif oyları bölmeyerek sona erdirilebileceği aşama geride kaldı. Sandık elbette vazgeçilmezdir, ama sandığı savunacak toplumsal güç yoksa tek başına yeterli değildir. Hukuk mücadelesi vazgeçilmezdir, ama hukukun siyasal olarak etkisizleştirildiği bir düzende yalnızca mahkeme koridorlarına bırakılırsa sonuç vermez.

Muhalefetin yeniden ve çok daha solda bir yerden inşa edilmesi gerekiyor. Bunun koşulu, yurttaşları siyasetin öznesi haline getirmektir. Seçim başarısı güçlü bir toplumsal muhalefetten kaynağını almıyorsa bu rejimin sınırları aşılamaz. Muhalefetin yeniden ve çok daha solda bir yerden kurulması derken kastedilen de budur: Eşitliği, emeği, sosyal hakları, laikliği, kamuculuğu ve özgürlüğü pazarlık konusu yapmayan, yurttaşı yalnızca seçmen olarak değil, siyasetin öznesi olarak gören bir anlayış.

Bildiğimiz muhalefetin sonuna geldik. Şimdi ihtiyaç duyulan şey, daha iyi bir seçim sloganı, daha iyi bir kampanya, daha iyi bir aday değil, hayatın her günü var olan yeni bir toplumsal-siyasal muhalefet.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Derya Kömürcü Arşivi

Yeni Yine Yeniden

26/07/2026 07:00

Ara seçimden fazlası

12/04/2026 07:00

Kamuoyu: Kimin oyu?

15/03/2026 07:00