Derya Kömürcü

Derya Kömürcü

Emekli olup da emekli olamamak

Emeklilik, uzun yıllar boyunca çalışma hayatının sonunda ulaşılan bir güvence olarak düşünüldü. İnsanlar emekli olduklarında yalnızca işlerinden ayrılmış olmaz, aynı zamanda daha sakin, daha güvenceli, daha öngörülebilir bir hayata geçtiklerini varsayarlardı. Emekliliğe dair toplumsal algının özünde de bu fikir yatardı. Yıllarca çalışmış bir insanın artık dinlenme, çalışırken yapamadıklarına zaman ayırma, ailesiyle ve kendisiyle ilgilenme hakkına kavuşacağı öngörülürdü. Bugün Türkiye’de emekliliğin artık böyle bir anlamı yok. Oldukça geniş bir kesim için emeklilik, çalışmanın bittiği değil, başka biçimlerde yeniden başladığı bir dönem haline gelmiş durumda.

Forum Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen Türkiye’de Emekli Yoksulluğu Araştırması’nın bulguları da bu dönüşümü açık biçimde gösteriyor. Araştırma raporu, emekli yoksulluğunun yalnızca düşük emekli aylığı meselesi olmadığını, çalışma hayatı, hane ekonomisi, borçlanma, sağlık, barınma ve sosyal ilişkilerle iç içe geçmiş daha geniş bir yoksullaşma süreci olduğunu ortaya koyuyor.

Araştırma, emekli yoksulluğunu gelir düzeyinin yanı sıra emeklilerin gündelik hayat pratikleri, hane içi geçim stratejileri, çalışma zorunluluğu, borçlanma, sağlık harcamaları, konut koşulları ve sosyal ilişkileriyle birlikte anlamayı amaçlayan karma yöntemli bir çalışma. Bu kapsamda Türkiye’nin farklı illerinden emeklilerle yürütülen nicel anket çalışması, emeklilerin gelir, konut, borç, sağlık, çalışma durumu ve gelecek beklentilerine ilişkin genel eğilimleri ortaya koyarken, derinlemesine görüşmeler emekli yoksulluğunun gündelik hayatın içinde nasıl deneyimlendiğini gösteriyor.

grafik-2-png-1

TERCİH DEĞİL GEÇİM MÜCADELESİ

Emekli yoksulluğunun pek çok boyutu olduğu bir gerçek, ancak bu yazı özelinde tek bir bulguya, daha doğrusu bir toplumsal kırılmaya odaklanmak iyi olabilir: Türkiye’de emeklilerin önemli bir bölümü, emekli olduktan sonra da çalışmak zorunda kalıyor. Bunun temel nedeni, çoğu zaman sanıldığının aksine “emekliler aktif kalmak istiyor” meselesi değil. Elbette bazı insanlar emeklilikten sonra üretken olmayı, sosyal çevre içinde kalmayı, kendini işe yarar hissetmeyi istiyor olabilir. Fakat araştırmanın gösterdiği tablo bunun çok ötesinde ve çok çarpıcı. Emekli olduktan sonra çalışmaya devam etmek, birçok emekli için tercih değil, geçim mücadelesinin vazgeçilmez bir parçası. Zaten son yıllarda dramatik bir biçimde eriyen emekli aylıkları, kira, beslenme, faturalar, sağlık harcamaları ve borç ödemeleri karşısında büyük ölçüde yetersiz hale geliyor. Emekli aylığı, hane bütçesinin ana güvencesi olmaktan hızla çıktığı için emekliler yeniden çalışma hayatına dönmek zorunda kalıyor.

Araştırmanın nicel bulguları bu durumu oldukça çarpıcı biçimde görünür kılıyor. Araştırmaya katılan emekli vatandaşların yüzde 89’u emeklilik sonrası çalışma veya iş arama davranışlarının temel nedeninin geçim zorunluluğu olduğunu belirtmektedir. Yine yüzde 89’u çalışmadan temel ihtiyaçlarını karşılayamayacağını ifade etmektedir.

Dahası yüzde 76 gibi ezici bir çoğunluk, emekli aylığı yeterli düzeye çıksa çalışmayı bırakacağını söylüyor. Bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde, emeklilik sonrası çalışmanın ardındaki ana motivasyonun tercih değil, geçinebilmek olduğu açıkça görülüyor. Başka bir ifadeyle, çalışma hayatından çekilme hakkı gelir yetersizliği nedeniyle fiilen kullanılamaz hale geliyor.

Araştırma raporunda yer alan şu alıntı aslında bu durumu en yalın haliyle ortaya koyuyor: “Emekli maaşım yetse çalışmazdım, evimde otururdum. 77 yaşından sonra benim burada ne işim var? Sabahleyin yarım bardak çay içiyorum, deli gibi buraya geliyorum. 3-5 alayım diye… Emekli parası yetmiyor, yetmiyor.”

grafik-3-png-1

DÜŞÜK ÜCRET, GÜVENCESİZ İŞ

Dahası, emeklilik sonrası çalışma çoğu zaman güvenceli ve düzenli işlerde gerçekleşmiyor. Yaş ilerledikçe insanların çalışabildiği işler de daralıyor. Daha düşük ücretli, daha esnek, daha düzensiz, bazen sigortasız ve fiziksel olarak yıpratıcı işler öne çıkıyor. Böylece emeklilik, çalışma hayatının yüklerinden kurtulmak bir yana, daha düşük pazarlık gücüyle çalışma hayatına geri dönme anlamına geliyor. Emekli, bir yandan yaşlı kabul ediliyor, öte yandan çalışmak zorunda bırakılıyor.

Burada yalnızca ekonomik değil, ahlaki ve psikolojik bir yük de var. Emekliler çoğu zaman “kimseye muhtaç olmamak”, “çocuklara yük olmamak”, “evin masrafına katkı sunmak” gibi gerekçelerle çalışmayı sürdürdüklerini anlatıyor. Sosyal güvenlik sisteminin sağlaması gereken güvence eksildikçe, bireyler bu eksikliği kendi bedenleri, zamanları ve sağlıklarıyla kapatmaya çalışıyor. Yoksulluk yalnızca cüzdanda değil, bedende de hissediliyor. Daha fazla yorgunluk, ertelenen tedaviler, sosyal hayattan geri çekilme ve sürekli geçim hesabı yaparak yaşamak.

Türkiye’de emeklilik kurumu ciddi bir anlam kaybı yaşıyor. İnsanlar emekli oluyor ama çalışmayı bırakamıyor, aylık alıyor ama güvenceye kavuşamıyor, yaşlanıyor ama dinlenemiyor. Emeklilik, yurttaşlık hakkı olarak güvenli bir yaşlılık vaadi taşımaktan uzaklaştıkça, yaşlılık da daha kırılgan, daha belirsiz ve daha yıpratıcı bir döneme dönüşüyor.

Günümüz Türkiye’sinde emekli aylıklarının düzeyi elbette temel meseledir, ancak sorun bundan ibaret değildir. Sorun, emekliliğin toplumsal vaadinin ortadan kalkmasıdır. Çalışma hayatı boyunca ödenen primlerin, verilen emeğin, katlanılan yıpranmanın karşılığında güvenli bir yaşlılık hakkının artık sağlanamamasıdır. Bugün en önemli toplumsal/siyasal taleplerden biri, -hem de sadece emekliler için değil, şu anda çalışmakta olanlar için de- emekliliğin yeniden anlamlı hale gelmesidir.

grafik-4-png-1

Forum Enstitüsü’nün araştırması, bu nedenle yalnızca emeklilerin bugünkü geçim sıkıntısını değil, Türkiye’de yaşlanmanın geleceğini de tartışmaya açıyor. Eğer emeklilik dinlenme, güvence ve onurlu yaşam anlamına gelmeyecekse, toplum olarak yalnızca bugünün emeklilerini değil, yarının yaşlılığını da yoksullaştırıyoruz demektir.

Tam da bu yüzden emekli yoksulluğunun, sadece bugün onu bilfiil yaşayanlarla sınırlı olmayan ve geleceğin emeklileri için de kaçınılmazlaşan yaygın bir olgu haline geldiğini idrak etmemiz gerekiyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Derya Kömürcü Arşivi

Ara seçimden fazlası

12/04/2026 07:00

Kamuoyu: Kimin oyu?

15/03/2026 07:00

2025’ten 2026’ya Türkiye

04 Ocak 2026 Pazar 07:00

Bütçe: Otoriter dönüşümün aynası

28 Aralık 2025 Pazar 07:00

Asgari ücrete bak, rejimi anla

21 Aralık 2025 Pazar 07:00