Derya Kömürcü

Derya Kömürcü

Yeni Parti’nin Potansiyeli

Yeni Parti nihayet kuruldu. Partide yeni olanın ne olduğu ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte, herkesin esas olarak merak ettiği soru, Yeni Parti’nin oy potansiyeli. CHP Genel Başkanlığına mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun getirilmesinin ardından yapılmaya başlanan Özgür Özel tarafından kurulacak yeni bir partinin oy potansiyelini tespit etmeye yönelik kamuoyu araştırmaları, Yeni Parti’nin resmen kuruluşunun ardından genel bir görünüm sunacak derecede çeşitlendi. Dahası partinin lideri Özel de katıldığı yayınlarda partisinin mevcut ve hedeflenen oy potansiyeline dair görüşlerini dillendirdi. 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde CHP’nin aldığı yüzde 38’i taban yapıp hedefi yüzde 50+1 olarak belirledi.

Bunun gerçekçi bir analiz olmaktan ziyade bir liderin siyasi iddiası olarak okunması daha doğru olur. CHP hiç bölünmemiş gibi, CHP’nin tüm seçmenleri firesiz Yeni Parti’ye geçmiş gibi davranmak siyasi olarak makul olsa da analitik açıdan doğruya işaret etmez. Bugün yüzde 2-3’lük firenin seçim kaybettirdiği kutuplaşmış bir Türkiye’de yaşıyoruz.

Dahası, Özel liderliğindeki CHP’nin 31 Mart yerel seçimlerinde aldığı oy oranı da başlı başına CHP’ye ait bir oy oranı değildir. Yerel seçimlerin dinamiği çok başkadır. CHP’yi o seçimde yaklaşık olarak yüzde 38 oy oranına taşıyan iki temel etken vardı. Birincisi söz konusu olan yerel yönetimler olduğu için iktidar bloğunu destekleyen seçmenler genel seçime kıyasla çok daha kolay ekonomik krizden kaynaklı tepkilerini göstererek iktidarı cezalandırabildiler. Ya sandığa gitmeyerek ya da CHP’nin aday gösterdiği -bugün çok da ilkeli siyaset yapmadıkları daha açık görünen- birtakım ‘sağcı’ belediye başkan adaylarına oy vererek tepkilerini gösterdiler ve seçimin sonucunu belirlediler. Söz konusu olan merkezi iktidarı değiştirecek bir seçim olduğunda, hem istikrarsızlık kaygısı hem de son 20 yılda kazandıklarını kaybetme korkusu bu seçmen kümesinin yine iktidar bloğunu desteklemesine yol açıyor. Kaldı ki yarışın içindeki isim Recep Tayyip Erdoğan olduğunda akılcı tercihlerin yanında duygusal etkenler de devreye giriyor ve AKP’yi desteklemekten vazgeçen seçmenlerin bile cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ı desteklemeye devam ettiklerini görüyoruz.

ÖLÇÜM YAPMAK İÇİN HENÜZ ÇOK ERKEN

İkincisi ve en az birinci kadar önemlisi, belediye başkanlarını seçerken muhalif seçmenler de stratejik karar verme eğiliminde oluyor ve kazanacağını düşündüğü muhalefet adayının etrafında toplanmayı tercih ediyor. Bu yüzden CHP’nin 31 Mart’ta elde ettiği yüzde 38’lik desteğin içinde İYİ Parti, TİP, Zafer gibi pek çok muhalefet partisi seçmeninin oyları da vardı. Yerel seçimdeki başarının ardından bu muhalif seçmenlerin bir kısmı Özel’in CHP’sinde kaldı, ancak yarısından fazlası da partilerine geri döndü.

Parti liderinin öznel değerlendirmesi bir yana, kamuoyu araştırmalarının çizdiği tabloya bakacak olursak, en başta herhalde şunu söylemek gerekir: Böyle bir ölçüm yapmak için henüz erken, hem de çok erken. Yeni kurulan bir partinin siyasal alan içindeki pozisyonunun netleşip, örgütlenmesini tamamlayıp, söylem ve politikalarını olgunlaştırıp seçmenlerin geneli tarafından bilinir hale gelebilmesi için birkaç haftadan çok daha fazlasına ihtiyaç var. Türkiye’nin verili kutuplaşmış koşullarında hata payını minimize eden bir seçmen tutum ve davranışı araştırması yapmak zaten son derece zor. Bir yandan muhalefetin yaklaşık iki yıldır maruz kaldığı baskı ortamında yurttaşların gerçek fikirlerini ne dereceye kadar dile getirebildikleri başlı başına bir tartışma konusu. Ama sağlıklı bir araştırma açısından daha önemlisi iki kutup arasında neredeyse hiç geçiş olmayan, herkesin kendi ‘hakikatine’ inandığı bir ortamda söz konusu araştırmalara katılanlar da ağırlıklı olarak iki tarafın ‘militanları’ oluyor. Gri alandaki gerçek sonucu belirleyen ve zaten seçime 2-3 hafta kalan siyasi kanaatleri şekillenen seçmenlere artık araştırmalarda neredeyse hiç temas edilemiyor. Edildiğinde de sıklıkla “cevap yok, kararsızım, oy kullanmayacağım” yanıtları alınıyor ve gerçekliğe hiç de denk gelmeyecek biçimde oransal olarak partiler arasında dağıtılıyor. Bu yüzden kararsızlar ve oy kullanmayacaklar dağıtılmadan önce oy oranı yüzde 25 ölçülen bir partinin oransal dağıtımdan sonraki oy oranını yüzde 32-33 görüyoruz ve gerçek tabloyu analiz etmek yerine bu hayale inanmayı tercih ediyoruz. Kabul edelim ki bütün sorunlu yanlarına rağmen seçime kadar elimizde seçmenlerin tutum ve davranışlarını anlamak için kamuoyu araştırmalarından daha iyi bir araç yok. Ancak bütün siyasal analizi de “anketler böyle gösteriyor” üzerine kurmamak gerekir.

OY POTANSİYELİNİ ÖLÇMEK

Örneğin partilerin çekirdek seçmenleri ve oy potansiyellerine dair bulgular son derece kıymetlidir. Çekirdek seçmen kitlesi ne kadar büyükse o partinin o kadar köklü, krizlerden etkilenmeyecek, konjonktürel gelişmelere göre yalpalamayacak bir gücü olduğunu varsayabilirsiniz. Ama bu bile pamuk ipliğine bağlıdır. Butlan sonrası CHP’nin Kılıçdaroğlu yönetimindeki hali ortada. Bundan üç ay önce hiçbir koşulda CHP’ye oy vermekten vazgeçmeyeceğini söyleyen milyonlarca seçmen akın akın CHP’yi terk ediyor.

Oy potansiyelinin yüksekliği ise esas olarak diğer parti seçmenlerinden sizin partinize olabilecek geçişlere dair bir şey söyler. Partinizin oy oranı yüzde 30 civarındayken oy potansiyelinizin yüzde 50’yi geçiyor olması, gerçekten olacak bir kehanete değil belki de asla gerçekleşmeyecek bir potansiyele işaret eder. Bugün Yeni Parti’ye “oy verir misiniz” diye sorulduğunda “oy veririm” ya da “oy verebilirim” diyen ya da başka bir anlatımla “asla oy vermem” demeyen yüzde 50’nin üzerinde bir seçmen havuzunun olduğunu gördüğümüzde yapmamız gereken bunun gerçek bir oy oranına dönüşeceğini hayal etmek değil, diğer partilerin potansiyelleriyle kıyaslamak ve zaman içindeki kendi potansiyel trendinizi takip etmek olmalıdır.

Son olarak, araştırmalarda birinci parti olarak görünmek ve tabii ki gerçek seçimden birinci parti olarak çıkmak önemlidir. Ancak seçimlerden birinci parti olarak çıkmak TBMM’de en çok milletvekiline sahip parti olmayı bile garantilemediği gibi, Türkiye’nin mevcut yönetim yapısında esas mesele TBMM’de çoğunluğu almak ve kendi adayınızı cumhurbaşkanı seçtirmektir. Cumhurbaşkanı seçilmek için yüzde 50+1’in gerektiği yerde de milletvekilliği seçiminden birinci parti olarak çıkmaktan daha önemlisi muhalif seçmenlerin hemen hepsinin oyunu alacak ve yüzde 50 oy oranını geçecek bir cumhurbaşkanı adayınızın olmasıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Derya Kömürcü Arşivi

Yeni Yine Yeniden

26/07/2026 07:00

Ara seçimden fazlası

12/04/2026 07:00

Kamuoyu: Kimin oyu?

15/03/2026 07:00