Derya Kömürcü

Derya Kömürcü

Yeni Yine Yeniden

Siyasal isimlendirmede "yeni" sıfatı, bir partinin geçmişten radikal bir kopuş vaadini en hızlı ve doğrudan şekilde iletebileceği araçtır. Özgür Özel'in CHP genel başkanlığından mahkeme kararıyla düşürülmesinin ardından 90 milletvekiliyle birlikte kurduğu Yeni Parti, bu stratejinin Türkiye'deki en taze örneği. Parti, adalet, liyakat, şeffaflık, üretim, kalkınma ve toplumsal uzlaşı ilkeleriyle "yeni bir siyaset anlayışı" vurgusu yaparak kendini hem CHP'nin kurumsal krizinden hem de mevcut siyasal tıkanıklıktan ayrıştırmayı hedefliyor. Burada "yeni" sıfatı, bir program vaadinden önce bir meşruiyet krizini çözme aracı olarak devreye giriyor. Parti henüz somut bir ideolojik içerik sunmadan, ismiyle zaten "eskiyle", yani CHP'nin yargı kararıyla atanan yönetimiyle, arasına net bir mesafe koyuyor.

Bu isimlendirme stratejisinin dünya siyasetinde köklü bir geleneğe dayandığı söylenebilir. Tony Blair'in 1990'larda İşçi Partisi'ni "New Labour" olarak yeniden markalaması, partiyi sendika ağırlıklı geleneksel sol kimlikten uzaklaştırıp merkeze taşımanın bir aracı olmuştu. Emmanuel Macron'un "La République En Marche" hareketi de sol-sağ ekseninin dışında "yeni" bir siyaset vaadiyle kurulmuştu. Türkiye'de AKP'nin sıkça başvurduğu "Yeni Türkiye" söylemi de benzer bir işlev görmüş, iktidarı kurumsal ve toplumsal bir kopuşun temsilcisi olarak konumlandırmıştı. Bu örneklerin ortak noktası, "yeni" kavramının siyasette çoğu zaman içerikten önce bir duygu durumu sunmasıdır. Seçmene "artık eskisi gibi olmayacak" vaadi, programatik ayrıntılardan önce iletilir.

ETİKETTEN FAZLASI

Siyasal araştırmalar, parti adının, lider imajının ve sembollerin özellikle düşük bilgiye sahip, siyasete yoğun bir ilgi duymayan ya da ilk kez oy kullanacak seçmenler için karar sürecinde güçlü bir kestirme işlevi gördüğünü ortaya koyuyor. Bu nedenle "yeni" sözcüğü yalnızca bir adlandırma tercihi değil, yorgun, krizli ya da yıpranmış görülen eski siyasal düzen karşısında "başka bir seçenek mümkün" hissini taşıyan bir algı mühendisliği olarak da değerlendirilebilir.

Ne var ki "yeni" etiketi her zaman inandırıcı bir yenilik anlamına gelmez. Seçmen bir süre sonra bu sözcüğü gerçek dönüşümün işareti olarak görebileceği gibi eski aktörlerin yeniden paketlenmesi olarak da okuyabilir. İsim değişikliği tek başına seçmen desteği ve sadakati üretmez, seçmenin bunu liderlik, ideoloji ve performansla birlikte değerlendirdiğini unutmamak gerekir. "New Labour" örneğinde olduğu gibi "yeni" çoğu zaman partiyi merkeze yaklaştırır, geçmiş yüklerden sıyırır, ama bu etki içerik ve örgütlenmeyle desteklenmediğinde kısa sürede sıradan bir etikete dönüşebilir.

İSMAİL CEM VAKASI

İsmail Cem'in 2002'de kurduğu Yeni Türkiye Partisi, kuruluş anında bugün "Yeni Parti" örneğinde gördüğümüz tabloya çarpıcı biçimde benzer bir kamuoyu ilgisiyle karşılanmıştı. Kemal Derviş'in ekonomiden sorumlu bakan olarak edindiği prestij, İsmail Cem'in dışişlerindeki saygın imajı ve Hüsamettin Özkan gibi isimlerin katılımıyla parti, kanaat önderleri ve medya tarafından "kurtarıcı merkez" olarak sunulmuş, 2000-2001 ekonomik krizlerinden bezmiş, Ecevit'in ağır hastalığı nedeniyle liderlik boşluğu yaşayan bir seçmen kitlesine güçlü bir alternatif olarak görünmüştü. Ancak bu yoğun ilgi, partinin örgütsel bir omurga inşa etmesine dönüşemedi. Parti, medyada ve kanaat önderleri arasında yarattığı olumlu havayı, sahada örgütlenmeye, yerel kadrolara ve seçmenle sürekli temasa çevirecek bir yapı kuramadan seçime girdi.

Sonuç, ‘yeni’liğin tek başına yeterli olmadığının somut kanıtı oldu. Kemal Derviş'in son anda YTP'den vazgeçip CHP'ye katılması, partinin en güçlü kozunu elinden aldı ve zaten sınırlı olan örgütsel kapasitesini daha da zayıflattı. 3 Kasım 2002 seçimlerinde YTP, yüzde 1,15 oy alabildi. YTP deneyimini medya desteği ve kanaat önderi ilgisinin ancak somut bir toplumsal taban, güçlü bir örgütlenme ve tutarlı bir liderlik kadrosuyla desteklendiğinde oya dönüşebileceğini, aksi halde "yeni" vurgusunun kamuoyunda yarattığı ilk heyecanın sandıkta hızla eriyebileceğini gösteren çarpıcı bir örnek olarak değerlendirmek gerekir.

VEN VERİ ALTERNATİF

Yenilikçi söylemle iktidara gelen partilerin ortak özelliği, sadece "yeni" demeleri değil, yıpranmış bir siyasal düzenin yerine güven verici bir alternatif olarak konumlanabilmeleridir. Araştırmalar, başarılı meydan okuyan partilerin genellikle hem programatik hem retorik yenilik ürettiğini gösteriyor. Seçmene sadece farklı bir isim değil, farklı bir yönetme tarzı da sunuyorlar. AKP 2002'de Türkiye'deki hegemonik krize ve eski partiler düzenine karşı yeni bir hegemonik proje sunmasıyla, Fransa'da La République En Marche yerleşik parti sistemini aşma iddiasıyla, ABD'de 2008 Obama kampanyası kurumsal yorgunluğa karşı 'değişim' vaadiyle başarılı oldu. Başarıyı belirleyen, somut kadro, örgüt ve iletişim kapasitesiyle desteklenen bir yeniliktir.

12 Eylül cuntası tüm siyasal partilerle birlikte CHP’yi de kapattığında bu, merkez sol siyaset için hayırlı bir süreci başlatmıştı. CHP’nin kapanmasıyla birlikte Cumhuriyet'i kuran devlet partisi yükünden sıyrılan merkez sol önce SODEP sonra SHP çatısı altında kayda değer bir sosyal demokratlaşma ve “emeğin partisi” olma sürecini başlatmıştı. Bugün CHP'deki bölünmenin böyle hayırlı bir sonuca ulaşıp ulaşmayacağını göreceğiz. Ama bugüne dek verilen mesajlar böyle bir vizyona dair herhangi bir ipucu sunmuyor.

KILIÇDAROĞLU'NA ÖFKE

Bugün muhalif seçmen Kılıçdaroğlu’na duyduğu öfke ve karşı tarafa geçen siyasetçilerin yarattığı hayal kırıklığıyla şunu soruyor:

“Benden oy isteyen parti, milletvekili, belediye başkanı, parti yöneticisi yapacağı isimlerin benim oyuma ihanet etmemesini nasıl sağlayacak? Verdiğim oyun benim için utanç konusu haline gelmesini nasıl önleyecek?”

Şimdi dört eğilimi birleştirmek amacıyla yola çıkan bir merkez partinin milletvekili listelerine yazacağı isimlerin öncekiler gibi davaya, iktidarı değiştirme hedefine, muhalefet seçmeninin ilkelerine ihanet etmeyeceğinin garantisi nasıl sağlanacak?

YENİ NEYİ İFADE EDİYOR?

Siyaset sadece seçime indirgendiğinde, siyasal partilerin hedefi alabileceği en yüksek oyu almak oluyor. Literatürde herkesi kucaklayan (catch-all) parti olarak tanımladığımız bu tür partiler belirli bir toplumsal tabana dayanan, o toplum kesimlerini temsil eden, örgütleyen ve özne haline getirerek siyasete katan 20. yüzyıl başının kitle partilerinden farklılaşarak oylarını maksimize etmeyi hedefliyor. Türkiye'de siyasal sistemin mevcut yapısı da yani cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde ülkeyi yüzde 50+1'i alan tek adamın yönetiyor olması da bu oy maksimizasyonunu kaçınılmaz kılıyor. Şimdi Yeni Parti, hiçbir toplumsal taban, ideolojik netlik, siyasal kimlik tarif etmeden, muğlak bir demokratlık tanımı üzerinden Erdoğan karşıtı tüm oylara talip bir pozisyon tarif ediyor.

Her “yeni”, bir noktada “yine” olduğunu gösterir ve mesele, o “yeniden”in gerçek bir dönüşüme mi, yoksa eskinin başka bir versiyonuna mı işaret ettiğidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Derya Kömürcü Arşivi

Ara seçimden fazlası

12/04/2026 07:00

Kamuoyu: Kimin oyu?

15/03/2026 07:00

2025’ten 2026’ya Türkiye

04 Ocak 2026 Pazar 07:00