Derya Kömürcü
Siyasete kızılır, küsülmez
Butlan krizi sonrasında muhalif seçmen içinde giderek yaygınlaştığı gözlemlenen “siyasetle ilgilenmeme” ve “oy kullanmama” tutumlarıyla somutlanan bıkkın, umutsuz ve çaresiz ruh halinin en çok ülkeyi yöneten iktidarın işine geldiği apaçık ortada.
Partilere küsebilir, tercihlerinizi değiştirebilirsiniz ama siyasete küsemezsiniz. Çünkü her şey siyasaldır ve aldığınız her tavır, tutum ve karar, yaşamınızı daha iyi hale getirmek için. Ve attığınız her adım, giriştiğiniz her mücadele siyasaldır. Bu yüzden siyasete küsemezsiniz.
2023 seçimlerindeki yenilginin ardından muhalif toplum kesimlerinin yaşadığı hayal kırıklığı kaçınılmaz bir biçimde siyasete yönelik ilgisizliği, hatta siyaset karşıtlığını beraberinde getirmişti. Değişim beklentisi o kadar büyüktü ki yenilginin hayal kırıklığı da o kadar yıkıcı oldu. Seçmenler siyasete ilgisini yitirirken muhalif siyasi blok açısından en büyük risk, atomizasyon olarak görünüyordu. Siyasi kutuplaşmanın muhalefet tarafında konumlanan seçmenler arasında yaklaşık üçte birlik bir kesim sandığa gitmemek, oy kullanmamak, siyaseti takip etmemek doğrultusunda tutum alıyordu. Geride kalan üçte ikinin ise birbirinden hızla ayrışan, “6’lı Masa”nın günahlarından hızla arınmak isteyen ve ittifakı/işbirliğini anlamsız görerek kendisini büyütmeye çalışan muhalif partiler arasında atomize olması söz konusuydu.
ERDOĞAN'IN PLANI
İktidara alternatif oluşturacak bir odaklanmanın ortadan kalktığı bir tabloda, ülkeyi yönetebilmek için yüzde 50+1’e ihtiyacınız olan bir siyasal sistemde, Cumhurbaşkanı Erdoğan için en ideal senaryo muhalefet partilerinin hızla birbirinden uzaklaşarak ittifak/işbirliği yapamaz hale gelmesiydi.
Bu senaryonun gerçekleşmesini CHP’nin 38. Kurultayı’nda yaşanan lider ve kadro değişimi engelledi. Bu değişimle beraber bir yanda siyasete küsen kesimler için yeni bir umut belirirken, bir yanda da muhalefetin atomizasyonunun önüne geçilmiş oldu ve muhalif seçmenlerin önemli bir kısmı yüzünü CHP’ye döndü. Nitekim bu dönüş 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde CHP’ye büyük bir zafer kazandırdı ve CHP, Türkiye’nin birinci partisi oldu.
İktidar, 31 Mart’ta aldığı yenilgiyi önce “normalleşme/yumuşama” hamlesiyle yıkıcı bir hasara dönüşmeden göğüslemeyi başardı, ilk şok atlatıldıktan sonra da yeni bir siyasal stratejiyi yürürlüğe koydu.
YENİ REJİMİN İNŞASI
Geriye dönüp baktığımızda, o gün yaşarken anlamlandırmakta zorlandığımız pek çok hamlenin aslında bugün geldiğimiz noktayı planlayan, hedefleyen bir aklın bilinçli tercihleriyle hayata geçirildiğini de görebiliyoruz. Konjonktürel esnemeler, geçici duraksamalar olsa da yeni rejimin inşa süreci adım adım gerçekleştirildi.
2024 yılının Ekim ayından itibaren, bugün karşı karşıya olduğumuz tablonun taşları döşenirken ortaya çıkması muhtemel toplumsal tepkinin önünü kesmek için toplumu adeta felç eden, ne yaşadığını anlamasını güçleştiren, anladığında da karşı çıkmasını engelleyen şiddetli bir korku siyaseti devreye sokuldu. 1 Ekim 2024’te TBMM açılışında Devlet Bahçeli’nin DEM Partililerle tokalaşması ve sonraki günlerde gelen Öcalan’la ilgili açıklamaları yeni stratejinin başlangıcına işaret ederken, 30 Ekim’de Esenyurt Belediyesi operasyonu geldi. Birkaç ay içinde Ayşe Barım’ın tutuklanmasından, TÜSİAD yöneticilerinin yargılanmasına, “ünlüler”e yönelik gözaltılardan CHP’li belediyelere yönelik operasyonlara ve tabii ki 19 Mart 2025’te başlayan Ekrem İmamoğlu operasyonuna uzanan, toplumu ve siyasal muhalefeti felç etmeye yönelik bir şok doktrini uygulandı.
Bugün CHP’ye yönelik “mutlak butlan” hamlesi, bir yandan söz konusu şok doktrininin ne kadar başarıyla uygulandığını gösterirken, bir yandan da yeni rejim inşa sürecinin belirli bir aşamanın ötesine geçtiğine ve artık yeni bir rejimden bahsetmemiz gerektiğine işaret ediyor.
ÇARESİZLİK HİSSİ
Bugün geldiğimiz nokta, Mayıs 2023 seçimlerindeki yenilginin yarattığı hayal kırıklığı ve umutsuzluğun çok daha ötesinde bir yenilmişlik ve çaresizlik hissini tetikliyor. Muhalif seçmeni yıllardır ayakta tutan “kazanma ihtimali” giderek zayıflarken CHP içinde ortaya çıkan görüntünün kaçınılmaz sonucu olarak kurumsal siyasete yönelik güven hızla yok oluyor, oy kullanmama, siyasetle ilgilenmeme eğilimi güçleniyor.
Oysa biz şunu zaten çok iyi biliyoruz. Esas itibariyle ana akım siyasi partilerde siyaset, profesyonel siyasetçilerin kendi çıkarlarını maksimize etmek için profesyonelce yaptığı bir iş. Kitleleri mobilize ederek siyasal alana aktif katılımını sağlama düşüncesi bu siyasal elit için en korkulan senaryolardan biri. Onların siyaset diye, seçim diye, liderlik diye topluma sundukları şey aslında kendi kariyer planları.
Bugün yaşadığımız “mutlak butlan” kriziyle birlikte siyasal alana aktif bir biçimde müdahale etmek yerine siyasetten uzaklaşmayı tercih eden muhalif seçmenler, egemen siyaset yapma biçiminin sorunlarını görmezden geldikleri sürece profesyonel siyasetçilerin bir tür halkla ilişkiler ve reklamcılık faaliyeti olarak icra ettikleri siyasete mahkum kalacaklar.
İKTİDARIN İŞİNE GELİR
Siyasetle ilgilenseniz de ilgilenmeseniz de nasıl bir yaşam süreceğinize karar veren siyaset kurumu olmaya devam edecek. Siyasetin yerleşik kurallarının ötesine geçebilmek için aktif olarak siyaset yapmadığınız sürece, önünüze getirilen ikiliklerden hangisini tercih ettiğinizin bir önemi olmayacak.
Son kriz sonrasında muhalif seçmen içinde giderek yaygınlaştığı gözlemlenen “siyasetle ilgilenmeme” ve “oy kullanmama” tutumlarıyla somutlanan bu bıkkın, umutsuz ve çaresiz ruh halinin en çok ülkeyi yöneten iktidarın işine geldiği apaçık ortada.
HER ŞEY SİYASAL
Partilere küsebilirsiniz, tercihlerinizi değiştirebilirsiniz, ama siyasete küsemezsiniz. Çünkü sizin partiler, liderler, milletvekilleri, vb. olarak gördüğünüz siyaset aslında onlarla değil, sizin ne yapıp yapmadığınızla ilgili bir şey. Her şey siyasaldır ve her konuda aldığınız tavır, tutum ve kararla siyasal olanın bir parçası haline gelirsiniz. Yaşamınızı daha iyi hale getirmek için attığınız her adım, giriştiğiniz her mücadele siyasaldır. Bu yüzden siyasete küsemezsiniz.
Bunun yerine, siyaseti beş yılda bir sandığa gidip oy kullandığınız sizin dışınızda işleyen seçim odaklı bir şey olarak görmekten vazgeçebilirsiniz. Bir liderin gelip sizi, memleketi kurtaracağı düşüncesinden vazgeçebilirsiniz. Kazanacağına inandırıldığınız ikincil tercihleriniz yerine gerçek tercihlerinizi destekleyebilir, dahası onların aktif bir parçası olabilirsiniz.
KARAMSARLIĞA YER YOK
Bugün durum dünden çok daha kötü. Ama enerjimizi sömüren bir karamsarlığın körüklenmesine müsaade etmemek gerekir. İktidar için en konforlu senaryo, toplumun “nasıl olsa hiçbir şey değişmez” duygusuna teslim olması, siyasetin bütünüyle itibarsızlaşması ve siyasal alanın tamamen boşalmasıdır. Toplum ne kadar siyaset karşıtı bir pozisyona savrulursa, kötü yönetim, yoksulluk ve adaletsizliğe rağmen iktidarını kalıcı hale getirmek o kadar kolaylaşır.
Bugün toplum olarak karşı karşıya kaldığımız soru şudur:
Kılıçdaroğlu’nun geri dönüşünün ardından ortaya çıkan siyasete yönelik tepki, bizi siyasal apatiye, yani toplumsal bir felce ve siyasetsizliğe mi taşıyacak, yoksa yeni bir siyaset arayışının zemini mi olacak?
ASIL MESELE
Yani asıl mesele, toplumun siyasetin öznesi olup olmayacağı. Ya siyaseti yeniden toplumun içine çekecek, onu gündelik hayatın bir parçası haline getirecek bir hat kurmaya çalışacaksınız ya da başkalarının kurduğu oyunun edilgen figürleri olmaya razı olacaksınız.
Siyasete duyulan öfke anlaşılabilir. Ama o öfkenin yönü belirleyici olacak. Eğer o öfke geri çekilmeye, yılgınlığa ve küskünlüğe dönüşürse, mevcut düzenin en güçlü dayanağı haline gelir. Eğer örgütlenmeye, söz üretmeye ve müdahaleye evrilirse, o zaman gerçek bir siyasal imkan doğar.