Hüseyin Tapınç
Savaş
Yanı başımızdaki savaş bir ayı geride bıraktı. Üstelik bu savaşın süresi ve nasıl bir seyir izleyeceği hâlâ belirsiz. Bu belirsizliğin temel nedeni, ABD tarihinin en kestirilemez, ne yapacağı öngörülemeyen ve bir günü bir gününü tutmayan başkanı.
Savaşa dair en önemli gerçek, bunun küresel ekonomiyi şimdiden sarsmış olması ve etkilerinin derinleşerek sürecek olmasıdır. Savaş uzadıkça, tüm dünya bu etkileri daha ağır biçimde hissedecektir. Bunun temel nedeni, savaşın dünyanın en önemli enerji hatlarından birinde sürmesidir.
ABD-İsrail ikilisinin başlattığı bu savaştan bugün etkilenmeyen bir ülke ya da sektör yok. Dünya özellikle enerji ve gıda fiyatlarındaki artış nedeniyle ciddi bir enflasyon baskısıyla karşı karşıya. Üstelik düşen büyüme oranları ve tedarik zincirinde yaşanabilecek kopmalar nedeniyle işsizlik de kapıda. Savaşın uzarsa dünya ekonomisini çok tatsız günler bekliyor.
Türkiye, hiç kuşkusuz, savaşın etkisini en derinden hisseden ekonomilerden biri. Üç büyük ilde yaşayanlar bu savaşı yakından izliyor ancak savaşın her iki tarafına da mesafeli duruyorlar. Toplumun geniş kesimlerine göre bu “bizim savaşımız değil” ama bizi doğrudan etkileyen bir krizin tam ortasındayız.
Kaygan bir zeminde ilerleyen, uzun süredir devam eden ve artık kronikleşmiş bir ekonomik krizden muzdarip olan Türkiye, savaş ekonomisine son derece zor koşullar altında giriyor.
Muğla’da yaklaşık bir ay önce 60 lira olan motorinin litre fiyatı, yüzde 32 artışla dün itibarıyla 79 liraya ulaştı. Ege ve Akdeniz turizmi ise başta Körfez ülkeleri ve Batı Avrupa’dan gelen rezervasyon iptalleri nedeniyle her geçen gün daha derinden sarsılıyor.
Dünyanın ve ülkenin ekonomik gündemi günden güne ağırlaşırken, üretim ve tüketimin büyük bölümünün gerçekleştiği metropollerde yaşayan tüketicilerin günlük hayatına bakmanın tam zamanı olduğunu düşünüyorum.
Geçen yıl şubat ayında geleceğine iyimser bakan tüketicilerin oranı yüzde 21’di. Altı ay önce yüzde 36’ya kadar çıkan bu oran, bu yıl şubat ayında yeniden yüzde 21’e indi. Ülke ekonomisine ilişkin beklentilerdeki bozulma ise daha çarpıcı: 2025 Şubat’ında ekonominin önümüzdeki on iki ay içinde daha iyi olacağını düşünenlerin oranı yüzde 28’di; bir yıl sonra bu oran yüzde 19’a geriledi.
Tüketicilerdeki bu karamsarlığın en önemli kaynaklarından biri hiç kuşkusuz enflasyon beklentileri. Geçen yıl şubat ayında tüketicilerin yüzde 48’i enflasyonun yükselmeye devam edeceğini düşünürken, geçen ay bu oran yüzde 60’a çıktı.
Toplumun kronik endişe kaynakları olan işsizlik ve borçları ödeyememe korkusu, tüketicilerin dörtte üçünden fazlasını tedirgin etmeyi sürdürüyor. Buna şimdi bir de savaş korkusu eklendi. Geçen yıl şubat ayında tüketicilerin yüzde 42’si bölgesel bir savaştan endişe ederken, bugün bu oran yüzde 80’lere dayanmış durumda.
Bu tablo, tüketicilerin mevcut karamsarlığını pekiştirirken günlük alışveriş davranışlarını da doğrudan etkiliyor. Tüketiciler bir kez daha, başta ev dışı tüketim harcamaları olmak üzere, birçok harcama kaleminde frene bastı; daha doğrusu, zaten sıkılmış kemerlerde yeni delikler açıldı.
Altı ay öncesine kıyasla bu daralmadan ilk aşamada en çok dışarıda yeme içme, aksesuar, kozmetik, eğlence, kültürel etkinlikler, kişisel bakım, giyim ile alkollü ve alkolsüz içecek harcamaları etkilendi. Gıda ve mutfak alışverişini kısmaya başlayanların oranı da yüzde 40’lara ulaştı.
Tüketiciler alışveriş alışkanlıklarını zaten uzun süredir kısıtlı bir hane bütçesiyle yönetiyor. 2026 Şubat’ı itibarıyla metropol illerindeki hanelerin yaklaşık üçte biri gelirleriyle giderlerini karşılayamıyor. Bu kesimin yüzde 70’i kredi kartını, yüzde 40’ı ise avans hesabını bir borçlanma aracı olarak kullanıyor.
Bu sıkışıklık içinde hükümetin ekonomi politikalarını başarılı bulan tüketicilerin oranı, geçen yıl şubat ayında yüzde 30’lar düzeyindeyken, bugün bu oran yüzde 17’ye kadar geriledi.
Tüketiciler hükümetin ekonomi politikalarına olumsuz bakarken, “ana muhalefet partisi hakkında ne düşünüyor?” diye merak edebilirsiniz. Geçtiğimiz yıl şubat ayında seçmenlerin üçte birinden fazlası CHP’nin iktidar karşısındaki politikalarına destek verirken bugün bu oran hemen hiç değişmiyor. Dahası, CHP’nin iktidara gelmesi halinde AKP’den daha başarılı olacağına inananların oranı, aynı dönemde yüzde 51’den yüzde 32’ye geriliyor.
Savaş ve kriz ortamları iktidarları daha çok sever.
***
Kaynak: Sia Insight, Ekonomik Gündem Araştırması (Şubat 2025– Ağustos 2025 – Şubat 2026).