Kuzeyin soğuk tacı: Sophie’den Büyük Katerina’ya

Tarihi şahsiyetleri değerlendirirken kendi değerlerimizin ve bize öğretilenlerin penceresinden izleyerek yaparız bunu çoğu zaman. Çoğunluğun böyle davrandığı bir evrende haliyle bizim kahraman gördüklerimiz başka toplumlar için bir nefret objesine dönüştürülmüş ya da bizim eleştirilere boğduğumuz, bir katil olarak değerlendirdiklerimiz o şahsiyetin içine doğduğu toplumun yere göğe sığdıramadığı bir kahraman sayılmış olabilir. Bu açıdan mümkün olduğunca tarihte derin izler bırakmış şahsiyetlerin anlatılarının yaşadıkları çağın kendi ruhunu, dönemin acımasız güç dengelerini ve ahlaki pusulasını da hesaba katarak yapılmasının çok daha doğru olacağı kanaatindeyim.

Rus tarihi içerisinde Büyük Petro ile birlikte anılan ve modern Rusya’nın kurucularından sayılan Çariçe II.Katerina’nın yaşamına da gelin bu ideallerle bir göz atalım.

● ● ●

Tarihin cilvesine bakın ki, Rusya’yı bir dünya imparatorluğuna dönüştüren bu kadın aslında bir Rus değildi. Almanya’nın küçük bir prensliğinde, Sophie Friederike Auguste adıyla doğduğunda, kimse onun dünya tarihine yön vereceğini tahmin edemezdi. Kendisi de genç yaşta evlenen annesi tarafından hemen hiç sevgi görmeden büyüdü Sophie. Erkek kardeşinin raşitizm hastası olmasının da bunda etkisi vardı. Ancak annesi bir yandan da ergenliğe giren kızı için uygun damat adayları arayışına başlamıştı çoktan. Tam bu sırada binlerce kilometre uzakta, Rusya’da Büyük Petro’nun kızı Yelizaveta (Elizabeth) kansız bir saray darbesi ile tahtı ele geçiriyordu. Evli olmayan ve asla da evlenmeyecek bu güçlü kadın kendisinden sonrası için endişe etmeye başlıyor ve en uygun veliaht olarak da ölen ablasının oğlu Holstein Dükü Karl Peter Ulrich’i seçip onu III.Petro adıyla Rus tahtının bir numaralı adayı haline getiriyordu. Sophie’nin annesi kızına uygun bir eş adayı ararken Çariçe Yelizaveta’da Petro için gelin arayışına çıkmıştı. Zira Çariçe, Rusya’nın buz gibi havasında oturduğu tahtın da kaygan olabileceğini biliyor ve bir an evvel Petro’nun evlenip çocuk sahibi olmasını istiyordu. Sophie 14 yaşında, geleceğin çarı III. Petro ile evlendirilmek üzere karlı ve soğuk Rusya’ya getirildiğinde, karşısında zihnen zayıf, çocuk ruhlu ve Prusya hayranı bir koca buldu. Ancak genç Sophie, köşesine çekilip kaderine ağlamak yerine dönüştürücü bir irade sergiledi. Adını değiştirdi, geceleri gizlice uyanıp ana dili gibi Rusça öğrendi. O, müstakbel kocasının aksine Rusya’yı anladı ve Rusya da onu benimsedi. 28 Haziran 1744’te babasının karşı çıkmasına rağmen Protestan-Lüteryen mezhebinden Ortodoksluğa geçti ve Yekaterina (Katerina) Alekseyevna adını aldı. Gece soğuk koridorlarda Rusça çalışması onu şiddetli bir hastalığa sürükledi, hem Rusçaya ve Ruslara gösterdiği bu ilgi hem de hasta yatağında Ortodoks bir din adamı ile görüşmek istemesi ona duyulan sevginin ve bağlılığın ilk tohumlarını ekti. Evlilik gerçekleştiğinde Çariçe Yelizaveta çiftin bir an evvel çocuk sahibi olmasını istiyor, gece odalarına baskın yapıp hâlâ yatağa girmemişlerse genç çifti azarlıyordu. Ancak çoğu tarihçiye göre genç Petro’nun cinsel bir rahatsızlığı vardı ve haliyle 9 yıl boyunca tam anlamıyla evlilik gerçekleşmedi. Genç Katerina bu süre boyunca sarayda bakire bir eş olarak kalmış, kocası ise oyuncak askerleriyle oynamayı ve onu da bu oyunlara dahil etmeyi tercih etmişti. Hatıralarında Katerina bu durumu “Başka şeyler için de işe yarardım herhalde” sözleri ile açıklamıştır. Dokuz yılın sonunda bir varis doğmaması, dönemin asıl hükümdarı Çariçe Elizabeth'i paniğe sevk ediyordu. Zira hanedanın devam etmesi Çariçe Yelizaveta’nın öncelikli konusuydu. Yakışıklı subay Sergei Saltykov, tam da bu kriz anında devreye girdi. Sarayın ileri gelenlerinin ve hatta Çariçe Yelizaveta’nın zımni (üstü kapalı) onayıyla Katerina ve Saltykov bir ilişki yaşadı. Sonunda 1754'te Pavel doğduğunda saray rahat bir nefes aldı. Bugün bile tarihçilerin büyük çoğunluğu, Katerina'dan sonra tahta geçen Çar I. Pavel'in biyolojik babasının III. Petro değil, Saltykov olduğu konusunda hemfikirdir. Doğan çocuğa Rus tarihinin ünlü çarı I.Petro’nun ilk çocuğunun adı olan Pavel ismi kondu. Genç anne Katerina çocuğunu neredeyse hiç göremiyordu. Zira kudretli Çariçe Yelizaveta çocuğun bakımını üstlenmişti. Bu dönemde kocasından ilgi göremeyen, çocuğundan mahrum bırakılan Katerina kendini okumaya verdi. Özellikle Montesquie’nin Kanunların Ruhu kitabını okudu. Sonrasında bu kitap için “Aklı selim her hükümdarın kutsal kitabı olmalıdır.” demiştir.

● ● ●

Çariçe Yelizaveta, 5 Ocak 1762 tarihinde (o dönem Rusya'da kullanılan eski Jülyen takvimine göre 25 Aralık 1761, tam Noel günü) hayatını kaybetti. Onun ölümü, Rus tarihi ve Katerina'nın kaderi için tam bir dönüm noktası oldu. Yelizaveta'nın son nefesini vermesiyle sarayda dengeler anında değişti. Yelizaveta ölünce tahta Katerina'nın hiç sevmediği ve zihnen yetersiz bulduğu kocası III. Petro geçti. Tahta geçer geçmez Prusya hayranı III. Petro'nun yaptığı ilk iş, Rus ordusunu Prusya karşısında geri çekmek ve Prusya'ya boyun eğmek oldu. Bu karar Rus ordusunu çileden çıkardı. Kocasının ordu ve halk nezdinde yarattığı bu nefreti kusursuz bir şekilde kullanan Katerina, Yelizaveta'nın ölümünden sadece 6 ay sonra (Haziran 1762'de) o meşhur saray darbesini gerçekleştirdi. Kocasını tahttan indirdi ve tek başına Çariçe oldu. Yani Yelizaveta'nın ölümü, o küçük Alman prensesi Sophie'nin “Büyük Katerina” olarak dünya sahnesine çıkışının önündeki son kilidi açmış, 34 yıl sürecek II.Katerina devri başlamıştır.

● ● ●

Katerina’nın dönemi aslında büyük bir tezatlar çağıdır aynı zamanda. Bir yanda Avrupa’nın en parlak zekalarıyla, Voltaire ve Diderot ile mektuplaşan, Fransız Aydınlanması'nın felsefi metinlerini hatmeden bir entelektüel vardır karşımızda. Rusya’ya Batı’nın sanatını, tıbbını ve eğitim sistemini getiren, dünyanın en büyük sanat koleksiyonlarından birini oluşturarak bugünkü Hermitage Müzesi'nin temellerini atan, matbaaları çoğaltan, kadınların eğitimi için okullar açan bir Çariçe. Ancak o, “Aydınlanmacı Despot” kavramının tam bir tecessümüdür de. Voltaire ile özgürlük üzerine yazışırken, ülkesindeki milyonlarca köylünün (serflerin) boynundaki kölelik zincirini daha da sıkmıştır. Onun döneminde soylular altın çağını yaşarken, köylüler karanlık günlerini yaşamaya devam etmiştir. Ülkeyi kasıp kavuran Pugaçev İsyanı'nı bastırırken gösterdiği acımasızlık, entelektüel felsefesinin devlet bekası karşısında nasıl kolayca rafa kalktığını gösteriyordu. Tahta çıktığı ilk yıllarda Katerina, gerçekten de Fransız Aydınlanması'nın ideallerini Rusya'nın geri kalmış sistemine entegre etmeye çalışan, samimi bir reformist profili çizdi. 1767 yılında Rusya'nın köhneleşmiş yasalarını tamamen baştan yazmak için “Nakaz” (Talimatname) adında devasa bir metin yayımladı. Bu metin sıradan bir kanunname değil, kelimenin tam anlamıyla bir felsefe fırtınasıydı. Metnin neredeyse yarısını Montesquieu’nün Kanunların Ruhu Üzerine adlı eserinden ve Beccaria'nın Suçlar ve Cezalar Hakkında adlı kitabından bizzat (kendi elleriyle) kopyalayıp uyarlamıştı. Nakaz’da, kanun önünde eşitlik, işkencenin ve idam cezasının kaldırılması, masumiyet karinesi gibi o dönem Rusya'sı için “uzaylı” sayılabilecek kadar ilerici fikirler yer alıyordu. Metin Avrupa'da o kadar sansasyonel bulundu ki, Fransa'da (krallık yönetimi tarafından) devrimci fikirler içerdiği gerekçesiyle yasaklandı.

whatsapp-image-2026-09-11-at-17-13-41
Katerina Sarayı, Çarskoye Selo

● ● ●

Katerina bu Nakaz'ı fiiliyata dökmek için 1767'de Moskova'da muazzam bir Yasama Komisyonu (Ulozhennaya Komissiya) topladı. Bu meclis, soylulardan, tüccarlardan, Kazaklardan, özgür köylülerden ve hatta imparatorluk içindeki Müslüman/Tatar temsilcilerden oluşan yaklaşık 600 kişilik devasa bir yapıydı. Amacı, halkın dertlerini dinleyip Nakaz'ın ışığında modern bir Rus anayasası (kanunlar külliyatı) yazmaktı. Ancak işler hiç de umulduğu gibi gitmedi. Toplanan bu ulusal meclis, sınıflar arası bitmek bilmeyen tartışmalar (tüccarların soyluların haklarını istemesi, soyluların köylüleri ezmesi) yüzünden hiçbir ortak kanun yapamadı. 1768'de Osmanlı ile savaş patlak verince, Katerina bunu fırsat bilip meclisi süresiz olarak dağıttı. 1789 Fransız devrimi ise Katerina’nın ülkede otoritesini daha ağır hissettirmesine vesile oldu.

● ● ●

Bizim coğrafyamızın hafızasında ise Katerina, “Büyük” sıfatıyla değil, bir “kâbus” olarak yer alır. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş sürecinin mimarı odur. Karadeniz'i bir “Türk Gölü” olmaktan çıkaran, Osmanlı donanmasını Çeşme'de alevlere boğan ve en acısı, tamamı Müslüman ve Türk olan Kırım'ı anavatandan koparan lider bizzat kendisidir.1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile attığı diplomatik düğüm, Osmanlı'nın damarlarına enjekte edilmiş bir zehir gibiydi. Önce Kırım'ı “bağımsız” kıldı, ardından 1783'te tek kurşun atmadan ilhak etti. Katerina'nın Avusturya ile planladığı meşhur “Grek Projesi” —İstanbul'u Türklerden alıp yeni bir Bizans kurma hayali— gerçekleşmemiş olsa da, Osmanlı aydınları ve halkı üzerinde yarattığı psikolojik yıkım asırlarca sürdü (Hatta Katerina bu ideale o kadar düşkündü ki yeni kuracağı Bizans Devleti’nin başına geçirmek için doğan ikinci torununa bizzat kendisi Konstantin adını verdi). Kafkaslar ve Balkanlar'dan Anadolu'ya akacak olan kanlı gözyaşı ve bitmek bilmeyen göç dalgalarının ilk fitilini, onun Karadeniz'deki yayılmacı politikası ateşlemiştir.

● ● ●

Tüm bu cihanşümul hamlelerin ardında sadece Katerina’nın zekası değil, onun kurduğu kusursuz “gözdeler” sistemi yatar. Sarayında yasal birer makam gibi konumlandırdığı 12 resmi sevgilisi vardı. Ancak bu isimlerin hiçbiri, tarihi ve Katerina'nın kalbini Grigory Potemkin kadar derinden etkileyemedi. Potemkin sadece bir sevgili değildi. O kimilerine göre bir deha, bir komutan, bir şehir kurucu ve Katerina'nın ruh ikiziydi adeta. Bir saray darbesinde Katerina'ya ettiği sadakat yeminini, devasa bir imparatorluğun güney sınırlarını inşa ederek kanıtladı. Sivastopol’u kuran, Karadeniz Filosu’nu yaratan ve Kırım’ı Osmanlı'dan söküp alan isim oydu.

● ● ●

Katerina ve Potemkin’in ilişkisi, tarihin en ilginç ortaklıklarından biridir. İkili arasındaki tutkulu, fırtınalı ve büyük ihtimalle gizli bir nikahla taçlanan romantik bağ fiziksel olarak sona erdiğinde bile, birbirlerinden kopmadılar. Katerina'nın zekası burada bir kez daha devreye girdi. Aşk yerini sarsılmaz bir siyasi ortaklığa bıraktı. Potemkin, saraya Çariçe için yeni ve sadık genç gözdeler seçerken Katerina da Potemkin'in kendi yeğenleriyle (Engelhardt kız kardeşler) yaşadığı tuhaf ve skandal aşklara büyük bir hoşgörüyle göz yumdu. İkisi de biliyordu ki, bedensel hazlar geçiciydi ama birlikte kurdukları Rus İmparatorluğu kalıcıydı. Potemkin 1791’de öldüğünde, Katerina günlerce odasından çıkmamış ve “Şimdi tamamen yalnız kaldım, artık güvenebileceğim kimse yok” diyerek gözyaşı dökmüştür.

whatsapp-image-2026-09-11-at-17-10-24
Katerina ve Gözdeleri Anıtı

● ● ●

Sonuç olarak II. Katerina, ne tek bir sıfatla yüceltilebilecek bir melek ne de sadece nefreti hak eden bir iblisti. O, gücü ellerinde tutmanın ne demek olduğunu çok iyi bilen, satrancı kurallarına göre değil, kendi koyduğu kurallara göre oynayan bir devlet ustasıydı. Kendi tebaasının bir kısmı için demir yumruklu bir zalim, Osmanlı için telafisi imkansız acıların müsebbibi, Rusya içinse adını altın harflerle tarihe kazıyan bir “Çariçe” oldu.

Bir kadının, yabancısı olduğu bir ülkede en dipten zirveye tırmanıp, dünyanın en tehlikeli ve acımasız coğrafyalarından birinde otuz dört yıl boyunca mutlak hakimiyet kurması onu sevelim ya da sevmeyelim, tarihin sayfalarında tarafsız bir hayranlığı hak eden eşsiz bir portredir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Kerem Gürel Arşivi