Sürgündeki zarafet: Neoliberal çağda narsisizm ve kabalığın yükselişi

Nezaketin yani o ince ve kırılgan bağın insan ilişkilerinden yavaş yavaş çekilmesi, yalnızca bir ahlaki çöküş hikayesi değildir. Bu aynı zamanda çağımızın ekonomik ve politik ruhunun kaçınılmaz bir tezahürüdür de. İnsanın diğer insanla kurduğu bağın yerini bugün insanın diğer insanla girdiği rekabetin alması da tesadüfi bir süreç değil. Yaşantımızın her yerine sızan o vıcık vıcık, yapışkan kapitalizm ve onun son yarım yüzyıldaki en keskin formu olan neoliberalizm, sadece piyasaları değil, insan ruhunu, arzularını ve tahammül sınırlarını da yeniden inşa etmekte.

Dünyanın önde gelen sosyal kuramcılarından David Harvey, Neoliberalizmin Kısa Tarihi adlı eserinde bu dönüşümün yapısal köklerine iner. Harvey’e göre neoliberalizm, salt bir iktisadi model değil, her türlü insani eylemi piyasa mantığı içine hapseden bir politik projedir de. Bu sistemde sosyal koruyuculuğundan vazgeçen ve vatandaşın sofrasından kalkan devlet, sermaye sahiplerinin masasına oturmakta ve bireyi piyasanın acımasız dalgalarıyla tek başına yüzleşmek zorunda bırakmaktadır.

● ● ●

Kapitalizmin o erken dönemlerinde insan, emeğini satan bir araçken, içinde bulunduğumuz bu neoliberal çağda insan, bizzat kendisini yönetmesi, geliştirmesi ve pazarlaması gereken bir şirkete dönüşmüştür adeta. Bu kendi kendinin girişimcisi olma zorunluluğu, toplumsal dayanışmayı parçalayarak yerine derin bir bencillik eker. Harvey’in işaret ettiği özelleştirme ve metalaşma dalgası, yalnızca kamu kurumlarını değil, duyguları ve ilişkileri de metalaştırmıştır. Bugün artık herkes birbirini birer basamak veya engel olarak görmektedir. Takdir edersiniz ki böyle bir dünyada, karşılıksız bir zarafet olan nezaketin barınması da imkânsızlaşır.

whatsapp-image-2026-06-18-at-13-58-07

KENDİNİ SÖMÜREN PERFORMANS

Tam bu noktada Byung-Chul Han’ın derinlikli sosyolojik ve felsefi teşhisleri aydınlatır yolumuzu. Çağımız insanını dışarıdan baskı gören bir köle olarak değil, gönüllü olarak kendini sömüren bir performans öznesi olarak tanımlar Han. Sürekli daha başarılı, daha sağlıklı, daha görünür ve daha mutlu olma zorunluluğu insanı kendi içine hapseder böylece.

Han'ın Ötekinin Kayboluşu ve Eros'un Izdırabı gibi eserlerinde vurguladığı en çarpıcı kavram narsisizmdir. Neoliberal narsisizm, kişinin kendisine aşık olması değil daha çok sınırlarını çizememesi ve dünyadaki her şeyi kendi yansıması olarak görmesidir. Narsist özne, "Öteki"nin ötekiliğine, yani onun bizden bağımsız varlığına tahammül edemiyordur artık. Oysa nezaket, ancak "Öteki"nin varlığını, onun sınırlarını ve haysiyetini kabul ettiğimizde ortaya çıkabilir. Oysa Han'ın deyimiyle günümüzde dünya bir yankı odasına dönüşmüştür. Sürekli kendi sesini duymak isteyen, kendi yaralarını birer performansa dönüştüren bu yeni insan tipi, bir başkasının acısına veya varlığına incelikle yaklaşma yetisini de kaybetmiştir çoktan.

● ● ●

Renata Salecl, yeni yayınlanan Kabalık Çağı adlı eserinde tam da bu hissizleşme sürecinin modern zamanlardaki röntgenini çeker. Salecl’e göre kabalık, günümüz dünyasında bir görgü eksikliği veya ahlaki bir zaaf olmaktan çıkmış aksine (adeta) bir gurur nişanesine, bir güç ve hakimiyet gösterisine dönüşmüştür. Rekabetin ve hızın kutsandığı neoliberal düzende siyasetten sosyal medyaya kadar her alanda hakaret bir performansa, aşağılama ise anlık bir tüketim eğlencesine indirgenmiştir. Sistem, insanı kendi hayatının ve başarısızlıklarının yegâne sorumlusu ilan ederek onu yapayalnız bırakırken, bir yandan da acımasız bir mükemmeliyetçilik dayatır. Bireyin kendi içinde yaşadığı bu yetersizlik ve sıkışmışlık hissi, zamanla dışarıya ve "Öteki"ne yöneltilen tahammülsüzlüğün, o yıkıcı kabalığın en temel yakıtı haline gelir.

whatsapp-image-2026-06-18-at-13-58-17

HERKES BİR MARKA

Salecl, herkesin kendi travmasını veya başarısını pazarlayan bir markaya dönüştüğü bu çağda, ben demeden iletişim kuramayan insanın düştüğü dipsiz kuyuyu işaret eder. Bu kuyu, ortak deneyim fikrinin ve kader ortaklığının parçalandığı yerdir aynı zamanda. Oysa insanın diğerini kendi çıkarları için aşılması gereken bir araç değil, başlı başına bir amaç olarak görmesi gerektiği o evrensel ahlak yasasını hatırlamak, bu hissizlik uykusundan uyanmanın ilk adımıdır. Sadece kendi yankısını arayan bu narsisistik çemberden çıkış, bir başkasının acısında kendi yansımamızı görebilmekten, dünyayı anlamlandıran o ortak ve kederli iradeyi kavramaktan geçer aslında. Salecl’in de kitabında bir umut ışığı olarak altını çizdiği gibi bireylerin sahte kusursuzluk zırhlarını çıkarıp kendi kırılganlıklarını kabul etmeleri ve başkalarıyla yeniden sahici bağlar kurmaları, nezaketi salt bir zarafet kuralı olmaktan çıkarıp çağımızın en güçlü direniş biçimlerinden birine dönüştürecektir.

● ● ●

Bu teorik çerçevenin gerçek hayattaki yansımaları ise oldukça serttir. Neoliberal anlayış, hayatın her alanına “Müşteri daima haklıdır" mottosunu sızdırmıştır. İnsanlar artık hastanelerde, okullarda veya sokakta birer "yurttaş" olarak değil, hizmet satın alan "müşteriler" olarak var olduklarına inanmaktadırlar.

Güncel haberlere yansıyan en çarpıcı örnekler, sağlık çalışanlarına, öğretmenlere veya hizmet sektörü emekçilerine yönelik artan şiddet ve tahammülsüzlüktür. Uçakta hostese bağıran bir yolcu, hastanede doktora saldıran bir hasta yakını veya bir kafede garsonu aşağılayan müşteri... Bu olaylar basit birer öfke kontrolü sorunu değildir. Bu, “Ben paramı (veya vergimi) ödüyorum, dolayısıyla senin üzerinde tahakküm kurma hakkım var” diyen, Harvey’in bahsettiği metalaşmış ilişkilerin ve Han’ın bahsettiği narsistik körlüğün sokağa taşmış halidir (İçinde bulunduğu koşulları övüp “Şu an biz doktor dövüyoruz” diyerek gerinen kadını anımsayalım).

Sosyal medyadaki iletişim biçimi de bu kabalığın bir başka örneği değil midir? Ekranın arkasına saklanan birey, karşısındakinin yüzünü (yani "Öteki"ni) görmediği için en ağır hakaretleri fütursuzca edebilmektedir. Çünkü klavye başındaki insan için karşısındaki bir insan değil, kendi egosunu tatmin edeceği, kendi ahlaki üstünlüğünü kanıtlayacağı bir nesnedir artık.

NEZAKETİN VE İNSANIN ÇÖKÜŞÜ

Sonuç olarak, nezaketin çöküşü, insanın kendi içine çöküşünün bir yansımasıdır. Kapitalist hız ve neoliberal rekabet, insanı kendi başarılarına ve çıkarlarına o denli zincirlemiştir ki başımızı kaldırıp yanıbaşımızdaki insanın gözlerinin içine bakacak, ona bir "merhaba"nın sıcaklığını sunacak mecalimiz kalmamıştır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Kerem Gürel Arşivi

Modernite ve Örgütlü Şiddet

21 Aralık 2025 Pazar 07:00

Sackler Ailesi ve Opioid Krizi

30 Kasım 2025 Pazar 07:00