Uğur Emek
Gelir dağılımındaki bozulma ağırlaşıyor
Özellikle de tek adam rejimine geçtiğimiz dönemden bu yana, Türkiye’de gelir dağılımı giderek bozulmaktadır.
Malum 2014 yılında fiilen, 2018 yılında da resmen tek adam rejimine geçtik.
O gün bugündür zengin daha zengin, fakir daha fakir oldu.
TÜRKİŞ verilerine göre Ağustos ayında yoksulluk sınırı 121 bin 876, açlık sınırı ise 37 bin 388 TL oldu.
Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 48 bin 305 TL’dir.
Asgari ücret ise 28 bin 75 TL.
Bu ne demek biliyor musunuz?
Asgari ücret civarında maaş alan bir çalışan asla tek başına yaşayamayacak.
Dört kişilik ailenin açlık sınırı nedir biliyor musunuz?
Dört kişi barınmayacak, giyinmeyecek, toplu taşıma aracı kullanmayacak. Sadece ama sadece üç öğün yemek yiyecek.
Diyorlar ya ekonomi bozuksa bu lüks lokantaları kimler dolduruyor, lüks araçları kimler kullanıyor?
Evet hikâyenin o tarafı doğru.
Bakın somut bir işi olmayan Melih Gökçek’in oğlu Ahmet Gökçek milyon avrolara takla attırıyor.
201 bin 677 TL milletvekili emeklisi maaşıyla geçindiğini söyleyen Melih Gökçek adliyeye 23 milyon liralık Mercedes S400 ile geliyor.
Hikâyenin bir de öbür tarafı da var nur yüzlüm.
Çöplükler de dolup taşıyor.
70 yaşındaki insanlar, günde 12 saat çöplüklerden kâğıt topluyorlar.
5 yaşındaki çocuklar çöplüklerden yemek yiyorlar.
Bunları görmezden mi geleceğiz?
Tabii ki göreceğiz.
Nasıl mı?
Gelin başlayalım.
GELİR EŞİTSİZLİĞİ
Eşitsizlik uzun zamandır küresel ekonominin belirleyici bir özelliği oldu.
Ancak, son yıllarda eşitsizliğin vehameti giderek artmaktadır.
Küreselleşme ve ekonomik büyümenin sağladığı faydalar orantısız bir şekilde küçük bir azınlığa gitmektedir.
Dünya nüfusunun büyük bir kısmı hâlâ istikrarlı bir geçim kaynağı sağlama konusunda zorluklar yaşamaktadır.
Gelir ve servet dağılımındaki bozulma kaçınılmaz değildir.
Bunlar siyasi ve kurumsal tercihlerin bir sonucudur.
Bu satırlar bana ait değil.
World İnequality Lab’ın hazırladığı 2026 yılı Dünya Eşitsizlik Raporundan aldım.
Rapor gelir, servet, cinsiyet, uluslararası finansman, vergilendirme ve siyasetteki eşitsizlikler konusunda kapsamlı bir resim ortaya koymaktadır.
Bulgular çok nettir.
Eşitsizlik kalıcı ve uç noktadadır.
Eşitsizlik aşırı ve kalıcı olmaya devam ediyor ve birbiriyle kesişen ve birbirini pekiştiren çoklu boyutlarda kendini gösteriyor.
Bununla birlikte veriler, eşitsizliğin azaltılabileceğini de ortaya koyuyor.
Yeniden dağıtımcı transferler, artan oranlı vergilendirme, beşeri sermayeye yatırım ve daha güçlü işçi hakları gibi politikalar, bazı bağlamlarda fark yaratabiliyor.
Milyonlarca hatta milyarlarca dolar serveti olanlara yönelik asgari servet vergisi gibi tedbirler eğitim, sağlık ve iklim değişikliğine uyum süreçlerini finanse etmek üzere harekete geçirilebilecek kaynakların boyutunu gözler önüne sermektedir.
Eşitsizliğin azaltılması yalnızca hakkaniyetle ilgili bir mesele olmayıp, aynı zamanda ekonomilerin dayanıklılığı ve demokrasilerin istikrarı açısından da hayati önem taşımaktadır.
Peki Türkiye’nin eşitsizlik karnesi ne durumdadır?
Gelin bir bakalım.
ÇALIŞAN YOKSULLUĞU
EUROSTAT verilerine göre Avrupa Birliği'nde, çalışan veya kendi hesabına çalışan yetişkinlerin (18 yaş ve üzeri) %8,2'si, çalışma hayatında olmalarına rağmen hane halkı gelirleri ülkelerindeki medyan harcanabilir gelirin %60'ının altında kaldığı için "çalışan yoksulluğu" riski altındadır.
Türkiye’de bu oran % 10,9’dur.
Yani 100 çalışanın 11’i yoksuldur.
Baksanıza asgari ücret açlık sınırının altındadır.
Türkiye Avrupa’da çalışan yoksulluğu açısından İspanya’dan (%11,2) sonra ikinci sıradadır.
Çalışanlarımız bile yoksulsa varın diğerlerinin halini siz düşünün.
Nasıl mı?
Gelin daha yakından bakalım.
TÜRKİYE’DE EŞİTSİZLİK
Yukarıda bahsettiğim Dünya Eşitsizlik raporunda Türkiye’ye ilişkin veriler de bulunmaktadır (s. 194).
Rapora göre Türkiye'de eşitsizlik yüksek düzeyini korumakta ve son on yılda artma eğilimindedir.
Son yıldan kasıt tek adam rejiminin fiilen başladığı 2014 yılından, 2024’e kadar geçen süredir.
En yüksek gelire sahip %10'luk kesim toplam gelirin %53'ünü alırken, en düşük gelire sahip %50'lik kesim gelirin yalnızca %15'ini elde etmektedir.
Gelin bunu size daha ayrıntılı açıklayayım.
2024 yılında 8 milyon 566 bin kişinin başına 81 bin 667 dolar düşmekteydi.
43 milyon kişinin başına ise 4 bin. 623 dolar düştü.
Somut işi olmayanların başına düşen gelir, somut işi olanların başına düşen gelirin 18 katı kadar daha fazladır.
Gelin de bu eşitsizliğe bir şey söyleyin.
Servet dağılımındaki yoğunlaşma ise daha da belirgindir.
En zengin %10'luk kesim toplam servetin %68'ini, sadece en üstteki %1'lik kesim ise %35'ini elinde bulundurmaktadır.
Eşitsizlikten kaçınmanın bir yöntemi zenginden alınıp, yoksulun eğitimine ve sağlığına yani beşeri sermayeye yapılacak yatırımın finansmanında kullanılacak servet vergisidir demiştim ya.
Hah işte, Türkiye’de öyle olmuyor.
Türkiye’deki yerleşikler, OECD’ye göre 33 milyar 600 milyon dolar daha az servet vergisi ödüyor.
Üstüne devletin bu servet sahiplerinden 2026 yılında istisna, muafiyet ve indirimler nedeniyle tahsil etmekten vazgeçtiği vergi harcaması tutarı 3 trilyon 597 milyar liradır.
Bu parayla 128 bin kişiye asgari ücret ödeyebilirsiniz.
Her tercih bir vazgeçiştir.
En yüksek gelire sahip %10 ile en düşük gelire sahip %50 arasındaki gelir farkı, 2014 ile 2024 yılları arasında 32'den 35'e yükselerek belirgin bir şekilde açılmış ve artan eşitsizliklere işaret etmiştir.
Genel olarak Türkiye'de hem gelir hem de servet, giderek artan bir biçimde en yüksek gelire ve servete sahip kesimlerde yoğunlaşmaktadır.
Değerli okur sabrınız kaldıysa gelin bir de TÜİK’in 2025 yılı Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri’ne bakalım.
Devam edelim.
TÜİK
TÜİK’e göre maddi ve sosyal yoksunluk oranı hesabında hane düzeyinde sorgulanan değişkenler; otomobil sahipliği, ekonomik olarak beklenmedik harcamaları yapabilme, evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayabilme, kira, konut kredisi ve faizli borçları ödeyebilme, iki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek yiyebilme, evin ısınma ihtiyacını karşılayabilme ve mobilyaları eskidiğinde değiştirebilme durumudur.
Bu oran için fert düzeyinde toplanan değişkenler ise; eskimiş giysileri yerine yenisini alabilme, düzgün iki çift ayakkabıya sahip olabilme, ayda en az bir kez tanıdıkları ile toplanabilme, ücretli boş zaman faaliyetlerine katılabilme, kendini iyi hissetmek için bir miktar para harcayabilme ve kişisel amaçlı kullanım için internet sahipliği olarak belirlenmiştir.
TÜİK’e göre nüfusun % 12’si yani 10 milyon 279 bin 799 kişi maddi ve sosyal açıdan yoksun.
Sürekli yoksulların oranı ise yıllardır %13-14 arasında seyrediyor.
Ama lüks lokantalar doluymuş.
İyi pazarlar.