Uğur Emek
Yol yabdılar!
Bilenler bilir.
Melih Gökçek Ankara’ya belediye başkanı oldu, önce Eskişehir yolunu taktı kafaya.
Hemen her yıl, asfaltlama çalışmaları nedeniyle Eskişehir yolunu tıkadı.
Sonra kendi deyimiyle “arsa yarattı”, Bülent Arınç’ın deyimiyle “Ankara’yı parsel parsel sattı.”
Eskişehir yoluna döktüğü asfaltın sırrı yıllar sonra anlaşıldı.
Eskişehir yolunun sağına soluna ve devamına inanılmaz derecede rant projeleri gerçekleştirildi.
Söğütözü, Çayyolu, Yaşamkent ve Bağlıca.
Sonra Eskişehir yolunu bıraktı, bu yeni yaşam bölgelerindeki ağaçları keserek yeni yollar yaptı.
Bunları neden hatırladım.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, “büyükşehirlerde trafik sorununun tek çaresinin toplu ulaşım olduğunu” belirterek, "fazla yol yapmanın trafiği daha çok tıkadığını iddia ediyorum” dedi.
Bence Yavaş’ın bu görüşü ders kitabına uygundur.
Buna karşın, Cumhurbaşkanı Erdoğan, ATO Congresium'da düzenlenen AK Parti Ankara Teşkilat Buluşması'nda “Bizden trafik çilesine çözüm bulmamızı bekleyen insanlarımızın karşısına, ‘ne kadar fazla yol yaparsak trafik o kadar çok sıkışır’ gibi absürt tezlerle çıkmadık" dedi.
Erdoğan’ın bu tezi ise ders kitabına uygun değildir.
Nasıl mı?
Gelin bir bakalım.
DERS KİTABI
Bilim insanları hayatı gözlemler.
Bu gözlemlerini genelleştirerek, teoriler kurarlar.
Sonra da bu teorileri, ampirik olarak test edip geliştirirler.
Bu teorilerden bir tanesi de “Braess Paradoksudur.”
Evet, günümüzde kentsel alanlarda trafik sıkışıklığı büyük bir sorundur.
Yol ağlarının tasarımı giderek karmaşıklaşmakta ve ağın genişletilmesi her zaman mümkün olmamaktadır.
Ancak, trafik sorununu çözmek için daha fazla yol inşa etme fikri, görünüşte masum ve oldukça doğal olsa da oldukça kötü bir fikir de olabilir.
Günümüzde kentsel alanlarda trafik sıkışıklığı büyük bir sorundur.
Elbette, daha fazla yol inşa ettiğinizde, daha fazla altyapı mevcut olduğu için insanlara arabalarını daha sık kullanmaları için teşvik de vermiş olursunuz.
Ancak kısayol gibi görünen fazladan bir yol eklemek, yol ağındaki trafiği yeniden dağıtacaktır.
Braess paradoksu, trafik akışının bu yeniden dağılımının ortalama seyahat süresinin daha uzun olmasına yol açabileceğini söyler.
Bu nedenle, özellikle yol ağı sıkışık olduğunda, yeni bir yol inşa etmek trafik sorununu daha da kötüleştirebilir.
Bu sezgisel olmayan olgu ilk olarak 1968 yılında Dietrich Braess tarafından gözlemlenmiştir.
Bu görüşü destekleyen gerçekleşmeler sıkça yaşanmaktadır.
Yıllar önce New York’un trafik sıkışıklığı yaşanan meşhur 42. caddesi trafiğe kapatıldı.
Çoğu kişi bu kapatmanın kıyametti koparacağını düşündü.
Ama öyle olmadı.
Cadde kapatıldığında, trafik rahatladı.
Yıllar sonra, Broadway'de 47. ile 42. Caddeler ve 35. ile 33. caddeler arasında araç trafiğini yasaklamaya karar verildi.
Sadece New York değil.
Örneğin, Güney Kore'nin Seul şehrinde, Cheonggyecheon restorasyon projesinin bir parçası olarak Cheonggye Otoyolu kaldırıldığında şehir genelindeki trafik hızlandı.
Almanya'nın Stuttgart şehrinde, 1969'da yol ağına yapılan yatırımlardan sonra, yeni inşa edilen bir yol bölümü trafiğe tekrar kapatılana kadar trafik durumu düzelmedi.
Bu kararların ardındaki iki ana neden, trafik akışını ve yaya güvenliğini iyileştirmekti.
Kent içinde seyahat, araçların değil, yayaların hakkıdır.
Ne o öyle?
Aracı olmayanlardan topladığınız vergilerle, aracı olanların hayatını kolaylaştırmaktan amacınız nedir?
Buna vizyon mu diyorsunuz?
AKP’li belediyeler, şehir içi trafiği rahatlamak adına yaptıkları yollarla ve battı çıktılarla, şehir merkezlerini yayalara cehennem haline getirdiler.
Şehir içi trafiği rahatlamak için AKP’li belediyelerin tercih etmedikleri toplu taşıma hatları artırılmalıdır.
Nasıl mı?
Devam edelim.
TOPLU TAŞIMA
Toplu taşıma, özel ulaştırmadan farklı olarak, yolcuların kullanımına sunulan grup halindeki taşıma sistemidir. Tarifeli biçimde önceden belirlenen güzergâhlar üzerinde yönetilmektedir.
Uluslararası uygulamalar çerçevesinde geliştirilen bu tanım çerçevesinde sadece şehir içi ulaştırma değil, şehirler ve ülkeler arası ulaştırmayı sağlayan yolcu trenleri, otobüsleri, feribotları ve uçaklar da toplu taşıma kapsamında sayılmaktadır.
(Değerli okur, bu arada AKP’nin önceki ulaştırma bakanlarından birisi, hızlı treni toplu taşımadan saymamıştı. Adamdaki vizyona bakar mısınız? Bu arkadaş bir de İBB’nin trafikten sorumlu eski daire başkanıydı. Varın memleketin halini siz düşünün!)
Şehir içi ulaştırma özelindeyse metro hatları, bireyleri ulaştırmanın en kolay ve en ucuz yoludur.
Yıllar önce Karar Gazetesinde yazmıştım.
Büyük şehirlerde şehir içi ulaşım sorununu çözmek için modern dünya raylı metro şebekelerini oluşturdu.
Metrolar 24 şeritli otomobil veya 7 şeritli otobüs kapasitesi kadar yolcu taşıyabilmektedir.
Metro raylı sistemi enerji tüketimi, zemin alan işgali ve yolcu sayısı bakımından son derece verimlidir.
Özellikle de trafiğin yoğun olduğu işe gidiş-geliş saatlerinde yollardaki tıkanmayı önlemektedir.
Metrolar çevre dostudur ve hava kirliliğine neden olmazlar.
Saydığım bu faydaları nedeniyle modern dünya çok eski zamanlardan beri şehir içi ulaştırmada raylı metro sistemini kullanmaktadır.
Ancak yolların inşaat maliyeti, metroların inşaat maliyetinden daha ucuzdur.
Bunun için de vizyoner AKP’liler, iş yapıyormuş gibi görünmek için metro yerine bolca yol yapmaktadır.
Yolların başlangıçta inşası daha ucuz olsa da özel karayolu taşımacılığı, toplum üzerinde ağır mali yükler oluşturan büyük gizli sosyal ve çevresel maliyetler (trafik sıkışıklığı, kirlilik ve kazalar) taşımaktadır.
Kimin umurunda.
Aşağıdaki şekilde 34 dünya şehrine ait metro hattı ve metro istasyonu sayıları gösteriyorum. Verileri açık kaynaklardan derledim. Karşılaştırmaya olanak sağlamak amacıyla verileri kişi başı haline getirdim.
İlk 10 şehirde bin kişiye ortalamada 119 metre metro hattı bulunmaktadır. Bu sayı Ankara’da 11 ve İstanbul’da 9 metredir. Bu açıdan İstanbul sadece Tahran’ı geçebilmektedir.
Ankara’dan başka, dünyanın hangi başkentinde havalimanına metro hattı yoktur?
Başladığım gibi bitireyim.
Ama yol yabdılar.
Ancak, NATO zirvesi nedeniyle Ankara’da bir hafta boyunca bu vizyoner yolları kullanamayacağız.
Dünyanın büyük metropollerinde olduğu gibi Türkiye’nin başkentinde de yeterince metro ağı olsaydı evlerimize hapis olmayacaktık.
İyi pazarlar.
